LAMB: Tuhaf Festivalin Tuhaf Filmi

27. L’Etrange Festival geçtiğimiz Pazar günü, 19 Eylül 2021’de kapanışını yaptı. Festivalde uluslararası uzun metraj yarışma sonucu olarak verilen Canal Plus Yeni Tür Büyük Ödülü’nün sahibi benim de hakkında bir yazı yazdığım The Innocents oldu. Böylece film aynı zamanda Canal Plus tarafından gösterilmek üzere de satın alınmış oldu. Geçen yılki festivalde aynı ödülü ilk Türk kadın hükümdarı anlatan Tomiris filmi kazanmıştı. Seyirci Ödülü’nü ise Phil Tippett’in yönettiği Mad God isimli animasyon filmi kazandı.

Festival kapanmadan önce izlediğim son film İzlanda’da çekilen Lamb (Kuzu) oldu. Valdimar Johannsson imzası taşıyan Lamb’in (2021) başrollerinde İsveçli yıldız Noomi Rapace (Maria) ve Hilmir Snaer Gudnason (Ingmar) yer alıyor. Lamb filmi bu yılki Cannes Film Festivali’nde Un Certain Regard Orijinallik Ödülü’ne layık görülmüştü.

Lamb’de, dünyanın kuzeyinde, gece gündüz güneşin batmadığı bir dönemde çocuklarını kaybetmiş çiftçi bir aileye konuk oluyoruz. Maria ve Ingmar çocukları öldükten sonra yaşadıkları travmayı atlatamamıştır. Kendilerini çalışmaya veren ailenin başına bir gün bir mucize gelir. Koyunlardan birisi kafası kuzu, bedeninin bir kısmı ise kız çocuğu olan bir varlık dünyaya getirir. Bu sebeple belki de filmin adı “Kuzu Kız” olabilirdi. Dalga geçiyorum elbette. Tıpkı bu anı gören salondaki birçok seyircinin filmle dalga geçtiği gibi. Derken Maria ve Ingmar kaybettikleri çocuklarının ismini kuzuya vererek onu evlat edinirler.

Ancak kuzuyu doğuran koyun da yavrusundan vazgeçmemiştir. Her gün evin önüne gelip kuzu için melemektedir. Burada dalga geçmiyorum. Hakikaten filmde yaşanan bir şeyi anlatıyorum. Maria koyunun yavrusundan vazgeçmemesine ve bitmek bilmeyen melemelerine dayanamayarak sonunda onu yani evlat edindikleri kuzu kızın annesini öldürür. Özellikle benim gibi et yiyen biriyseniz burada dramatikleştirecek fazla bir şey olmadığını düşünebilirsiniz. Ancak Lamb filminde işler pek öyle ilerlemiyor. Maria’ya bu koyunu öldürmek ve yavrusunu çalmak pahalıya patlıyor. Çünkü kuzu kızımızın babası da var elbette. Ancak o sıradan bir koç değil. Yarı insan yarı koç, İzlanda’nın dağlarında yaşayan, iri yarı bir varlık.

Johannsson’un Lamb’inde dramatik yapı, görüntü, ses ve oyunculuk yerli yerinde. Filmde kuzu kızı gördüğümüz sahneler ise yer yer son derece gülünç. İzleyicilerin zaman zaman filmin saçmalamasına kahkahalarla karşılık verdiğine bizzat şahit oldum. Bana öyle geliyor ki bu “gelişmiş” kuzey ülkelerinde hayat o kadar kusursuz işliyor ki böyle “orijinal” konular üzerine film yapma fırsatı bulabiliyorlar. Elbette filmi gören bazı eleştirmenler koyun kız ve filmin finali üzerinden “metafor” zorlamaya çalışabilir.

Şahsi kanaatim dünyadan kopuk bir coğrafyada, gerçeklerden kopuk bir fantezi izlemek istiyorsanız ve boş vaktiniz varsa “kuzu kız” size göre bir film. Bitirirken Lamb’in izleyici karşısına çıkmasının yedi yıl aldığını da buraya ekleyelim. L’Etrange Festival’in filmi sunan program sorumlusu “bu festivali tam da Lamb gibi işler için yapıyoruz” dedi. Öyleyse Lamb için söylenecek en iyi şey “tuhaf festivalin tuhaf filmi” olacak diyebilirim. İyi seyirler.

Beraat Gökkuş

Beraat Gökkuş Twitter

Beraat Gökkuş Instagram

Yazıda adı geçen filmlere ait Dial M for Movie yazıları:

The Innocents (Türkçe)

The Innocents (English)

Tomiris (Almira Tursyn röportajı)

Bir Cevap Yazın