En son ne izledik?

Ash is Purest White

Çinli yönetmen Zhangke Jia’nın yazıp yönettiği bu 136 dakikalık dram, gerçekten de epik bir ağırbaşlılıkla başlayarak (toplumcu öğeler, açılış sahnesinde De Sica’nın gurur duyacağı yakın çekimler) son derece emin adımlarla Çin’in yakın geçmişini, bugününü ve pek de aydınlık olmayan (filmden anladığım kadarıyla, kendi fikrim değil) geleceğini anlatmaya girişiyor. Birçok açıdan bunu başarıyor da, ne var ki benim kişisel olarak filmle şöyle bir sorunum oldu: Senaryoda bir ana damar seçilmeli, yani hangi konuya ağırlık verileceği daha net olmalı.

Filmde 3 temel konu bulunuyor: Çin’in 2001 – 2018 arasındaki toplumsal yapısı, bir mafya ailesinin gündelik yaşamı, üçüncüsü de kendisini sevdiği adama feda eden bir kadın. Ama hangisi esas konu? Çünkü film bu 3 konuyu, bir bakıma filmi üçe bölerek anlatmaya çalışmış, bu da bende inanılmaz bir kopukluk hissi yarattı, sanki 45’er dakikalık 3 ayrı kısa film izliyormuşum gibi. Daha fazla uzatmayayım, kötü bir film diyemem ama, senaryodaki dağınıklığa hazırlıklı gidilmesi naçizane önerimiz.

(H.N.Öztürk)

MIRAI

En son bir ton önyargıyla, bu “çocuk filmini” izlemeye başladık. Ne var ki The Girl Who Leapt Through Time’ın yönetmeni Mamoru Hosoda, yine muhteşem, dokunaklı ve içinizi ısıtan bir anime yazıp yönetmiş. İzlerken aklımıza Spirited Away’in atmosferi, Howl’s Moving Castle’ın başınabuyruk prensi geldi. Şiddetle tavsiye ediyoruz. (16.05.2019)

Eternal Sunshine of The Spotless Mind

Gönlü sinema ile müzik arasında gidip gelen çok yönlü yönetmen Michel Gondry’nin 2004’te çektiği klasik yapıtına tekrar bakalım dedik. Charlie Kaufman ile birlikte senaryoya ortak olan Gondry, usta işi bir hikâye anlatımı ve ders niteliğindeki montaj / devamlılık dengesi sayesinde, harika bir yapım çıkartıyor ortaya. Dediğimiz gibi metin ve replikler kusursuz, bunun yanı sıra filmin sonunda mesaj verilmesini seviyorsanız, insan ilişkileri üzerine kesinlikle altın değerinde bir gözlemle, bir tavsiyeyle de bitiyor bu modern klasik. Oyunculuklar da cabası: Başroldeki Jim Carrey ve Kate Winslet’a Mark Ruffalo, Yüzüklerin Efendisi’nin ardından soluğu sette almış bir Elijah Wood ve iki Spider-Man filmi arasında yapıma dahil olan Kirsten Dunst eşlik ediyor. İzlemediyseniz şiddetle tavsiye ediyoruz! (02.05.2019)

L’heure de la sortie

Acaba Dead Poets Society (1989) ile Village of the Damned (1960) karışımı bir film mi izliyorum dedirten, Fight Club‘ın (1999) kült sahnelerinden bir tanesine şapka çıkartan, hem sıradışı müzikleri, hem atmosfer yaratmadaki başarısı, hem de oyunculukları ile dikkatimizi çeken film, yönetmen Sébastien Marnier’yi yakın takibe almamıza sebep oldu. Ayrıca “serbestçe uyarlandığı” aynı adlı Christophe Dufossé romanını da okuma listemize aldık. (10.04.2019)

At Eternity’s Gate

Van Gogh’un hayatını anlatmaya girişen birçok öncülünden sanatçının iç dünyasını ve hayata bakışını merkeze almasıyla ayrılıyor diye düşündük, Julian Schnabel imzalı bu filmin bizde bıraktığı yerçekimsiz ortamı çok sevdik. (31.03.2019)