Site icon Dial M for Movie

2024 Festivalleri 53. Uluslararası Rotterdam Film Festivali ile Başladı! Dial M for Movie Rotterdam’da!

İtirazlar başlamadan söyleyelim, senenin ilk festivali elbette yarın (28 Ocak) sonlanacak olan Sundance, ancak bize biraz uzak (Utah, ABD) kaldığı için Dial M for Movie olarak çoğunlukla Avrupa festivallerine katılmaya çalışıyoruz. 2024 yılına da Hollanda’nın Rotterdam kentinde, 25 Ocak – 4 Şubat tarihleri arasında gerçekleşen 53. Uluslararası Rotterdam Film Festivali (IFFR) ile başlamış olduk. 2024 yapımı birçok yeni film görmenin heyecanı kesinlikle bambaşka, tabii aynı zamanda yılın ilk aylarında gerçekleşen festivaller (Sundance, IFFR, Berlinale) nispeten benzer bir kaderi de paylaşıyorlar: Uluslararası düzeyde beklenen yapımların büyük bir kısmı Mart-Nisan aylarında genel gösterime sokuluyor, festivaller kapanış yaptıktan sonra. Öte yandan bu durum özellikle Sundance ve IFFR özelinde kendine özgü bir avantaj da sağlıyor: Normalde vizyon göremeyecek birçok alternatif ve aykırı yapımı beyazperdede izleyerek keşfetme imkanı.

2020’de yerleştirilen ve geçtiğimiz yıla dek bu meydanda bulunan iki boyutlu kaplan logosunun yerini bu sene Rotterdam’ın ve IFFR’nin sembolü olarak, küre şeklindeki bu kaplan enstalasyonu almış. Fotoğraf: ©️ 2024, Burcu Meltem Tohum

Yarım yüzyılı aşan tarihiyle IFFR, geçtiğimiz yıllarda birçok yönetmenin ve oyuncunun da belirttiği üzere, bu aykırı duruşu, hatta sıradanlığa başkaldıran yapısıyla sinema emekçilerinin gönlünde çok özel bir yerde. Dial M for Movie olarak biz de tamamen aynı hisleri paylaşıyoruz, IFFR’nin bizi 2021 yılında, akredite basın olarak kabul eden ilk uluslararası festival olması da yine IFFR’yi bizler için özel bir noktaya taşıyor. Bu sene üst üste dördüncü kez akredite basın olarak yine Rotterdam’dayız, filmler hakkındaki ilk izlenimlerimiz ve neler izleyeceğimiz yazının devamında. Bu sene Şubat ayında gerçekleşecek olan Berlin Film Festivali’nden de (74. Berlinale) akreditasyon aldık, dolayısıyla Avrupa festivallerinde olup bitenleri öğrenmek adına sitemize ve sosyal medya hesaplarımıza arada bir göz atmayı ihmal etmeyin deriz. 53. Uluslararası Rotterdam Film Festivali’nde öne çıkan filmlere, izlemeyi planladığımız yapımların listesiyle başlayalım.

Büyük çoğunluğunu izlemeyi planladığım listenin tamamı heyecan verici elbette ancak özellikle öne çıkan birkaç filmden bahsetmekte fayda var; öncelikle dün sabah izleme şansı yakaladığım Full River Red kesinlikle 2024 yılında adından çok bahsettirecek, 74 yaşındaki usta isim Zhang Yimou görkemli filmlere imza atmaya devam ediyor. Ardından yönetmenliğini Karim Aïnouz’un yaptığı ve başrollerde Jude Law ile Alicia Vikander’in bulunduğu Firebrand de oyunculukları ve prodüksiyon kalitesiyle göz dolduruyor. Henüz izlemediğim ancak son zamanlarda gittikçe daha fazla görmeye başladığımız toplumsal hicve bir örnek teşkil ettiği için merak ettiğim bir başka yapım da Daniel Hoesl ile Julia Niemann’ın yönettiği Veni Vidi Vici. IFFR tanıtım kataloğunda bu filmle beraber Saltburn’ün ve Ruben Östlund’un (yanlışlıkla “Östland” yazmışlar hatta) adlarını anmış, umarız kendisinden önce giden ününün karşılığını verecektir. Yine festivalde gösterilecek olan ve ABD’de çoktan belli bir hayran kitlesi edinen The Iron Claw da (Sean Durkin) elbette merakımızı cezbedenler arasında.

Festivalin alternatif afişi ve Festival Direktörü Vanja Kaludjercic

Hamaguchi’nin Drive My Car’ını (2021) veya Wim Wenders’in Perfect Days’ini (2023) hatırlatan “hayatın içinden” filmlere örnek olarak ise her biri üçer saat civarında dolaşan şu üç film anılabilir: Toshihiko’nun Rei’si, Lymi’nin Stormskerry Maja’sı ve tabii ki Zeki Demirkubuz’un Hayat filmi, türü sevenlere önerilir. Hamaguchi demişken yönetmenin son filmi Evil Does Not Exist’in de bu yılki IFFR’de küçük bir talihsizlik yaşadığını not olarak düşelim, filmin dünkü gösteriminde altyazı arızası meydana gelince doğal olarak ben dahil seyircilerin büyük bölümü salonu terk etti. Japonca filmi sadece birkaç kişi altyazısız olarak izlemeyi tercih etti, umarız böyle bir sıkıntı bir daha yaşanmaz. Listemizde yer alan iki biyografi ile (her ne kadar Firebrand de biyografi sınıfına girse de) festivale dair ilk izlenimlerimizi sonlandıralım: 19. yüzyılın tartışmalı sanat tüccarı Charles Augustus Howell’in izinde ilerleyen The Worst Man in London ve ünlü besteci Maurice Ravel’in hayatına odaklanan Boléro. Yönetmen Anne Fontaine’in Boléro’su gözlerinizi yaşartabilir; hem sinemasal açıdan hem de anlatı bağlamında başarılı, Rodrigo Areias’ın The Worst Man in London’ını ise henüz izlemedim, festival ilerledikçe eleştiri yazılarımız da sizlerle buluşacak. Bol filmli günler!

Burcu Meltem Tohum

Fotoğraf: ©️ 2024, Burcu Meltem Tohum
Exit mobile version