SHEEP IN THE BOX: Dijital Mezarı Olmayan Yaşayan Ölüler

79. Cannes Film Festivali’nde yarışma kategorisinde boy gösteren Hirokazu Koreeda’nın yeni filmi Sheep in the Box (2026), insan bedenlerini bir promosyon kutusunun içerisine yerleştiriyor. Bir nevi seri tüketim düzleminde meta konumuna gelen bu bedenler standartlaşmış kargo formatında evlere dağıtılıyor. Hızlı tüketimin anatomisini başka bir kulvara doğru çeken Koreeda, Sheep in the Boxile izleyiciyi adeta bir … Okumaya devam et SHEEP IN THE BOX: Dijital Mezarı Olmayan Yaşayan Ölüler

Feminizmin Yeşilçam Hâli: ŞALVAR DAVASI

Ben antika bir insanım galiba. Hâlâ kitaplığında, kitapların yanında VCD’ler duran ve çok sevdiği filmleri streaming servisleri yerine fiziksel kopyalarından izlemeyi tercih eden insanlardanım. Fiziksel medyanın verdiği hissi seviyorum sanırım. Sevdiğim bir filmin kapağına bakmayı, onu elime almayı, yıllar önce satın aldığım bir VCD’nin arka kapağındaki yazıları okumayı, içindeki silinmiş sahneleri izlemeyi, kamera arkası görüntülerine … Okumaya devam et Feminizmin Yeşilçam Hâli: ŞALVAR DAVASI

BACKROOMS – Çevrimiçi Hayatlar ve Dijital Şehir Efsaneleri

İnternet kendi efsanelerini yaratacak kadar eskidi mi? Hem bilişim hem de şehir efsanesi terimi olan “backrooms” kavramını araştırırken aklıma bu soru geldi. Evet ilk mesaj (Arpanet) 1969 yılında gönderildi, 1983’te de TCP/IP konfigürasyonuna geçildi ama “her evde internet var” diyebileceğimiz yılın 2000 olduğundan bile pek emin değilim, tabii hayatlarımızda baskın olarak belki 20 yıldır var … Okumaya devam et BACKROOMS – Çevrimiçi Hayatlar ve Dijital Şehir Efsaneleri

HOPE: Kadrajın Merkezinde Duygusal Boşluk Olarak Şiddet

79. Cannes Film Festivali’nde yarışma kategorisinde yer alan Na Hong-jin’in Hope (2026) filmi bir yarışma filmine göre oldukça beklenmeyen tempoda ve çizgide bir anlatı sunuyor. Bir travma melodramı fikrinden hareketle gelişen senaryonun düzeneği aynı türde belli başlı yapımları akla getirse de Hope’un kendisini farklı kılan şey tamamen görsel şölenin senaryonun metniyle çok özel bir şekilde … Okumaya devam et HOPE: Kadrajın Merkezinde Duygusal Boşluk Olarak Şiddet

Adımlar, Kumdan Kaleler, Dalgalar… Hayat: ÂDİLE NÂŞİT

Âdile Nâşit’in (oyuncular Meltem Kaptan ve Ayşe Gümüş) 1930 ile 1987 yıllarının arasına sığan, kısa ama gerek kurduğu bağlar gerekse meslek hayatı boyunca Türk sineması ve tiyatrosuna kattıklarını düşündüğümüzde dolu dolu geçtiğini görebildiğimiz ömrü, Çağan Irmak’ın yönettiği, senaryosu Nermin Yıldırım’a ait olan Âdile Nâşit (2025) filmiyle beyazperdeye taşınınca izleyicinin karşısına oldukça katmanlı bir anlatı çıkıyor. … Okumaya devam et Adımlar, Kumdan Kaleler, Dalgalar… Hayat: ÂDİLE NÂŞİT

OBSESSION: Romantik Fantezinin Küflenmiş Popcornu

Vizyona girdiğinden beri adından sıkça bahsedilen Curry Barker’ın Obsession’ı (2025) kuru bir korku komedisi olarak bir duygu organizasyonu filmi. Kült psikoseksüel Amerikan korkusu ile günümüzün “cringe cinema” olarak adlandırılabileceğimiz bir noktasında duran film bireyin duygu mekanizmasıyla oynamak üzerine kurulu. Öyle ki kimi sahnelerde karakterlerin duygu aktarımı, tıpkı yönetmenin That’s A Bad Idea adlı YouTube kanalındaki … Okumaya devam et OBSESSION: Romantik Fantezinin Küflenmiş Popcornu

HOKUM: A Human Horror Story Beneath the Gothic Chaos

Damian McCarthy’s first major Hollywood horror film clearly carries traces of The Shining, but what makes Hokum (2026) genuinely compelling is how it transforms folklore, guilt, and emotional collapse into something deeply human, anchored by one of Adam Scott’s strongest performances to date. Irish filmmaker Damian McCarthy, whom I consider one of the most talented … Okumaya devam et HOKUM: A Human Horror Story Beneath the Gothic Chaos

FJORD: Ahlaki Çürümenin Organik Sınıfsal Dokusu

Aşırı medeni olma durumunu toplumun ortak körlük politikası gibi işleyen Cristian Mungiu, 79. Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye ile ayrılan filmi Fjord’da (2026) bir topluma ait olma ve bu kimlik probleminin yanı sıra göçmenlik politikalarına da değiniyor. Coğrafi sınırlar içerisinde sistematikleşen ve kendi çerisinde belli gerilimler yaratan medeniyete ulaşma hali filmde bir nevi kültürlerarası üstünlüğün … Okumaya devam et FJORD: Ahlaki Çürümenin Organik Sınıfsal Dokusu

SANGUINE: Kısık Ateşte Pişmiş Etin Odunsu Tadı

Marion Le Coroller’nin 79. Cannes Film Festivali’nde Séance de Minuit (Geceyarısı Seansı) kapsamında gösterilen Sanguine (2026) filmi, gore ve body horror dışavurumlarıyla dikkat çekiyor. Julia Ducournau (Titane) ve Coralie Fargeat’dan (The Substance) sonra kadın merkezli body horror serüvenine diğer iki isme oranla daha hafif bir şekilde bağlanan Marion Le Corroller, bedenin tükenmişlik hallerini kademe kademe … Okumaya devam et SANGUINE: Kısık Ateşte Pişmiş Etin Odunsu Tadı

L’INCONNUE: Arzunun Tekinsiz Sahasında Bedeni Erotizm Öğesinden Organikleştirmek

79. Cannes Film Festivali’nde Yarışma kategorisinde dikkatimizi fazlasıyla çeken Arthur Harari’nin yeni filmi L'inconnue (The Unknown, 2026), cinsel ilişki yoluyla kimlik değişimi, beden algısının yerle bir edilmesi ve cinsiyet etiketinin tamamen değişmesi üzerinden oldukça derin ve düşünsel bir katman yaratıyor. Filme kaynaklık eden metin, yönetmenin kardeşi Lucas Harari tarafından yazılan ve çizilen, Le cas David Zimmerman (David Zimmerman Vakası) adlı grafik … Okumaya devam et L’INCONNUE: Arzunun Tekinsiz Sahasında Bedeni Erotizm Öğesinden Organikleştirmek