Yapay tatlılık ve gizli çürüme yapısına gönderme yapan Saccharine ismi dışarıdan çekici bir bağımlılık gibi görünen ancak içerisine derinlemesine dalındığında arzusal olanın iğrenme eşiğine nasıl adım atılabildiğini gösteren bir harita çiziyor. Natalie Erika James’in yazıp yönettiği Saccharine (2026), yönetmenin Relic (2020) filminden sonra renk doygunluğu en çok tavan yapan film olarak izleyicisini selamlıyor. Kullanılan kimi mekânlar her ne kadar günlük yaşamdan tanıdık … Okumaya devam et SACCHARINE: Yenmeye Hazır Vücutların Et Kütle Teorisi
THE ODYSSEY – Destanların ve Sözlü Geleneğin İzinde Bir Sinemasal Şölen
Günümüzde “bir şeyi unutmamak için yazmak gerekir” bağlamında kullanılan “söz uçar, yazı kalır” (verba volant, scripta manent) deyişi, antik dönemde ve özellikle de Ortaçağ’da tam tersi anlama geliyordu: Bir bilginin her yere ulaşmasını istiyorsan, sakın onu yazma, zira yazı ölüdür, durağandır, onu yüksek sesle defalarca tekrarla ki, duyanlar da tekrarlasın ve böylece bilgi yayılsın, denizleri aşsın, … Okumaya devam et THE ODYSSEY – Destanların ve Sözlü Geleneğin İzinde Bir Sinemasal Şölen
Siyahla Beyazın Karşıtlığında: CENNETSİZ ve ANKARA 1979 (2025 İzmir Kısa Film Festivali #3)
Alain Badiou, Siyah: Olmayan Rengin Işıltıları adlı kitabında siyahı ışık ve renklerin yokluğu olarak tanımlamakta, beyazın ise bütün renklerin “dağılıp yok olduğu bir hayalet” olduğunu ileri sürmektedir. Peki, birbirine karşıt olan siyahla beyaz arasındaki etkileşim, hangi anlamlandırmalara yol açar? “Siyah, renklerin Hiç’i, beyaz Her şeyi’dir” diyen Badiou, ikisinin bir araya gelmesi durumunda gerçeğin rengini kaçırdığımıza … Okumaya devam et Siyahla Beyazın Karşıtlığında: CENNETSİZ ve ANKARA 1979 (2025 İzmir Kısa Film Festivali #3)
ROMA ELASTICA : Le corps comme excès d’image
Présenté en Séance de Minuit au 79ème Festival de Cannes, Roma Elastica (2026) de Bertrand Mandico épouse le mouvement d'un rêve où une anarchie visuelle se défait à mesure qu'elle s'étire, jusqu'à rompre ses propres attaches. Dès ses premières images, le film plonge dans la matière du cinéma, laissant ses strates ironiques suspendre toute appartenance au temps. Le terme « elastica » de … Okumaya devam et ROMA ELASTICA : Le corps comme excès d’image
Dagur Kári ile İnsanlık, Sessizlik ve Kendisinin Bile Açıklayamadığı Karakterler Üzerine
Nói the Albino ve Fúsi, izledikten yıllar sonra bile aklımda kalmaya devam eden filmler arasında. Bunun nedeni yalnızca hikâyeleri değil; Dagur Kári'nin karakterlerine bakışındaki şefkat ve sadelik. Onun filmlerinde insanlar çoğu zaman yalnız, başarısız ya da hayatın bir yerinde geride kalmış gibi görünürler. Ama Kári, bu insanlarda trajediden çok insanlık görür. Bu yüzden uzun zamandır merak ettiğim bazı soruları … Okumaya devam et Dagur Kári ile İnsanlık, Sessizlik ve Kendisinin Bile Açıklayamadığı Karakterler Üzerine
Dagur Kári on Humanity, Silence, and the Characters He Can’t Explain
Nói the Albino and Fúsi (Virgin Mountain) are among the films that have stayed with me even years after I first watched them. The reason is not only their stories, but also the compassion and simplicity in the way Dagur Kári looks at his characters. In his films, people often seem lonely, unsuccessful, or somehow left behind by life. Yet Kári sees … Okumaya devam et Dagur Kári on Humanity, Silence, and the Characters He Can’t Explain
Kahramanların Yolculukları: BİZİM OLAN HER ŞEY ve EUDAIMONIA (2025 İzmir Kısa Film Festivali #2)
26. Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali’nde “Ulusal Kurmaca Kategorisi Finalist Filmleri” arasında olan Deniz Kezik’in Bizim Olan Her Şey (2025) ve Gizem İbak’ın Eudaimonia (2025) filmlerinden biri ayna, diğeri kavak metaforuyla tamamlanan iki yolculuk ekseninde birer anlatı inşa eder. Bizim Olan Her Şey, iki erkekle yola çıkmak zorunda kalan bir kadının; Eudaimonia ise bir babayla oğlunun yaşantılarından kesit sunar. Yolculuk izleği söz konusu olduğunda akla ilk … Okumaya devam et Kahramanların Yolculukları: BİZİM OLAN HER ŞEY ve EUDAIMONIA (2025 İzmir Kısa Film Festivali #2)
VIRGINIA WOOLF’S NIGHT & DAY: Woolf için Fazla Güvenli Bir Uyarlama
İranlı-İngiliz yönetmen Tina Gharavi, son filmi Virginia Woolf's Night & Day'de (2026) kadın hakları ve bir kadının özgürleşmesi üzerine değerli mesajlar vermeye çalışsa da bunu oldukça yüzeysel, güvenli ve artık defalarca kullanılmış bir hikâye formülü üzerinden yapmayı tercih ediyor. Kendine Ait Bir Oda'yı okumuş ve onun 20. yüzyılın en çarpıcı eserlerinden biri olduğunu düşünen biri olarak şunu itiraf … Okumaya devam et VIRGINIA WOOLF’S NIGHT & DAY: Woolf için Fazla Güvenli Bir Uyarlama
GENTLE MONSTER: The Silent Genesis of Ethics
Premiering in Competition at the 79th Cannes Film Festival, Marie Kreutzer’s Gentle Monster (2026) explores the epistemological fault lines underlying the ethical structures that shape individual judgment. The film is preoccupied with the limits of language and knowledge, suggesting that truth can only be assembled from the fragments of information individuals choose to disclose to … Okumaya devam et GENTLE MONSTER: The Silent Genesis of Ethics
Şeytanın Ötesinde: THE EXORCIST’te Abject Kadın Bedeni, Annelik ve Patriyarkal Restorasyon
William Friedkin tarafından yönetilen 1973 yapımı The Exorcist korku sinemasının kanonikleşmiş eserlerinden birisidir. Çekildiği dönemden bu yana feminist film kuramı da hız kaybetmeden çalışma alanlarını genişlettiğinden dolayı filmde göz ardı edilen cinsiyet politikaları ve annelik temsili Barbara Creed’in ortaya koyduğu “canavarsı-dişi” kavramıyla ve annelik çalışmalarıyla incelenebilir hale gelir. Korku sinemasında şeytan tarafından ele geçirilme teması … Okumaya devam et Şeytanın Ötesinde: THE EXORCIST’te Abject Kadın Bedeni, Annelik ve Patriyarkal Restorasyon
