Damian McCarthy’s first major Hollywood horror film clearly carries traces of The Shining, but what makes Hokum (2026) genuinely compelling is how it transforms folklore, guilt, and emotional collapse into something deeply human, anchored by one of Adam Scott’s strongest performances to date. Irish filmmaker Damian McCarthy, whom I consider one of the most talented … Okumaya devam et HOKUM: A Human Horror Story Beneath the Gothic Chaos
FJORD: Ahlaki Çürümenin Organik Sınıfsal Dokusu
Aşırı medeni olma durumunu toplumun ortak körlük politikası gibi işleyen Cristian Mungiu, 79. Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye ile ayrılan filmi Fjord’da (2026) bir topluma ait olma ve bu kimlik probleminin yanı sıra göçmenlik politikalarına da değiniyor. Coğrafi sınırlar içerisinde sistematikleşen ve kendi çerisinde belli gerilimler yaratan medeniyete ulaşma hali filmde bir nevi kültürlerarası üstünlüğün … Okumaya devam et FJORD: Ahlaki Çürümenin Organik Sınıfsal Dokusu
SANGUINE: Kısık Ateşte Pişmiş Etin Odunsu Tadı
Marion Le Coroller’nin 79. Cannes Film Festivali’nde Séance de Minuit (Geceyarısı Seansı) kapsamında gösterilen Sanguine (2026) filmi, gore ve body horror dışavurumlarıyla dikkat çekiyor. Julia Ducournau (Titane) ve Coralie Fargeat’dan (The Substance) sonra kadın merkezli body horror serüvenine diğer iki isme oranla daha hafif bir şekilde bağlanan Marion Le Corroller, bedenin tükenmişlik hallerini kademe kademe … Okumaya devam et SANGUINE: Kısık Ateşte Pişmiş Etin Odunsu Tadı
L’INCONNUE: Arzunun Tekinsiz Sahasında Bedeni Erotizm Öğesinden Organikleştirmek
79. Cannes Film Festivali’nde Yarışma kategorisinde dikkatimizi fazlasıyla çeken Arthur Harari’nin yeni filmi L'inconnue (The Unknown, 2026), cinsel ilişki yoluyla kimlik değişimi, beden algısının yerle bir edilmesi ve cinsiyet etiketinin tamamen değişmesi üzerinden oldukça derin ve düşünsel bir katman yaratıyor. Filme kaynaklık eden metin, yönetmenin kardeşi Lucas Harari tarafından yazılan ve çizilen, Le cas David Zimmerman (David Zimmerman Vakası) adlı grafik … Okumaya devam et L’INCONNUE: Arzunun Tekinsiz Sahasında Bedeni Erotizm Öğesinden Organikleştirmek
HER PRIVATE HELL: Neo-Noir Fütürist Şehrin Yorgun Düşmüş Sakinleri
İzleyicinin gerçeklik algısıyla sürekli oynayan bir mekanizmaya sahip olan Her Private Hell (2026), bir yandan fütürist hissettirirken diğer yandan ise arşivde tozlanmış ve uzun süredir izlenilmeyi bekleyen bir filmi andırıyor. Modern toplum eleştirisini tam anlamıyla yapay bir şehrin içerisine yerleştiren Nicolas Winding Refn, karakterlerine kendilerini izleme deneyimi sunuyor. Film tamamen parçalı ve yarım anlatıma sahip; … Okumaya devam et HER PRIVATE HELL: Neo-Noir Fütürist Şehrin Yorgun Düşmüş Sakinleri
FULL PHIL: Kapitalizmin Çöküşüne Gastronomik Bir Bakış
79. Cannes Film Festivali’nde Séances de minuit (Geceyarısı Gösterimleri) kategorisinde gösterilen Quentin Dupieux’nün yeni filmi Full Phil (2026), filmi izlerken izleyicinin aklına adeta La Grande Bouffe (Büyük Tıkınma, 1973), Le Charme discret de la bourgeoisie (Burjuvazinin Gizli Çekiciliği, 1972), Playtime (Oyun Vakti, 1967) ve It Came from Beneath the Sea (Ahtapot, 1955) gibi filmleri getiriyor. … Okumaya devam et FULL PHIL: Kapitalizmin Çöküşüne Gastronomik Bir Bakış
HISTOIRES PARALLÈLES: Yapay Bir Melodramın Yönetmensiz Kalmış Filmi
79. Cannes Film Festivali’nde Yarışma kategorisinde yer alan Asghar Farhadi’nin son filmi Histoires parallèles (Parallel Tales, 2026), tam anlamıyla yönetmenin kendi imzasını bilinçli olarak filmden çektiği ve neredeyse bir Asghar Farhadi ürünü olamayacak bir yapım. Yönetmenin tam anlamıyla yeni bir dokunuş denemek amacıyla kendi kimliğini filmden her anlamda ayırması, filmin en zayıf dokusunu besliyor. Filmin … Okumaya devam et HISTOIRES PARALLÈLES: Yapay Bir Melodramın Yönetmensiz Kalmış Filmi
A SHORT FILM ABOUT KILLING – Sıcak Bir Yaz Gecesinde* Öldürmek Üzerine Kısa Bir Film’in Düşündürdükleri
“Kabil’den bu yana hiçbir ceza dünyayı iyileştirememiştir” der Kieslowski’nin başyapıtının karakterlerinden Avukat Piotr. Bu cümleyi duyduğumuzda, hiç kuşkusuz insanlığın varoluşundan bu yana tüm tarihe dair derin düşüncelere dalmamak elde değildir. Krzysztof Kieslowski’nin efsanevi DEKALOG serisinin 5. bölümünden sinemaya uyarlanan A Short Film About Killing (1988), bize muhtemelen şimdiye kadarki en evrensel, en ‘insani’ soruları sorar. … Okumaya devam et A SHORT FILM ABOUT KILLING – Sıcak Bir Yaz Gecesinde* Öldürmek Üzerine Kısa Bir Film’in Düşündürdükleri
PERDE’nin Ardında: Bakış, Etik ve Sınıf
Bakmak, çoğu zaman sıradan ve masum bir eylem gibi algılansa da toplumsal ilişkilerdeki eşitsizliğin sonucu olarak kurulan bir güç pratiğini gizler. Kimlerin bakışın taşıyıcısı, kimlerin ise nesnesi olduğu ve bu ilişkinin nasıl olağanlaştırıldığı, kültürel yapıyla doğrudan bağlantılıdır. Ataerkil düzende bir denetleme, anlamlandırma ve sahiplenme biçimi olan bakışın taşıyıcısı, özne olarak konumlandırılan erkektir. Bu bağlamda kadın, … Okumaya devam et PERDE’nin Ardında: Bakış, Etik ve Sınıf
COUTURES: Bedenin Kurumsal Mekanlarca Metalaştırılması
Alice Winocour’un yazıp yönetmenliğini üstlendiği ve 45. İstanbul Film Festivali seçkisinde de yer alan Coutures (Moda, 2025), film boyunca bahsi geçen ve karakterlerin içerisinde süzüldüğü kurumları kendi mekanik zaman dilimine doğru çekiyor. Bu şekilde tam anlamıyla kendi diline kavuşan mekânların yapısı Henri Bergson’un “yaşanan zaman”ının (durée) kapısını çalar. Bu da bedenlerin doğrudan bu mekanik yapısı … Okumaya devam et COUTURES: Bedenin Kurumsal Mekanlarca Metalaştırılması
