L’INCONNUE: Arzunun Tekinsiz Sahasında Bedeni Erotizm Öğesinden Organikleştirmek

79. Cannes Film Festivali’nde Yarışma kategorisinde dikkatimizi fazlasıyla çeken Arthur Harari’nin yeni filmi L’inconnue (The Unknown, 2026), cinsel ilişki yoluyla kimlik değişimi, beden algısının yerle bir edilmesi ve cinsiyet etiketinin tamamen değişmesi üzerinden oldukça derin ve düşünsel bir katman yaratıyor. Filme kaynaklık eden metin, yönetmenin kardeşi Lucas Harari tarafından yazılan ve çizilen, Le cas David Zimmerman (David Zimmerman Vakası) adlı grafik roman. Klasik beden değişimi fikrini tamamen anime estetiği özelinde görsel akışa yediren Arthur Harari, ontolojik bir korkunun yansımasını hali hazırda çoktan oluşmuş bir kimliğin üzerine yerleştiriyor. Bu şekilde beden, fiziksel bir labirent haline kavuşuyor ve onun sahibinin de kaçacağı tek yer yine kendi bedeni oluyor. Bu doğrultuda bedenlerin değişimi hiçbir şekilde karakterlere başka biri olma seçeneğini vermiyor. İçsel olarak daha önce inşa edilmiş kimliğin kendisi hâlâ varlığını sürdürürken fenomenolojik olarak ayrı bir bedende kendini bulan aynı kimlik, beden içi sıkışması yaşıyor. Bu türden bir hikâye aynı zamanda cinsiyet kavramına bakışı tamamen yerle bir ediyor. Bu doğrultuda cinsiyet denilen kavram hiçbir şekilde etik ya da herhangi sosyolojik bir kurala tabi tutulmuyor. Öte yandan cinsiyet kavramı kapsamlı bir kırılma yaşıyor ve keskin bir şekilde ortadan kayboluyor. Onun yerine bilinç ve kimlik sadece bedenin içerisinde belli bir taşıyıcının aracı oluyor. Mekânsal ve zamansal olan direkt bedenin içerisine hapsoluyor ve arzu, kendisine has bir eylemsellik kazanıyor.

Le cas David Zimmerman grafik romanından bir kesit.

Fiziksel Temasın Dudaklarına Öpücük Kondurduğu Hastalık

Bedensel ve duygusal olarak içeriği son derece yoğun olan L’inconnue’nün çatısı altında bedensel belleğin, bireyin kimliği dışında kendisine has bir duruşu var. Bu da bedensel olanın arzu ile buluşmadaki zaman aşımına uygun olarak biçim almasını sağlayan bir etki düzleminde karşımıza çıkar. Sembolik ve duyumsal algının ötesine geçen cinsel ilişki sonucu ortaya çıkan bilinçsel boşluk yapısı, bireyin diğerini deneyimlemedeki yabancılaşma halinin en pür dokunuşu olarak karşımıza çıkıyor. Bu da bedenler arası arzuyu hissetmede arzunun rolünü ortaya koyuyor. Her ne kadar karakterler arasında doğrudan büyük bir çekim yaşanmasa da sadece cinsel olanın eylem bağlamında bedeni araçlaştırması duygusal bir etkileşimin imgesi olarak vücut buluyor. Filmin başrollerinde Léa SeydouxNiels SchneiderRadu Jude ve Victoire Du Bois gibi isimler yer alıyor. Erotik mertebenin belleğe doğrudan etki etmesinin yansımalarını bedenin bire bir kendisine doğru ileten Harari, filmin senaryosunu kendisi haricinde kardeşi Lucas Harari ve Vincent Poymiro ile birlikte geliştirmiş. Filmin senaryo yapısının, Makoto Shinkai’nin Your Name (2016) animesini anımsattığını da ekleyelim. Sadece Harari’nin L’inconnue filminde, duygusal tonu çok düşük bulmanız mümkün. Film daha çok cinsel ilişki sonrası bu deneyimi yaşayanların algısına odaklanıyor. Cinsel ilişkideki bilinmeyen olanın, dokunuşun, temasın yaratmış olduğu belirsizlikleri bedenin kendi içinde nasıl özümsediğini ve onu nasıl atlattığını kendine özgü bir şekilde aktaran film, erotizmi cinsel ilişki bitmiş olsa da varlığını sürdüren bedensel bir süreklilik haline getiriyor.

Bilinmeyene Karşı Duyulan Merak

Görsel ve duygusal etkileşimin sürekli olarak kol kola gezindiği L’inconnue filminde hikâye neredeyse başrolde. Öyle ki mekânların ve karakterlerin kullanımı çoğu zaman ikinci plana atılıyor. Bu anlamda senaryonun hikâye üzerinden görsel anlatının da üzerine çıktığını söyleyebiliriz. Kullanılan kamera açıları, ışıklar ve gölge oyunları, aynı zamanda müzik yapısının David Lynch stilinde bir yansımaya sahip olması filmi kendi içinde tekinsiz kategorisine doğrudan yerleştiriyor. Bu da filmin en büyük dinamiği olarak izleyici ile buluşuyor. Yoğun duygu, mimik ve jestlerin yoğunlaştığı anlarda Léa Seydoux’nun, hayat vermiş olduğu karakter açısından son derece doğru bir tercih olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan görsel düzlemde de gizemi her zaman ellerinde tutan Seydoux’nun performansı, sessizlik ve duraksama gerektiren sahnelerde erotik gerilimi hissettirme açısından oldukça güçlü. Niels Schneider ise hayat verdiği karakter için neredeyse büyük bir değişim geçirmiş gözüküyor. Öyle ki karakteri ekranda gördüğünüzde, oyuncunun yüzünü hatırlamakta zorlanabilirsiniz. Bu türden bir fenomenolojik kullanım ise filmin içinde filmin kendi hikâye katmanına göz kırpmış. Diğer yandan yönetmen olarak tanıdığımız Radu Jude’un bu sefer oyuncu olarak karşımıza çıkmış olması filmin gerilimli anlatımını bir anlamda yumuşatıyor ve renkli bir katman ekliyor. Oldukça riskli gözüken bu durum neyse ki birçok sekans ile karşımıza çıkmıyor ve filmin gerilimli, tekinsiz yapısını zedelemiyor. Filmin müziklerini yapan Andrea Poggio’nun tınılarının Lynch’in filmlerini hatırlatmasının yanı sıra Dario Argento’nun filmlerinin müziklerine benzeyen kompozisyonlar da yaratıyor. Bu şekilde çoğu zaman görsel gerilimi Poggio’nun tınıları kucaklıyor diyebiliriz. Karakterlerin belirsiz halleriyle birleşen tınıların gergin hali izleyiciye adeta anın kendisini unutturuyor, tıpkı kurgu içerisinde karakterlerin bu unutma halinden beslenmesi gibi. 

Léa Seydoux

Kendilik ve Öteki Arasındaki Arzunun Teslimiyeti

Georges BatailleMerleau-PontyHenri Bergson ve Jacques Lacan yaklaşımıyla rahatlıkla okumasını yapabileceğimiz L’inconnue, erotik mertebeye ulaşan bedenlerden, cinsel olana teslim olmuş bilincin transgresyon objesini doğuruyor. Stilize edilmiş ifade biçimleri, fiziksel yakınlıktan ziyade algısal olanı kullanıp fizikseli daha çok algısal olanı aktarmak için bir araç gibi kullanan Harari, bireyin zihinsel deneyimine dair, türü sevenler için leziz bir deneyim sunuyor. Bu da içsel olanın dışa vurularak psikolojik bir erotizmin doğuşuna yardımcı oluyor. Bu anlamda minimalist bir anlatım çerçevesine sahip olan L’inconnue, kendi ve başkasının bedenine sıkışmanın istenmeyen arzusal yanını motif olarak kullanıyor. Bu da karakterlerin personasına birden fazla gölge düşürüyor. Zihnin değil ancak bedenin başka birine ait olma hali özneyi ve bilinci komple parçalarına ayırıyor: Beden, L’inconnue’de bir hayalet şehir. 

Burcu Meltem Tohum

Bir Cevap Yazın