Daha çok pop müzik dünyasının video klip çalışmalarını yönetmesiyle bilinen Joseph Kahn’ın dördüncü uzun metraj filmi olan Ick (2024), halen devam eden 2024 Paris International Fantastic Film Festival (PIFFF) çerçevesinde izleyicilerle açılış programında buluştu. Eğer 2000’li yıllarda ortaokul veyahut lisedeyseniz Ick size o dönemin pop, emo, rock kültürüne yapışıp kalmış olan bir çalma listesi / playlist sunuyor. Tüm film boyunca kendinizi 2000’ler için özel olarak hazırlanmış bir konserin içerisinde buluyorsunuz. Kahn bu açıdan filmin her sekansını bir anlamda birer video klip kalıbının içerisine yerleştiriyor. Bu da filme sahip olduğundan çok daha fazla dinamizm kazandırıyor. Bu şekilde her ne kadar içerik bağlamında dikkat seviyesini yükselten bir unsur sunmuyor olsa da, başlangıçtan beri takip etmiş olduğu ritmin şekli izleyiciyi fazlasıyla aktif bir vaziyette tutuyor. Karakterlerin çiziminde bilhassa High School Musical tarzında geçişlerin bulunması filmi bir bakıma gençleştiriyor. Karakterler yaş almasına rağmen durgun bir yapıya bürünmeyen sekanslar, izleyici üzerinde istenmedik bir ağırlık oluşmasının da önüne geçiyor.

Tüm İliklere Derinlemesine İşleyen Bir Bitki Formunun Anıları
Festivalin açılışına katılan yönetmen Joseph Kahn, Ick için özellikle çocuklara yönelik olduğunun altını esprili bir şekilde çizdi. Festivalin temsil etmiş olduğu türlerin bir alt kategorisi olarak değerlendirilebilecek Ick, durdurulamaz bir bitki formunun toplumsal olarak yaratmış olduğu deformasyonu konu alıyor. Bu anlamda bahsi geçen bitki formunun birer “hastalık” biçimi olarak değerlendirilmesi ve “istenmeyen” şeklinde bir metafor dahilinde kullanılma olasılığı da filmin kompozisyonu yanında izleyiciye göz kırpıyor. Bu şekilde tam anlamıyla “çocuk filmi” de diyemeyeceğimiz Ick, ele almış olduğu metaforların altındaki gerçekliği örtmekte oldukça usta bir performans sergiliyor. Bu da filmin aynı anda hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap etmesini engellemiyor. Aynı şekilde, festivaldeki gösterimi boyunca tüm seansları dopdolu geçen filmin bu anlamdaki gücü de yok sayılamaz. Toplumun “istenmeyen”e olan bakış açısını basit bir bitki formuna indirgeyen Kahn, incelikli eleştirel bir senfoninin başındaymış gibi bir his bırakıyor. Bilhassa Stranger Things’in tematik duruşuna da birden fazla kez göz kırpan Ick, “benzerlik” çatısı altında hizmet ettiği türün servisini yapıyor.

Öteki’nin Bastırılmış Hakikat Dışılığı
Filmin oyuncu kadrosunda American Beauty’den (1999) hatırladığımız Mena Suvari’nin (Staci) yanısıra Brandon Routh (Hank), Malina Pauli Weissman (Grace) ve Harrison Cone (Dylan) bulunuyor. Oyuncu ve karakterlerin makyaj tasarımları da filmin hali hazırdaki dinamiğinin üzerini iyice cilalayıp parlatıyor. Her bir dışavurumunda 2000’ler kokan filmin kompozisyonu akış bağlamında yavaşlığı asla kabul etmiyor. Her sahnede virajını aynı yöne doğru çeviriyor ve sürekli aynı mekân etrafında dönüyor olsa da sıkılmanıza asla izin vermiyor. Lisede geçen modernleştirilmiş kaygıların hepsini korkulması ve kaçınılması gereken, uzaylı muamelesi gören bir bitki oluşumunun üzerine yıkan Ick, bu açıdan farklı biçimde bir büyüme sancısı ele alıyor. Bunu yaparken film kimi zaman karakterlerini tanıdık bir popüler yüz ile buluştururken kimi zaman da bahsi geçen bitki, bir anlamda popüler kültürün öğesi haline geliyor ve bir hastalık gibi içerisine doğmuş olduğu mekânın her bir yanına kollarını uzatıyor. Pop kültürüyle kemikleşmiş bir anlayış biçimini olabilecek en keyifli şekilde bir kalıba sokup onu paketleyen yapım, bir anlamda eski Disney filmlerinde başvurulan bir yöntemi kullanıyor. Bu yöntem ile çocuklar için basite indirgenmiş olan tüm dışavurumcu, kimi zaman gizil kalmış unsurları yumuşak anlatımla eriterek yetişkinler için içi doldurulabilecek boş bir kutuyu ortaya bırakıyor. Bu da filmin başlangıçtan beri basit gibi gözüken yanlarını törpüleyen bir özellik biçiminde kendisini var ediyor.

Hoşça Kal Deme İhtiyacı Duymayan Bir Sevgili
Bir “istenmeyen” öğe olarak kullanılan yapının giderek tüm filmi sarıp sarmalaması bir anlamda ona karşı ilgisizlik durumunu harekete geçirirken diğer yandan varlığının aşılamaz ve reddedilemez nefes alıp veren yanını da kendi elleriyle besliyor. Bu da ortaya bırakılan ve serbestçe dolaşan bir dehşetin vücut bulmasına izin veriyor. Kurgu olarak başlangıç sekansından sonuna değin tutarlı bir bütün üzerinden ilerleyen Ick, görsel olarak da kimi zaman abartılı ve göze çarpan teknikler kullanıyor olsa da yukarıda da bahsettiğimiz gibi onun bu türden abartılı gözükebilecek teknik yaklaşımı kendi kompozisyonunu bolca süslüyor ve Ick, adeta bu süsleme adına filmin hiçbir anında gözden kaybolmuyor.

Bu şekilde herhangi bir video klip veyahut bir reklam filmi tadında göze çarpan görsel yansımalar, elbette Joseph Kahn’ın bilinçli olarak öne çıkarttığı bir üslup. Bu da anlatımın bütünlüğünü hiçbir zaman belli bir çelişkiye dönüştürmüyor. Acı dolu emo-rock şarkıları, sekanslardaki tüm an’ı sinsice doldurmaya başladığında, görsel düzlemde oldukça renkli ve canlı olarak araya giren öğeler filmde kimi zaman yüzeysel gözüken mesajın sadece abartılmış bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor. Dashboard Confessional, Hoobastank, Good Charlotte, Sum41, Blink-182 ve daha nicelerini bir “dönem” konserine tanıklık ediyormuşsunuz gibi bu filmde deneyimleyebilirsiniz. Kahn filmde kullandığı her paha biçilmez müzik için endüstride tanıdıklarından ricalar eşliğinde bir bütün oluşturduğunu dile getiriyor. Sırf bu türden bir deneysel konser deneyimi için Ick, oldukça tarihsel bir adım atıyor.

