A DIFFERENT MAN – Farklı Bir Adam, Sıradan Bir Film

Aaron Schimberg tarafından Covid-19 karantinası döneminde, 2022’de çekilen ancak bu yıl gösterime giren A Different Man (Farklı Bir Adam, 2024), konusu birkaç cümleyle özetlendiğinde insana ilginç gelen, fakat izlendiğinde senaryosunun ana hatlarına entelektüel veya sinemasal anlamda fazla bir şey ekleyemeyen bir yapım. “Uzun uzun İngilizce konuşması gereken ilk filminde” Renate Reinsve (The Worst Person in the World) çok iyi, aynı şekilde Sebastian Stan de çok iyi bir performans sergiliyor, gerçek hayatta da Nörofibromatoz (3000 doğumda 1 görülebilen NF1) rahatsızlığı bulunan 1985 doğumlu İngiliz oyuncu ve program sunucusu Adam Pearson ise hem oyunculuğu hem de rol çalan sesiyle harika bir iş çıkartmış. Dolayısıyla en başta bu üç değerli oyuncuyla, ardından da Eisenstein’ın “film duyumu” kavramına şapka çıkartan birkaç sahnesiyle kendini rahatlıkla izletiyor A Different Man, keyif de aldırıyor, güldürüyor da.

Adam Pearson, Sebastian Stan

Ne var ki filmin “umut veren oyuncu deforme olmuş yüzünü radikal bir tedavi yöntemiyle değiştirdiğinde hayatı kabusa dönüyor” (IMDb) şeklinde özetlenen senaryosu; ne ima ettiği üzere Cronenberg’vari (The Fly veya eXistenZ) bir bilim kurgu kabusu, ne Ayoade’nin Dostoyevski’den esinlenerek çektiği The Double benzeri bir atmosfer, ne bir nebze Abre Los Ojos (Amenabar) tedirginliği, ne de David Lynch’in eserlerini hatırlatan herhangi bir şey sunabiliyor. A Different Man, zihinde sinemasal olarak sanki bir gençlik dizisi veya eğlenceli bir sitcom izlemişiz izlenimi bırakıyor, ki bu da hem “yüzünde çıkan tümörleri ameliyatla tedavi ettiren Edward’ın hayatı cehenneme dönecektir” şeklinde sunulan bir çıkış noktasına, hem de oyunculuğu ve dış görünüşü ile bu film özelinde çok değerli bir unsur haline gelen Adam Pearson’a sahip olan bir yapım için, hiç de iyi bir puan değil.

Sebastian Stan, Renate Reinsve, Adam Pearson

İzleyici olarak klişe önyargılara teslim olduğum da sanılmasın, üç bin kişide bir görülen, kendine özgü bir rahatsızlığa sahip bir oyuncuya başrol verildiği için filmden Tod Browning’in Freaks’i benzeri bir küstahlık veya Adam Pearson’ı sadece dış görünüşe indirgeyecek herhangi bir çıkış beklediğim sanılmasın. Ne var ki tüm önyargılardan bağımsız olarak, Pearson’ın varlığı filme ihtiyacı olan ağırbaşlılığı, ciddiyeti kazandırabilecek ve seyircileri kimlik krizi, varoluşsal anksiyete veya kişinin dış görünüşü üzerinden yaşayabileceği travmalar gibi önemli konularda düşünmeye itebilecek yegâne unsur. Bunun yerine özellikle filmin ikinci yarısında Pearson’ın neredeyse bir “comic relief” (belirli sahnelerin ciddiyetini ortadan kaldıran komik unsur veya kişi) gibi kullanılması, akıllara “kaçıp giden büyük bir fırsat” cümlesinden başkasının gelmesini engelliyor.

Renate Reinsve

Önce gerçek olmayan, Sebastian Stan’in canlandırdığı Edward karakterinin protez yüzüyle tanıştığımız film son derece karamsar ve hatta karanlık bir ortamda ilerlerken, deforme olmuş yüzün yerini Stan’in kendi suratı alana dek belli bir “dark sci-fi” atmosferini koruyor, ne var ki başta birçok sahneyle verdiği bu sözü, devamında tutamıyor hatta tutmaya hiç çalışmıyor bile. Stan’in yeni yüzüne kavuşmasını takiben, Oswald karakterine hayat veren Adam Pearson’ın tüm sevecenliğiyle filme dahil olması, A Different Man’den geriye ne karanlık bir atmosfer, ne de empati kurabileceğimiz gerçek bir karakter bırakıyor. Bu noktada, yönetmen Aaron Schimberg’e ait olan senaryoda da bazı kolaya kaçmalar olduğunun altını çizmek gerek. Örneğin her ne kadar “mucize tedavi yöntemi” olarak sunulsa da, tedavinin kusursuz derecede başarılı sonuçlanması ve ortaya manken gibi bir adamın çıkması ne kadar gerçekçi, ya da bilim kurgu ruhuna ne derece hitap eder bir yapıda, tartışmaya açık. Aynı şekilde Renate Reinsve’nin canlandırdığı Ingrid karakterinin, Edward’ın yüzünde tümörler bulunan haline fazlasıyla sıcak davranmasının da aşırı miktarda “male gaze” kokan bir davranış şablonuna işaret ettiğini unutmayalım.

Sebastian Stan

Sonuç olarak Schimberg’ün yönetimi ve senaryosu, değil filmin elindeki imkanları sonuna dek kullanmasına, yüzeyin biraz derinine inmesine dahi izin vermeyen bir sığlıkta. Başta da dediğimiz gibi oyunculuklar çok iyi, ayrıca filmin sonlarına doğru Michael Shannon’ın yaptığı sürpriz cameo kesinlikle görülmeye değer. Yine fazla spoiler vermeden “bıçaklama sahnesinin” de çok sinematik olduğunu ekleyelim. Ancak tüm bu unsurlar etrafında, filmin senaryosu “kilo problemi olan bir adam aşırı kilolarından kurtulduktan sonra hayatının başlayacağını sanırken, kendisinin eski kilosuna sahip başka aşırı kilolu bir adamın hayatına pekala, olduğu gibi devam edebildiğine tanık olur” şeklinde değiştirilse de filmden çıkacak olan “ana fikir” veya “kıssadan hisse” değişmezdi, Pearson ve diğer değerli oyuncuların da vakti çalınmamış olurdu. A Different Man’e yukarıda bahsettiğimiz sahneler ve oyunculuklar için zaman ayrılabilir, ancak beklentileri düşük tutmakta fayda var. İyi seyirler.

H. Necmi Öztürk

Bir Cevap Yazın