AMRUM: Pastoral Karanlıkta Büyümenin Çöküş Hikâyesi

Dial M for Movie olarak 55. Uluslararası Rotterdam Film Festivali (IFFR) kapsamında Cinema Regained kategorisinde izlediğimiz Fatih Akın’ın son filmi Amrum (2025), bireysel bir travma üzerinden tarihsel bir dokunuş ortaya koyuyor. Filmin senaryo koltuğunu daha önce başka yapımlarda da beraber çalıştığı ve geçtiğimiz yıl vefat eden Hark Bohm ile paylaşan Akın, II. Dünya Savaşı’nın son günlerinde (1945) Almanya’nın Amrum adasını ana konumu haline getiriyor. Alışıldık anlamda didaktik tarih anlatısı sunmayan filmin başrollerinde Diane Kruger (Tessa Bendixen), Jasper Billerbeck (Nanning), Matthias Schweighöfer (Onkel Theo) ve Lisa Hagmeister (Tante Ena) gibi isimler bulunuyor. Çocuk kahraman Nanning üzerinden hem günümüz hem de geçmişin kalıntılarında kendisine yer edinmiş ideoloji kırıntılarını kurcalayan ve onlara bugünün modern göndermeleriyle şekil veren Amrum, durumun politik akışından ziyade psikolojik tabanına göz kırpıyor. Filmin minimal çekim teknikleri ve bir anlamda klasik duruşu, izleyici ile mesafesini her zaman koruyor. Tüm çekimlerin doğanın ve izole olmuş bir mekânın içerisine hapsedilmiş olması ve karakterlerin çeşitlendirilmemesi filmin anlatımını oldukça duru bir hale getiriyor. Dramatik dinamizm açısından tonunu bilinçli olarak her zaman orta seviyede tutan ve senaryodaki duruluğun önüne geçmeyi tercih etmeyen Amrum, savaş etkisini bu şekilde bir nevi şiirsel hale getirerek yumuşatıyor.

Diane Kruger, Jasper Billerbeck, Kian Köppke

Bir Amaç Değil Araç Olan Tereyağlı ve Ballı Beyaz Ekmek

Filmin başından itibaren Nanning’in annesi için sürekli arayışında olduğu tereyağlı ve ballı beyaz ekmek, Amrum’un bir nevi hikâyesini anlatmada ve onu süslemedeki en büyük aracı haline geliyor. Bu şekilde savaş döneminin açlık kavramına yeni bir giysi giydirilen sahneler birer birer önümüzden geçiyor. Buna ek olarak zamanında satın alma gücü yüksek olan kuponların zamanla işleyişini yitirmesi günümüzdeki politik çalkantıları ve satın alma gücünün sisteme bağlı olarak sürekli değişim göstermesine de işaret ediyor. Hikâyenin salt gerçekliği yerine onun şiirsel yanının ağır bastığı film, sistematik bir analizden ziyade gücünü karakterlerinin tipolojik yapısından alıyor. Bu da aktarılmak istenen duygusal etkinin sınırlarının sadece ana karakter etrafında toplanmasına neden oluyor. Böylece şiirsel olarak görsel düzleme yerleştirilen doğanın düzeneği de kontrollü ilerliyor. Bu da karakterlerin hem sınırlarının hem de taraflarının rahatlıkla kimlik kazanmasına yol açıyor. Savaş konusu her zaman Amrum’un hikâyesini ve karakterlerini doğrudan etkileyen görünmez bir etki olarak hayalet biçiminde anlatıda süzülüyor ancak savaşın elle tutulur bir yanı hiçbir zaman doğrudan filmde kendisine bir kimlik hafızası kazandırmıyor.

Laura Tonke, Lisa Hagmeister

Cephedeki Çöküş, Ahlaki Çöküşün de Başlangıcı

Bir çocuğun gözünden toplumun yapısının çürümedeki son evresine odaklanan Amrum, bir savaş dönemi çöküş psikolojisi halini geçmişle yüzleşme (Vergangenheitsbewältigung) bağlamında ele alıyor ancak bunu yaparken doğrudan flashback etkisini filmin içeriğine yedirmiyor. Bu efekti daha çok karakterlerinin sessizlik haliyle daha çok baskın bir şekilde var ediyor. Bu dokunuş biçimi Amrum’u her zaman asıl olan olaylar çerçevesinde pasif bir noktada bırakırken görsel düzlemde en naif elementleri de kullanmasıyla beraber ortaya seyri keyifli olabilecek bir tablo çıkarıyor. Bu şekilde öğretilmiş olan gerçeklik ve onun yansıtılma şeklini kendi diline evriltiyor. Film Nazi rejiminin etmenlerini direkt olarak sunmuyor ancak onun yansımasını toplumsal düzlemde resmediyor. Bu şekilde dönemin bugüne yansıyan ideoloji yapısına dolaylı yoldan dokunuyor. Bu da filmde tarihsel olarak sembolik ve psikolojik yansımalar doğuruyor. Bu anlamda politik geçmişe bilinçli olarak mesafeli duran Amrum, belki tam da bu nedenden ötürü gezdiği festivallerde zihne kazınan, çarpıcı bir anlatı sunmuyor. Aynı şekilde filmde Akın’a ait bir imza, nefes bulmak pek de mümkün değil.

Jasper Billerbeck

Buna karşın Amrum, görsel seyir bakımından oldukça pürüzsüz ve akışı kolay olan bir yapım. Ayrıca günümüzdeki ideolojik ve politik yansımaları düşününce filmin dinamiği bugünün gündelik hayatına da uyarlanabilir bir tınıya eşlik ediyor, sadece bunu mekân, zaman ve kıyafetler gibi teknik unsurlar farklı kılıyor. Bir iletişim faktörü olarak “Nazi bir çocukla” izleyicinin empati kurma emrivakisini de fark ettirmeden anlatının bir parçası haline getiren Amrum’un bu yansıması zayıf ancak kendisini sürekli olarak tekrar eden bir ritim olarak var ediyor. Sakin, doğal, güzel ve pastoral olanın savaş fantezisi kıvamında şekillenen film, travmatik olanı yumuşatırken kimi zaman durumun bu denli tarafsız görünmesi, mevcut halin sıradanlığı başlığı altında ürkütücü bir pozisyon kazanabiliyor. Bu da sessizliğin de doğrudan kendisine suçluluk durumunu kazandırmasıyla, kötülüğün sıradanlığına merhaba diyor. İzleyiciye açık mesaj olsun diye tasarlanmamış olan Amrum, karakterlerini simgesel birer ton şeklinde kullanırken hikâyenin büyük çerçevesine odaklanmıyor. Böylece bireysel trajedinin de önüne geçen film, derdini içselleşen bir mikro faşizm paleti üzerinden anlatıyor.

Burcu Meltem Tohum

Bir Cevap Yazın