NOPE – Dörtnala Giden Atların Toynakları Toprağa Değmez

Birincil “tehdit” merkezi etrafına kurulmuş olan Nope, anlatısı gereği -her anlamda- tüketme eyleminin olasılıklarını genişletip keskinleştiriyor. Tehditkâr olanın üreticisinin koltuğuna insanı yerleştirirken hazım mevzusunu “fark edilebilir” olanın bedeli olarak karşımıza çıkarıyor. Tüm gücünü ise izleyiciye yakınlaştırdığı “görülebilir tehdit”in uzaklığından alıyor. Gerçeklik uzlaşılamaz, anlaşılamaz olanın avucunun içinde olduğundan film boyunca yaşanılamaz olan hakikati, mekânların sınırlarını itekleyip … Okumaya devam et NOPE – Dörtnala Giden Atların Toynakları Toprağa Değmez

KIS[S]ADAN HİS[SE/TERİ]LER (2) Biz-im Bedenimiz Biz-im Cinsiyetimiz ya da Libidinal Enerjiyle Çalışan Arzu Makineleri

Agnès Varda, Simone de Beauvoir tarafından kaleme alınan bir manifestodan esinlenerek çektiği 1975 tarihli kısa filmi / belgeseli Réponse de Femmes: Notre Corps, Notre Sexe’de [Kadınların Cevabı: Bizim Bedenimiz, Bizim Cinsiyetimiz] radikal feminizmin -ya da ikinci dalga feminizmin- gündemindeki sorulara ve kürtajın Fransa’da yasallaştırılması sürecinde ortaya çıkan sorunlara değinir. Varda’nın bir sine-bildiri olarak tanımladığı kısa … Okumaya devam et KIS[S]ADAN HİS[SE/TERİ]LER (2) Biz-im Bedenimiz Biz-im Cinsiyetimiz ya da Libidinal Enerjiyle Çalışan Arzu Makineleri

MUSTANG: Atları da Vururlar ama Kadınları Daha Fazla

Deniz Gamze Ergüven’in ilk uzun metrajlı filmi olan Mustang (2015) ilk gösterimini 68. Cannes Film Festivali’nde gerçekleştirmişti. Filmin adının neden Mustang olduğu sorulduğunda Ergüven, doğa içerisinde koşan kızların görüntüsünü Amerika’nın ünlü yaban atı Mustang’a benzetmesinden dolayı bu ismi verdiğini söyler. Türk sinemasında temsili hayli az bulunan bir feminist filmdir Mustang. Dili dişildir ve öznesi kadınlardır. … Okumaya devam et MUSTANG: Atları da Vururlar ama Kadınları Daha Fazla

KIS[S]ADAN HİS[SE/TERİ]LER – ANKEBÛT: Eril Söylemin Araknofobisi ya da Fallusa Karşı Bir Örümcek Ağı Olarak Hymen

Ceylan Özgün Özçelik’in 2020 yapımı deneysel kısa filmi Ankebût’un konusu, sekiz yıl boyunca kocası tarafından uygulanan sistematik şiddete maruz kalan ve öz savunma ile kendisine yöneltilen şiddeti geri püskürterek kocasının yaşamına son veren Name Öztürk’ün hayat hikayesine ve kabusuna dayanmaktadır. Özçelik, Altyazı dergisinden Aslı Ildır’ın kendisiyle gerçekleştirdiği söyleşide kısa filmin ortaya çıkış öyküsünü şöyle anlatır: … Okumaya devam et KIS[S]ADAN HİS[SE/TERİ]LER – ANKEBÛT: Eril Söylemin Araknofobisi ya da Fallusa Karşı Bir Örümcek Ağı Olarak Hymen

JOHN and THE HOLE – Sıkıntının Pençesine Düşmüş Ruhu Midede Açılan Delik Yaralamaz

Nesnenin bir mekân üzerindeki etkisini eğer ona mekân özelliği veren sınırları etrafında değerlendirecek olursak, sahici olmayan nesnelerin etrafta açtığı “boşluk” savaşını da göz ardı etmemek gerekir. Boşluğun ait olduğu mekânda, yanındaki diğer nesnelere oranla ağırlığını ele alacak olursak bireyin bu mekân içinde belli bir meşguliyet halinde olduğunu fark edebiliriz. Pascual Sisto’nun ilk uzun metrajı olan … Okumaya devam et JOHN and THE HOLE – Sıkıntının Pençesine Düşmüş Ruhu Midede Açılan Delik Yaralamaz

SEDMIKRASKY (DAISIES) – Lilith’in Memnu Şeftalisini Isıran Bakire Meryem

Çekoslovak Yeni Dalga hareketinin en önemli temsilcilerinden sayılan Věra Chytilová tarafından 1966 yılında yazılan ve yönetilen Sedmikrásky (Daisies / Papatyalar) filmi, Marie ismini paylaşan iki kadının bozulmuş toplumla paralel olarak var ol(ama)ma çabasını yansıtır. Çekoslovak Yeni Dalga sinemasının mihenk taşı sayılabilecek olan filmi Chytilová, sembolizmi ve örtük anlamı sürrealizmle bezeli, tüketim çılgınlığına göz kırpan bir … Okumaya devam et SEDMIKRASKY (DAISIES) – Lilith’in Memnu Şeftalisini Isıran Bakire Meryem

LE DAIM / DEERSKIN: Mükemmel Olma Talebinin Reddedilişi

İçindeki “canavar” ile tanışabilmek adına birçok yol denemekten asla kaçınmayan Georges (Jean Dujardin), “doğal insan”ın her hattına sahip. Ülkemizde Deri Ceket adıyla gösterime giren filmin yönetmen koltuğunda oturan Quentin Dupieux, bir nevi ana karakteri kendi giyotinine davet eder nitelikte çizdiği hikâye ile birbirleriyle sürekli olarak etkileşim halinde olan eylemleri romantize ediyor. Henüz isimlendirilmemiş -yakın- gelecekteki … Okumaya devam et LE DAIM / DEERSKIN: Mükemmel Olma Talebinin Reddedilişi

JURASSIC WORLD DOMINION – Dikkat! Bu Filmde Ürün Yerleştirme Vardır

Tina Fey, 71. Altın Küre (2014) ödül törenini Amy Poehler ile birlikte ikinci kez sunmalarına gönderme yaparak, açılış konuşmasında şöyle demişti: “Burası Hollywood, eğer bir fikir biraz bile tutarsa, onu herkesi bıktırana kadar yapmaya devam ederler”. Bu doğru saptama veya “Hollywood’da artık yeni fikirlere yer verilmiyor” cümlesi üzerinde yeterince durulmuyor aslında. Sanki birisi “bugün hava … Okumaya devam et JURASSIC WORLD DOMINION – Dikkat! Bu Filmde Ürün Yerleştirme Vardır

THE BLACK PHONE: Primitif Korkunun Pratik Naifliği

Stephen King'in oğlu Joseph Hillstrom King’in (Joe Hill) aynı adlı kısa öyküsünden uyarlanan The Black Phone’un (Siyah Telefon, 2021) yönetmen koltuğunda The Exorcism of Emily Rose (2005), Sinister (2012) ve Doctor Strange (2016) gibi filmlerin yönetmenliğini üstlenen Scott Derrickson bulunmakta. The Black Phone’un Sinister ile olan benzerliği ve görsel izdüşümleri filmin başından sonuna dek en … Okumaya devam et THE BLACK PHONE: Primitif Korkunun Pratik Naifliği

BRAM STOKER’S DRACULA: Vampir Temasına Hollywood Dokunuşu

Vampirler, sinema tarihinin defalarca kullanılmış nihai temalarından biri. F.W. Murnau’nun Nosferatu’sundan (1922) günümüz Twilight serisine (2008-2012) kadar vampir teması bir bakıma sömürüldü ve yüzlerce farklı vampir yorumu ortaya çıktı. Bu yorumların büyük çoğunluğunun Bram Stoker tarafından 1897’de kaleme alınan Dracula romanına dayanıyor oluşu yönetmen ve senaristleri engellemedi ve aynı eserden çeşit çeşit tiplemeler, hikâyeler ve … Okumaya devam et BRAM STOKER’S DRACULA: Vampir Temasına Hollywood Dokunuşu