Once Upon A Time In Hollywood ve Quentin Tarantino

1950’lerde André Bazin, Alexandre Astruc ve Louis Delluc’ün makalelerinden etkilenen bazı Fransız eleştirmenler, film d’auteur kavramını ortaya atmışlardı; buna göre yönetmen, çektiği filmin tek üreticisi ve sahibiydi, filmin başarısında oyuncuların veya senaryonun payı olması düşünülemezdi ve tüm sorumluluk yönetmene aitti. Sonrasında Nouvelle Vague / Yeni Dalga akımının ortaya çıkmasına da neden olan bu görüş, günümüzde … Continue reading Once Upon A Time In Hollywood ve Quentin Tarantino

The Twilight Zone – Jordan Peele / Bölüm 1: The Comedian

Genel olarak yeniden çevrimleri oldukça tehlikeli bulurum. “Kahramanlarınla tanışma” düsturu gibi belki de, hayal kırıklığıyla sonlanabilir zira bu tanışmalar. Yeniden çevrim / remake dendiğinde, eğer sevdiğimiz bir filmse, “acaba nasıl yapmışlar, ne güzeldi orijinali” diyerek yaklaşırız ve izledikten sonra da – en azından ben – çoğunlukla başta söylediğimiz cümleyi tekrarlarız: Evet, orijinali daha güzelmiş. Burada … Continue reading The Twilight Zone – Jordan Peele / Bölüm 1: The Comedian

Tarkovski’nin MIRROR Filminde Zaman, Mekân ve Dil Kullanımı

Zaman için “mumyalanmış” tabirini kullanan André Bazin’e saygıyla. Zaman kavramı film yapmanın temel taşlarından biridir. Böylelikle filmde bir anda sonsuz açılar yakalanabiliyor. Andrey Tarkovski’nin Mirror / Ayna (1975) adlı filminde tarihsel ve kişisel zaman anlayışı hâkim. Yönetmen için “zaman algısı” yaratmak filmin ritmini oluşturan en önemli yapı taşlarından biri. Günümüzde yapılan filmlerde daha çok estetik … Continue reading Tarkovski’nin MIRROR Filminde Zaman, Mekân ve Dil Kullanımı

STRANGER THINGS 3 : Herşey “Altüst” Oldu

Netflix ile ilgili aklıma gelen en eski bilgi, 2014 yılının Ocak ayına uzanıyor. 71. Altın Küre ödüllerinin açılış konuşmasını Amy Poehler ve Tina Fey yapıyordu ve Poehler konuşmanın ortasına doğru şöyle bir espri yapmıştı: “Bu yıl aday olan yapımların çoğu Netflix’de yayınlanıyor; House of Cards, Orange Is The New Black gibi. Devam ettiği sürece tadını çıkartmaya bak Netflix, … Continue reading STRANGER THINGS 3 : Herşey “Altüst” Oldu

THE LION KING: Animasyon Dünyasında Devir Teslim

Bir çoğumuz 1994 yapımı The Lion King’i hatırlayacaktır: Scar’ın tipolojisi, Simba’nın doğumunun efsanevi duyuruluşu, animasyon evrende yaratılmış doğanın renkleri… Film 2019 yılında fotogerçekçilik tekniği ile yeni jenerasyonla buluşuyor. Bu yeniden çekim BBC’den bildiğimiz zengin belgesellere benzemese de hayvanları tüylerinden pençelerine, dişlerine kadar bir animasyon filminde olabildiğince “gerçekliğe” yakın bir özgürlük alanı içinde resmediyor. The Lion King’in hikayesi mitolojik bir … Continue reading THE LION KING: Animasyon Dünyasında Devir Teslim

YESTERDAY ve Bir Senaryonun Anatomisi

İngiliz yönetmen Danny Boyle’un Beatles güzellemesi kötü bir film değil, hayır. Son derece eğlenceli, popüler kültür göndermeleri ve esprileri sayesinde dikkati sürekli ayakta tutan, doğal olarak çok güzel müzik yorumlarının eşlik ettiği, dünyanın en klişe tabiriyle “iyi vakit geçirebileceğiniz” bir film. Bu son sebep nedeniyle filmi ehven-i şer olarak nitelendirmediğimi söylememe gerek yok sanırım. Bisiklet Hırsızları’nda pek iyi … Continue reading YESTERDAY ve Bir Senaryonun Anatomisi

COLETTE : Kusurlu Bir Dönem Filmi

Son zamanlarda, daha doğrusu uzun bir süredir, beyazperdenin biyografik / tarihsel hikayelerden beslendiği aşikâr. Bugün (12 Temmuz 2019) vizyona giren 2018 yapımı Colette de bu anlatı kuşağına dahil oldu diyebiliriz. Fransız yazın dünyasıyla yakından ilgilenenler için iyi bir değerlendirme altyapısına sahip olan film, Fransız edebiyatını takip etmeyen hatta biyografik bir kişilik olarak Colette’i tanımayanlar için bile … Continue reading COLETTE : Kusurlu Bir Dönem Filmi

THE WITCH : Robert Eggers’ın Okült Sinemaya Armağanı

Cadı kavramı, günümüzde çok çeşitli yansımalara ev sahipliği yapmaktadır: modern söylem içinde bazılarına göre zeki, tuttuğunu koparan kadınları ifade eden bu sıfat, tarihte geriye doğru gittikçe çok daha vahim bir anlamsal evrene kavuşmaktadır. Cadılık, çoğunlukla Ortaçağ ile özdeşleştirilir örneğin, “Ortaçağ’da hep cadılar yakıldı” denir. Halbuki Ortaçağ’da yakılan cadı sayısı, sıfıra yakındır. Asıl cadı, yani “topluma … Continue reading THE WITCH : Robert Eggers’ın Okült Sinemaya Armağanı

LAUREL ile HARDY: Dokunaklı Bir Saygı Duruşu

Filozof Aziz Augustinus, bir gün Hocası Ambrosius’un çalışma odasına girdiğinde, tuhaf bir manzarayla karşılaşır: Ambrosius gözlerini önündeki açık kitaba dikmiş, öylece duruyordur. Dudakları kıpırdamadığı gibi, sesi de çıkmıyordur. Augustinus bu garip durum karşısında merakına yenik düşer ve sorar: “Ne yapıyorsunuz Hocam?”. Ambrosius’un cevabını duyan Augustinus, kulaklarına inanamaz: “Kitap okuyorum”. Neden bu kadar şaşırır Augustinus? Çünkü insanoğlu metinleri içinden … Continue reading LAUREL ile HARDY: Dokunaklı Bir Saygı Duruşu

TOY STORY 4: Dijital Çağda, Analog’un Zaferi

Toy Story / Oyuncak Hikayesi serisi ilk halkasından bu yana her zaman ailesine yeni karakterler ekleyerek büyüyen bir seri olagelmiştir. Bir hikâye yaratmaya çalışıyorsanız doğal olarak hikâyenize yeni üyeler katmak her zaman işe yarayacaktır, ya da konudan bağımsız bir örnek vermek gerekirse bir bina inşa ediliyorsa ve bu binanın yapımında estetik kaygılar mevcutsa dışarıdan malzeme … Continue reading TOY STORY 4: Dijital Çağda, Analog’un Zaferi