Paris’te Öğleden Sonra Söylenceleri: L’Amour l’après-midi

Éric Rohmer’in Six Contes Moraux (Ahlak Üzerine Altı Öykü) adlı serisinin yapı taşlarından biri olan 1972 yapımı L'Amour l'après-midi[1], Paris’in sokaklarında, kafelerinde, gözde butiklerinde her öğleden sonra vuku bulan arzunun itici gücünün gerekliliğinin inkâr edilemez yapısını gözler önüne seriyor. Rohmer sinemasında dönemin ahlak yapısının ekrana çeşitli semboller, eşyalar aracılığıyla yansıtılması oldukça rastlanan ve bilinen bir … Continue reading Paris’te Öğleden Sonra Söylenceleri: L’Amour l’après-midi

Şili Özelinde Anlatılan Evrensel Bir Hikâye: RÜYANIN DAĞLARI

Patricio Guzmán’ın yönettiği, Cannes Film Festivali’nde Altın Göz En İyi Belgesel ödülünü alan Şili-Fransa ortak yapımı La Cordillera de los Sueños (2019), Türkçesi ile Rüyanın Dağları, 1 saat 25 dakika boyunca seyircisini Şili’nin geçmişine ve şimdisine ortak ediyor. Salvador Allende ve Şili Savaşı (La Batalla de Chile) gibi yapımlarla uluslararası alanda tanınan Guzmán, Rüyanın Dağları … Continue reading Şili Özelinde Anlatılan Evrensel Bir Hikâye: RÜYANIN DAĞLARI

THE LIGHTHOUSE: Fallusun Babanın Yasasına İsyanı ve “Objet petit a” Arzusu

Yönetmen Robert Eggers ve kardeşi Max Eggers tarafından yazılan, Robert Eggers tarafından ise yönetilen 2019 yapımı The Lighthouse, Hitchcock esintili bir film olarak karşımıza çıkıyor. Gotik edebiyatın öncülerinden Edgar Allan Poe'nun son hikayesi ile adaş olan bu filmde kuzgunların yerini martılar alsa da delilik daimi olarak kendini koruyan bir durum olarak işlenmekte. Poe'nun elyazması, hikâyenin 4 … Continue reading THE LIGHTHOUSE: Fallusun Babanın Yasasına İsyanı ve “Objet petit a” Arzusu

BAUMBACHER SENDROMU: Tanıdık Yabancı Bir Ses

Kelimelerle eylemlerin ötesine geçebilecek bir ses; tonuyla, rengiyle herhangi bir toplumsal dışa vuruşta, insanların kişisel düşüncelerinin hipotezinden pek de mahrum bırakılmayan sonsuz bir varoluş treni gibidir. Baumbacher Syndrome (Baumbacher Sendromu), toplumsal olarak insanların ortaklaşa kabul ettiği norm taşlarından herhangi birinin eksik olduğunun fark edildiği an bir kişinin hayatının tek kalemde silinebileceğinin eleştirisini masaya yatırıyor. Hatta … Continue reading BAUMBACHER SENDROMU: Tanıdık Yabancı Bir Ses

BEYAZ ÜSTÜNE BEYAZ – Fotoğraf: Objeyi Yaratmak, Yok Etmek ve An’a Tanık Olmak Üzerine

2010 yılında ilk uzun metraj filmini yapan Şilili genç yönetmen Théo Court’un 2019 tarihli ikinci uzun metraj filmi olan Beyaz Üstüne Beyaz (Blanco en Blanco) İstanbul Film Festivali Online Seçkisi’nde izleyicilerle buluştu. Kendine has bir stili olduğunu açıkça gösteren Court, fotoğrafçılık geleneğinden geliyor. Gerçek hayattaki bu tutkusunu filmde açıkça görmek mümkün. Zira film bir fotoğrafçıyı … Continue reading BEYAZ ÜSTÜNE BEYAZ – Fotoğraf: Objeyi Yaratmak, Yok Etmek ve An’a Tanık Olmak Üzerine

DEUX: Anti-natüralist Bir Dünya

39. İstanbul Film Festivali’nin bu yılki ikinci online seçkisinde yer alan ve İtalyan asıllı yönetmen Filippo Meneghetti tarafından yönetilen 2019 yapımı Deux (İkimiz), varlıkları dış dünya tarafından istila edilen iki kadının anti natüralist yaşantısının kapısını aralıyor. Filmin senaryosunu ve hikayesini Malysone Bovorasmy, Florence Vignon ile birlikte ele alan yönetmen Meneghetti, hassas dinamikleri olan bir anlatıyı … Continue reading DEUX: Anti-natüralist Bir Dünya

Soylu İntikam Komedisi: YUMUŞAK KALPLER

Senaryosu Roy Horniman’ın romanına ve filmin yönetmeni Robert Hamer’ın senaryosuna dayanan Kind Hearts and Coronets (1949) inanılmaz bir intikam hikâyesi sunuyor. Ancak filmden “normal” bir intikam hikâyesi beklemek çok güç, zira filmdeki tüm hikâye seyirciye bir komedi perdesi altında sunuluyor. Türkçe’ye Yumuşak Kalpler olarak geçen film, birçok filmin sahip olduğu “ismi Türkçe’ye oldukça alakasız çevrilen … Continue reading Soylu İntikam Komedisi: YUMUŞAK KALPLER

STORY OF MY DEATH: Sonu Kestirilemeyen Mutlak Bir Ölüm

Sinemaya olan yaklaşımı hep sert, yıkıcı, soğuk ve düşündürücü olan Albert Serra’nın 2013 yapımı Story of My Death (Història de la Meva Mort) filmi, soyut felsefi duyum ile somut fikirleri, bedenler aracılığıyla bir araya getiren bir yapım. Yönetmenin 2008 yapımı Birdsong (El cant dels ocells) filmine tam anlamıyla zıt bir kompozisyon çizen, Türkçe’ye “Ölümümün Hikayesi” … Continue reading STORY OF MY DEATH: Sonu Kestirilemeyen Mutlak Bir Ölüm

LYNCH’İN ZİHNİNDE (Y)OL: Mulholland Çıkmazı’na Sıkışmış Kayıp Otoban ve Asfaltın Düşleri Hakkında

David Lynch'in 1997 yapımı neo-noir türünün başlıca örneklerinden birisi olan Lost Highway kendi içinde kırılmalar yaşayan, kendi silahı ile kendini vuran, anlamları anlamsızlığa sürükleyen, kaçmalar ve kovalamalar arasında kaybolan ve her seferinde yeniden yaratılan bir metin niteliğinde adeta. Ruhsal kökenli füg (psychogenic fugue) olarak Lynch tarafından tanımlanan bu eser geçici bir hafıza kaybından veya yabancılaşmadan … Continue reading LYNCH’İN ZİHNİNDE (Y)OL: Mulholland Çıkmazı’na Sıkışmış Kayıp Otoban ve Asfaltın Düşleri Hakkında

TRISTANA – Sistematik Baskıdan Başkaldırıya: Buñuel’den Bir Başka Burjuvazi Eleştirisi

1970 yılında Benito Pérez Galdós’un romanı Tristana’dan esinlenerek çekilen Tristana Türkçe’ye Seni Sevmeyeceğim olarak geçen bir Luis Buñuel filmi. Oldukça spekülatif olan 1962 yapımı Viridiana’dan sonra Buñuel’in bu filmi yapmak için 8 sene beklemesi gerekti. Gelen sansürler sebebiyle film için izin almakta oldukça geciken Buñuel, 1970 senesinde nihayet bu filmi yapmayı başarabildi. Annesinin ölümünün ardından … Continue reading TRISTANA – Sistematik Baskıdan Başkaldırıya: Buñuel’den Bir Başka Burjuvazi Eleştirisi