Made in England: The Films of POWELL and PRESSBURGER – Nesneyi Sarmalayan Kendilik İmgesi – Berlinale #7

Geçtiğimiz ay 74. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde gösterilen ve Martin Scorsese’nin rehberliğiyle zenginleşen, usta yönetmenler Michael Powell (1905-1990) ve Emeric Pressburger (1902-1988) üzerine yapılmış Made in England: The Films of Powell and Pressburger (2024) belgeselinin yönetmen koltuğunda David Hinton bulunuyor. Scorsese’nin özel anlatımı sayesinde sinema tarihinin mihenk taşlarından olan bu iki yönetmenin, popülaritenin perdesini fazla aralamayan dünyalarına doğru yolculuğa çıkıyoruz. Belgesel boyunca ikilinin çektiği A Matter of Life and Death (1946), Black Narcissus (1947), The Red Shoes (1948) ve Peeping Tom (Powell, 1960) filmleri ön plana çıkıyor. Scorsese, bu filmleri kendi izlenimleri aracılığıyla anlatırken sinemanın doğrusal gerçekliği de dikkat çekiyor. Buna ilave olarak Powell ve Pressburger’ın kişisel anıları da gün yüzüne çıkınca bahsi geçen filmler arasında ince ama sağlam bir ağ örülüyor. Festivalin oldukça özel yapımları arasında yer alan bu belgesel salt bir sinemaseverin gözünden vücut bularak bizlere göz kırpıyor.

Türün Mesken Tuttuğu Bilinçdışı Akış

Belgesel, Powell ve Pressburger’ın çalışmalarını kronolojik bir sırayı takip ederek yansıtırken yönetmenlerin filmlerinden görsel ve videoların anlatının içerisine yedirilmesi adeta eski dönem sinemasını sevenler için bir ziyafet tadında. Bir nevi sinemanın önemli miraslarından olan Powell ve Pressburger ikilisinin daha önce yansıtılmayan arşivlik görüntüleri karşı konulmaz bir yolculuk kapısı aralarken diğer yandan tarihsel açıdan da günümüzde kimlere ilham verdiğini anlayabiliyoruz. Sinema tarihinin ikonik İngiliz ikilisi, takip edilmesi gereken bir sinema tarihini temsil ederken David Hinton’ın montajlama tekniği de bu tarihsel süreci takip edebilmemiz açısından bir şans tanıyor. Bu şekilde ikilinin filmleriyle daha önce tanışmamış olanlar için de anlaşılmayı oldukça kolay kılan açık bir mektup bırakılıyor. Arşiv belgelerinin ardı sıra Scorsese’nin anlatım diliyle tüm süreci takip etmek oldukça duru bir kompozisyon akışı doğuruyor. Bu şekilde ikilinin sadece sinema dünyasına bırakmış olduğu altın değerindeki eserleriyle karşılaşıp anlatımda derinlik yakalayabiliyoruz.

The Red Shoes (Moira Shearer & Robert Helpmann)

Saussure, Vergilius’u Burada Bekledi

The Archers olarak bilinen yapım şirketi ve logosu uzun yıllar ikilinin yapmış oldukları filmler üzerinde varlığını gösterirken, tarihsel bir imza olarak Powell ve Pressburger ikilisini doğrudan simgeleyen bağımsız bir yapı da gösteriyor. Artık epik sinemanın eş anlamı haline gelen P&P ikilisi David Hinton’ın elinde gücünü sadece döneme damgasını vurmuş dikkat çekici filmlerinden almıyor aynı zamanda sese yönelik kompozisyonuyla da zihne kalıcı bir imge yerleştiriyor. Belgesel, izleyiciye filmlerin oluşmasına yönelik tüm arka planı en duru haliyle yansıtmış olmasıyla büyüyü bozmak bir yana, aksine filmlerin anlatımındaki çarpık gerçeklik motifinden güç alarak merak dozunu daha da artırıyor. Her ne kadar belgeselin montajı David Hinton’ın elinde olsa da, anlatımın tamamen Scorsese’nin elinde döndüğünü veya Scorsese’nin anlatımı doğrultusunda şekillendiğini söyleyebiliriz. Bunu en rahat biçimde, belgeselde daha çok Michael Powell‘dan bahsedilmesiyle anlayabiliriz (Scorsese’nin uzun yıllar boyunca Powell ve ailesiyle yakın ilişkileri olmuş). Bu anlamda kompozisyonda her iki yönetmene yönelik eşit bir anlatım biçimi yok ancak Scorsese’nin derin dostluğunu takiben dikkat çekici anıların gerçeklik yapısı da oldukça ilgi çekici bir serüven yaratmış oluyor.

A Matter of Life and Death

Belirlenmiş Belirlenimsizlik

Tutkuyla örülmüş bu belgeselde sinemayı sevmek için bir başka nedeni de Scorsese’nin söylediklerinin satır aralarında bulabiliyoruz. Romantik bir idealizm etkisi olarak teker teker gösterilen Powell ve Pressburger film kesitleri, metinlerarasılık düzleminde dolaşmış olduğu İngiliz Sineması’na bir kişilik kazandırıyor. Sanatsala ilişkin olan varoluşsallık üzerinden içkin bir anlatım yakalayan yapım, toplamda 130 dakika içinde izleyiciyi tarihsel ve tadımı yumuşak olan bir an’a davet ediyor. Özellikle Scorsese’nin kariyerine doğrusal düzlemde büyük etkisi olduğu düşünülen bu ikilinin kimliği birer gizli özne olarak günümüzde de yansımasını sürdürüyor. Powell ve Pressburger filmlerinin estetiği sadece alışıldığın dışına çıkan bir İngiliz romantizmi yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda entelektüel bağlamda da bir dinamizm yakalıyor. Bu duruma en güzel örneği P&P ikilisinin A Matter of Life and Death (1946) filmindeki bir motif üzerinden vermek yerinde olacaktır: İkilinin her filmi, alt ve üst dünya yapısını birleştirebilen uzun bir merdiveni karanlık bir kuyu içine uzatarak etkisini seyir bitse dahi sürdürebilen birer akışa sahip. Made in England: The Films of Powell and Pressburger  belgeseli ise bu anlamda tam olarak tarihin karanlık kuyusuna uzanan bir merdiven gibi dururken Scorsese, bu merdivenin ucunda bizi bekleyen isim oluyor.

Kathleen Byron (The Black Narcissus)

Belgesel boyunca her ne kadar anlatım akışı Powell ve Pressburger‘in filmografisini belli bir düzene bağlı kalarak aktarmış olsa da ikilinin The Red Shoes (1948) ve Black Narcissus (1947) filmleri diğer yapımlarına göre ön plana çıkarak Scorsese’nin anlatımı sayesinde izleyicide onları bir kez daha izleme isteği uyandırıyor. A Canterbury Tale (1944), The Tales of Hoffmann (1951) ve The Small Back Room (1949) gibi filmler anlatımda bir nevi arka planda kalıyor, zira P&P ikilisinin bu filmlerinde rastlayabileceğiniz karanlık özünü belgeselin akışında hissedebilmeniz mümkün. Bir nevi görünmez kaosu devreye sokabilme özelliğine sahip olan bu karanlık düzlem, sinemanın gerçeklik düzlemi ile buluşunca geriye Powell ve Pressburger‘in dikkat çekici kamera zihnini takip etmek kalıyor. Bu anlamda İngiliz gerçekçiliği, Scorsese’nin elinde arşivler üzerinden yeniden bir arşiv altyapısı yaratarak seyirciyi şiirsel, orijinal ve takip edilesi unutulmaz bir ilham kaynağına yönlendiriyor. Bu anlamda Made in England belgeseli, Michael Powell ve Emeric Pressburger ile daha önce tanışmamış olanlar için bile takip edilmesi hiç de zor olmayan, arşiv özelliğinde bir hazine.

Burcu Meltem Tohum

İlgili okuma: A Matter of Life and Death eleştiri yazısı.

Bir Cevap Yazın