Father Mother Sister Brother: Kutsal Dörtlünün Kendi Kâsesine Kustuğu Modası Geçmiş Ayin

Geçtiğimiz cumartesi günü (6 Eylül) düzenlenen 82. Venedik Film Festivali ödül töreni, başta festivali takip eden basın üyelerinin büyük çoğunluğunu, sonra da festivali uzaktan, medya aracılığıyla gözlemleyen birçok kişiyi şaşırttı ve hayal kırıklığına uğrattı. Bu sene ödüllerin dağıtılma sürecinde oldukça politik yollardan geçen, yönetmen Alexander Payne başkanlığındaki festival jürisi, Jim Jarmusch‘un Father Mother Sister Brother (2025) adlı filmine Altın Aslan (Leone d’oro) ödülünü lâyık gördü. Oldukça kendi halinde, gösterişsiz, bir o kadar da teknik bağlamda modası geçmiş anlatım tekniklerine başvuran ve bunu yaparken elindeki hikâyeyi parçalara bölüp onlardan kendi eski tarzında kolaj yapan Jarmusch‘un kendisi bile bu ödülün filmiyle buluşmasına şaşırdığını ödül sonrası dile getirdi, prömiyer sonrasındaki basın toplantısında da “Küçük, sessiz bir film çekmek istedik” demişti. Father Mother Sister Brother, kesinlikle yarışma kategorisinde güçlü bir aday değildi. Temelde bir aile öyküsünü elinde tutan filmin ritimsiz akışı genel olarak görsel anlatıyı aşağıya doğru çekerken diğer yandan jest ve diyaloglar üzerinden teatral bir yapı da taşıyor. Ancak anlatı birçok kez hikâyenin alt kategorileri ile bölümlendiği için, tam anlamıyla bir bütün yaratamıyor ve bu şekilde aynı konu, farklı karakterler üzerinden defalarca işlenmeye devam ediyor. Mekân ve kullanılan öğeler değişse de hikâye statik halini koruduğu için filmin sonuna dek aynı anlatı kendi anlatısı üzerine işleme yaparak filmin ritmini olabildiğince daha da basitleştiriyor, film adeta kendi anlatısının palimpsesti. Filmin başrollerinde Cate Blanchett (Timothea Russell), Adam Driver (Jeff), Vicky Krieps (Lilith), Tom Waits (Jeff), Mayim Bialik (Emily), Françoise Lebrun ve Charlotte Rampling gibi ünlü isimler bulunuyor.

Charlotte Rampling, Cate Blanchett, Vicky Krieps

Dağınık ve Harap, Tıpkı Resmini Çizdiği Kulübesi Gibi

Özellikle tekniği bakımından yönetmenin kişisel çalışması da sayılabilecek Father Mother Sister Brother, artık modası geçmiş olan bir anlatım türüne ev sahipliği yaparken karakterlerinin üzerinde kurduğu insanlar arası yakınlık ilişkisini olabilecek en dingin, kimi zaman da anlaşılmaz şekilde sunuyor. Duygu aktarımında belli bir yoğunluğun karakterini oluşturmadan en ham haliyle hikâyesinin içerisine yerleştiren Jim Jarmusch, bu türden içerik ve akışla adeta sakin bir huzursuzluk hissi de veriyor. Filmin toplamda üç ana bölümle karşımıza çıkması ve bunu mekânsal olarak da Amerika, Dublin ve Paris şeklinde kendi içinde parçalara ayrılması oldukça rastgele bir anlatı akışının oluşmasına neden oluyor. Karakterlerinin birbirleriyle uyumsuz tonlamaları ve soyut akışta bir nevi figür oluşturması aralarında herhangi bir rezonans yaratmıyor. Her ne kadar karakterlerinin her birine farklı özelliklerde bir çizim gerçekleştirse de oyuncular üzerinde donuk bir görsel olarak kendilerini bulan bu dışavurum biçimi, hikâyeyi daha ağırbaşlı ve dengeliymiş gibi gösteriyor. Buna rağmen filmin temel iskeletine konu edinmeye çalışan aile içerisindeki bireylerin genel durumu ve varoluşsal yapısı askıda kalıyor ve hep tamamlanmamış hissi bırakıyor. Kendi kurgusunu kendi içerisinde tüketen Father Mother Sister Brother, festival tarihinde ödül almış olan, hem içerik hem de biçim açısından en gösterişsiz, en risksiz film olarak ödül tarihinde kendi yerini rahatlıkla alabilir.

Adam Driver

Sekanslar Arası Narasyonu Figürasyona Çevirmek

Melankolik durumu en hafife indirip daha sonra üç geçiş hikâyesini ona bandırarak duygusal bir portre çıkarmaya çalışan Jarmusch’un, temelde öne çıkardığı herhangi bir konu yok. Sadece aynı temalar üzerinde ilerleyen ve birbirini yakalamaya çalışan, durağan bir koşuşturma hâkim. Ön plana çıkarılmayı bekleyen üç anlatının da birbirine ayna etkisi yapması beklenirken hepsinin sadece tema çerçevesinde birbirine dokunuyor olması filmde herhangi bir derinlik oluşturmuyor. İzleyici olarak sadece bir bölümden başka bölüme atlayıp durduğumuz için, olası bir duygusal yakınlığın da kırıldığını söyleyebiliriz. Bunun bir açıdan hikâyeleri birbirine yabancılaştırma etkisini ön plana çıkarma niyetinde olduğu da bir başka opsiyon olarak bir köşede duruyor. Bu anlamda Father Mother Sister Brother ile bir asimetri yakalayan Jarmusch, tipik bir dramı kendi dilinde dağınık şekilde harmanlıyor. Zıt karakterleri hafif bir ironi ve yer yer sürpriz çıkışlarla besleyen anlatı akışında küçük kesitler etrafında büyük parçacıklar oluşturamaması, filmin dinamiğini aşağı çeken özelliğini oluşturuyor. Tam anlamıyla plansız ve gelişigüzel çekilmiş hissi barındıran üç farklı anlatının da aktarılma biçiminde teknik veya içerik bakımından hiçbir zengin dokunuş yapılmaması bu filmi yönetmenin filmografisinde aşağılara doğru çekiyor. Tekrarlayıcı anlatım kalıplarının her bir hikâyede üst üste binmesi ve bu anlamda bir monotonluk oluşturması filmi, komedi-dram türü açısından bile oldukça zayıf bir halka olarak karşımıza çıkarıyor.

Luka Sabbat, Indya Moore

Sonuç

Tonu ve 100 küsur dakikalık süresi nedeniyle kendi içerisinde bile bir denge kurmakta zorlanan Father Mother Sister Brother, günlük yaşamın bir bakıma en sıkıcı, en tahmin edilebilir ve aynı zamanda en sade biçimini ele alıyor. İçerisinde birden fazla hikâye ile karşımıza çıkmasına rağmen her açıdan anlatısına solo bir şekilde devam eden Jarmusch, avucunun içindeki konu her ne kadar izleyiciye dokunabilecek basit temalara sahip olsa da, çoğu zaman anlatı dönüşleriyle izleyiciyle bu anlamda arasına mesafe koyan bir çalışma. Filmin yapımcı koltuğunda Saint Laurent Productions’ın bulunduğunu öğrenmemiz, bir anlamda film boyunca karşımıza çıkan bazı estetik sekansların mesajını daha rahat kavramamızı sağlıyor. Ancak kullanılan bu teknik yapı Jim Jarmusch‘un genel estetik anlayışına pek uymadığı için yine havada kalan bir unsur olarak dikkatimizi çekiyor. Sinemanın iç içe geçme özelliğini kullanarak bugün anlatım dilinde en basit haliyle göz yorduran bir teknik tercih eden Jarmusch’un festivalde almış olduğu ödül, sadece bir sonraki film/leri için alması yüksek olan destek sebebiyle sevindirebilir. Kaldı ki yönetmenin bu tür bir desteğe de ihtiyacı yoktu, usta isim sinema tarihinde zaten halihazırda çok iyi bir noktada. Jarmusch’un sağlam filmografisine rağmen (Stranger Than Paradise, Down by Law, Mystery Train, Night on Earth, Dead Man, Only Lovers Left Alive), son filmi Father Mother Sister Brother izleyici ile ölü bir tonda konuşan, donuk bir yapım.

Burcu Meltem Tohum

Tom Waits

Bir Cevap Yazın