76. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde yarışma kategorisinde gösterilen Nightborn / Yön Lapsi (2026), Hanna Bergholm’un ikinci uzun metraj filmi olarak karşımıza çıkıyor. Film anne olmanın, özellikle anne üzerindeki yansımalarından metaforik bir anlatı yakalıyor. Fantastik ve psikolojik gerilim türlerine giren filmin başrollerinde Seidi Haarla (Saga), Rupert Grint (Jon), Pamela Tola (Taru) ve Pirkko Saisio (Saga’nın annesi) gibi isimler yer alıyor. Yönetmenin bir önceki filmi Pahanhautoja (Hatching, 2022) oldukça özgün ancak yine aile yapısı odaklı bir yapımdı. Buna karşın oldukça yaratıcı dışavurumlar barındırıyordu. Nightborn ise, her ne kadar bazı unsurlarıyla folklorik bir anlatı katmanına sahip gibi gözükse de esasında sadece, anne olmanın tüm sıkıntılı süreçlerinin yansımalarını metaforik ve fantastik yoldan aktarıyor.

Bu da filmin kimi zaman görsel kimi zaman da içerik bakımından yaratıcılık boyutuna hayli yüzeysel bir şekilde dokunuyor. Filmin ormanlık bir alanda geçmesi, ormanın karakterlerin herkesten izole evi haline gelmesi ve varlığını koruyucu değil karanlık bir şekilde göstermesi filme gerilim tonunu katan en önemli faktör. Onun dışında kimi zaman Fince kullanılması yine filmin genel hatlarına mistik bir dokunuş kazandırıyor. Finlandiya ormanlarının karanlık ve gri yapısının belki de filmin temposunu en çok yükselten yan olduğunu söyleyebiliriz. Hanna Bergholm, bu zamana kadar izleyicilerle buluşturduğu filmleriyle adeta aile olmanın en negatif yanlarını birer fantastik, mistik hikâyeye dönüştürüyor.

Rosemary’s Baby Filmine Selam Eden Bir Yapım
Gerçek anlamda bir annenin yaşayabileceği her soruna anne haricindeki diğer karakterler aracılığıyla soyut bir darbe getiren Nightborn, bir anlamda Rosemary’s Baby (1968) filminden sonra gelişebilecek muhtemel olaylara dokunuyor ve neredeyse kendisini filmin devamı niteliğinde pazarlıyor. Elbette ki ton ve doku bakımından iki film çok farklı bir görsel yansıma içerisinde. Özellikle Nightborn’un minimal dokusu izleyiciye kaçınılmaz izole bir hayat yapısı sunuyor ve yönetmenin çizmiş olduğu sınırlardan çok da ileriye gidilemiyor. Doğumun kadın bedenine getirdiği değişikliklerin gerçekliğinden beslenen hikâyenin yapısı karakterler üzerindeki duygusal yansımaları kesinlikle bir yakarış veyahut yardım sinyali olarak kullanmıyor. Kullanılan mekânın oldukça kısıtlı olması izleyici üzerinde de bir nevi sıkışmışlık hissi bırakırken filmin mizahi tonunun yükselmesi talihsizlik, zira filmin ciddiyeti oldukça bozuluyor ve geriye gerilim veyahut korku yüküne dair pek bir şey kalmıyor. Rupert Grint’in Servant (2019-2023) serisinde de bebek odaklı gerilimin merkezinde olduğunu hatırlayacak olursak Nightborn’da kendisini yine aynı tonlarda yakalamamız, diziyi bilenler için nostaljik (yakın dönem) bir dokunuşu da ifade ediyor.

Korku Türünü Ebeveynlik Üzerine Bir Derse Dönüştürmek
Hemen her sekansın oldukça tahmin edilebilir olduğu, alt metinlerinin rahatlıkla okunabildiği Nightborn, kesinlikle festivalin yarışma kategorisi için güçlü bir yapım değil, türün ilgilisi için bile izlerken gerilmenin zor olduğu, mizahi yönü ağır basan bir film. Annelik ve buna bağlı olarak gelişen toplumsal görevlerin ve zaten hali hazırda bilinen, pek de gizemli olmayan olaylar silsilesini neredeyse hiçbir yaratıcı bağlantı eklemeden sunuyor. Korku türünün kullanımı bu filmde bir nevi pazarlama tekniği olarak sunulmuş. Filmin paketi size her açıdan bir korku filmi teslim edeceğinin sözünü veriyor gibi dursa da, bu tür durumunu tamamen üzeri kapalı bir şekilde ele alıyor. Böylece filmin içi boş mizahi fantezisi tür olarak daha baskın geliyor ve bu da filmi doğrudan komediye sürüklüyor. En gergin sekanslar dahi zorlama bir anlatım biçimi içeriyor. Rupert Grint’in filmde yer alıyor olması ve yönetmenin daha önce Pahanhautoja filmini yapmış olması izleyici üzerinde belli bir beklenti seviyesi hazırlıyor, ancak ne yazık ki bu beklenti yapısının genel hatları, filmin özüne göre çok daha anlamlı bir etikete sahip.

