Yerinde Takip Ettiğimiz 82. Venedik Film Festivaline Genel Bakış

Bu sene Dial M for Movie olarak üçüncü kez Venedik Uluslararası Film Festivali’ndeyiz, Burcu Meltem Tohum’un festival süresince izlediği filmler hakkındaki eleştirileri önümüzdeki 2 hafta boyunca sitemizde belirli aralıklarla yayınlanacak. Lanthimos’un merakla beklenen Bugonia’sı ve Guadagnino’nun tartışmalı yeni filmi After the Hunt hakkındaki yazılar yayınlandı bile. Bu sene 27 Ağustos – 6 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen festivalde yine beklenen ve gerek yönetmen, gerekse oyuncular nedeniyle öne çıkan birçok film var. Her sene olduğu gibi yine “öne çıkanlar” listemizi aşağıya bırakalım, listedeki tüm filmlerin (belki 7, 11, 18 ve 19 dışında) 2025 sonuna hatta 2026’nın ilk yarısına dek sinema gündemindeki yerlerini koruyacağını naçizane hatırlatalım. Listedeki filmlerin tamamı 2025 yapımı olduğu için özellikle yıl belirtmedik.

Listede öncelikle “odadaki filden” bahsedelim, hayır söz konusu olan Werner Herzog’un belgesel atmosferinde ilerleyen Ghost Elephants filmi değil, aylardır büyük bir merakla beklediğimiz, dahası bu satırlar yazılırken izlemiş olduğum, en sevdiğimiz yönetmenlerden Guillermo del Toro’nun Frankenstein’ı. Film kesinlikle harika, film hakkında ilk eleştirimizi İngilizce olarak kaleme aldık, H. Necmi Öztürk de film genel gösterime girdiğinde (film 17 Ekim’de genel gösterimde, Kasım ayında da Netflix’te) Türkçe olarak bir başka inceleme yazısı kaleme alacak. Gerek atmosfer ve karakter yaratımı, gerek oyunculuklar, gerekse hikayenin işlenişi ve prodüksiyon kalitesi olsun, her anlamda kusursuz diyebileceğimiz bir yapımla karşı karşıyayız, salondan çok mutlu ayrıldığımı söyleyebilirim. Listemizde eleştirmenlerce en çok beklenen diğer iki film, doğal olarak “gündemdeki yönetmenler” Lanthimos ile Guadagnino’ya ait, sırasıyla Bugonia ve After the Hunt.

Mia Goth (Frankenstein)

Açıkçası Yorgos Lanthimos’un her yıl başta Emma Stone olmak üzere benzer bir oyuncu kadrosuyla yeni bir film çekmeye soyunmuş olması, yönetmenin Poor Things’in yarattığı başarı ve finans girdabından olabildiğince, “gittiği yere kadar” yararlanma girişimi gibi gelmeye başlamadı değil. Her filmde zaten kafasında “bu sefer insanları nasıl ters köşeye yatırabilirim” sorusuyla dolaşan bir yaramaz çocuk ruhu da mevcut, dolayısıyla “Poor Things’de yaptığım tuttu, aynı formülü uygulamaya devam edeyim” titreşimleri kendini göstermeye başladı. Bugonia kötü bir film değil bu arada, Antik Dönem felsefesinden ve tarihinden beslenmesi bir artı, ancak Poor Things’in büyüsünden ve kült yapısından uzak. Luca Guadagnino ise her zamanki gibi bildiğini okuyor (bunu iyi anlamda söylüyorum) ve çektiği filmlerde herhangi bir beğenilme kaygısının olmadığı da hissediliyor. O kadar ki en yeni filmi After the Hunt, sırf varlığıyla bile birçok polemiğe ev sahipliği yapacak gibi görünüyor. Kendisine daha festival bitmeden “kapanış jeneriği neden Woody Allen filmleri tarzında?” gibi sorular gelmeye başladı bile.

George MacKay, Callum Turner (Rose of Nevada)

Bu noktada kişisel bir sıkıntı üzerinden iki filme daha değinmek gerek: Bu filmlere bilet bulamadık! Mark Jenkin’in gizemli bilim kurgusu Rose of Nevada ile Pollard&Forsyth ikilisinin Tilda Swinton’lı Broken English’inden bahsediyorum. Akredite basın olarak zaten biletlere ulaşabiliyoruz ancak bu iki filmde şansımız yaver gitmedi, tüm seyircilere açık seanslara bilet satın alalım dedik, orada da yer kalmamıştı. Rose of Nevada’nın konusu çok ilgi çekici, kaybolan bir gemi otuz yıl sonra ortaya çıkıyor, gemiye çıkan iki kişi ise bir süre sonra kendilerini zamanda geriye gitmiş buluyorlar ve geminin orijinal tayfası ile birlikte seyahat etmeye başlıyorlar vs. Film iyi mi bilmiyoruz ancak konusunun herkesin ilgisini çektiği aşikar. Bilet bulamadığımız diğer film olan Broken English için daha az heyecanlıyız, ancak en sevdiğimiz oyunculardan Tilda Swinton’ın başrolde olması filmi gelecek hafta ve aylarda takibe alacağımız anlamına geliyor. Umarız bilet bulamadığımız bu iki filmin yanısıra Frankenstein, Bugonia, Late Fame, In the Hand of Dante, No Other Choice ve daha birçok Venedik filmi FİLMEKİMİ programına alınır ve geçen sene olduğu gibi yine dopdolu bir festival geçiririz.

Yabancı (François Ozon)

Aşağı yukarı her sinema yazarının kafasında bulunan “takip edilmesi gereken yönetmenler” listesi de festivalin bu edisyonunda yine kabarık: Guillermo del Toro, Werner Herzog, Luca Guadagnino, Jim Jarmusch, Park Chan-wook, Yorgos Lanthimos, François Ozon, Noah Baumbach, Olivier Assayas ve Julian Schnabel. Henüz yazımıza konuk etmediklerimiz arasında, Ozon’un siyah beyaz çektiği L’Étranger’si öne çıkıyor. Albert Camus’nün Yabancı romanının uyarlaması olan yapım ilgi çekici, ne de olsa Camus’nün tamamen kendi felsefesini örneklendirmek için uydurduğu karakterler, gerçek kişilermiş gibi beyazperdeye taşındığında nasıl bir sonuç çıkacak merak konusu. Schnabel’in In the Hand of Dante yapımı da kesinlikle önümüzdeki aylarda çok konuşulacak filmler arasında, sırf oyuncu kadrosu bile bunu sağlayacak kalibrede: John Malkovich, Al Pacino, Martin Scorsese, Gerard Butler, Jason Momoa, Oscar Isaac, Gal Gadot vs.

Oscar Isaac (In the Hand of Dante)

Bu sene Venedik’te izleyebileceğimiz filmler 15 civarında, dolayısıyla tüm listenin sitemizde eleştiri / inceleme formatında yer alacağını en azından yakın dönem için söylemek doğru olmaz, ancak elimizden geleni yapacağız. Hem festival haberleri hem de eleştiri yazıları için takipte kalın diyor, karşınıza hep iyi filmlerin çıkmasını diliyoruz, bol filmli günler!

Burcu Meltem Tohum

Noomi Rapace – “Mother” da merak ettiğimiz yapımlar arasında.
Tilda Swinton (Broken English)
Julia Roberts, Michael Stuhlbarg ve Chloë Sevigny (After the Hunt)

Bir Cevap Yazın