79. Cannes Film Festivali’nde Yarışma kategorisinde yer alan Asghar Farhadi’nin son filmi Histoires parallèles (Parallel Tales, 2026), tam anlamıyla yönetmenin kendi imzasını bilinçli olarak filmden çektiği ve neredeyse bir Asghar Farhadi ürünü olamayacak bir yapım. Yönetmenin tam anlamıyla yeni bir dokunuş denemek amacıyla kendi kimliğini filmden her anlamda ayırması, filmin en zayıf dokusunu besliyor. Filmin tamamının Paris’te geçmesiyle beraber Histoires parallèles’in sözde Avrupai standartlara indirgenmiş, bilinçli olarak stilize edilmiş hali filmde fazlasıyla dikkat çeken bir başka negatif yan. Başlangıç sekansı itibariyle ileri sekansların monotonluğuna dair hiçbir ipucu vermeyen yapım, sekans atladıkça kendi kuyruğunun peşinde olan bir yılan gibi kesintisiz bir tekrara düşüyor. Yarışmadaki konumu bakımından da oldukça zayıf bir noktada duran Histoires parallèles’in başrollerinde Isabelle Huppert (Sylvie), Vincent Cassel (Nicolas), Virginie Efira (Nita), Catherine Deneuve (Céline), Pierre Niney (Christophe) ve Adam Bessa (Adam) gibi önemli isimler bulunmakta. Asghar Farhadi, güncel Fransız Sineması’nın dikkat çeken hemen hemen tüm oyuncularını tek bir filmin içerisine hapsederek her zaman ortaya çıkabilecek, klişeleşmiş başarısızlık tablosunu izleyicinin önüne atıyor. Öte yandan filmin afiş tasarımı da aynı şekilde yine benzer, tematik oyuncu kadrolarının bir araya gelince ortaya çıkan hayal kırıklığı tablosunu kolaylıkla andırıyor.

Fazla Gösterişli Bir Yeniden Yorumlama
Her ne kadar filmin senaryo koltuğunda Asghar Farhadi ve Saeed Farhadi olsa da filmin hikâye çatısı orijinalinde Krzysztof Kieslowski’nin Dekalog 6: ‘Thou shalt not commit adultery’ (Zina yapmayacaksın) çalışmasına dayanıyor. Bu tercih, yönetmenin filmografisine biçimsel yenilik katsa da genel perspektifte filmin ana hatlarını daraltıyor ve anlatım mekanizmasını hayli yavaşlatıyor. Böylesine biçimsel bir dokunuş yönetmenin elinde bir deneme tahtasına dönüşüyor. Film, her ne kadar kendi anlatı evreninde belli bir kronolojik çizgiyi izliyor gibi gözükse de zamansal akış ve karakterlerin düzeneği ile sürekli oynayan Farhadi, bu türden bir tempo vaat eden filmler içerisinde kendi çalışmasını oldukça amatör bir düzlemde törpülüyor. Karakterlerin ikili yansımalarıyla gerçek ile kurgu arasını belirgin bir şekilde açan yönetmen, elindeki malzemeyi özdüşünümsel alana dökmeyi tercih ediyor. Bu türden yaklaşım filmin anlatım akışına dram tozu serpiştirirken, birbirini tekrar eden sahnelerin sıklığı da senaryonun kendi içerisindeki sıkışmışlığını daha çok ön plana çıkarıyor. Bu doğrultuda Farhadi’nin Kieslowski’den aldığı ilham, sadece isim boyutunda kalıyor. Bir yeniden uyarlama ve yönetmenin ilk deneysel çalışması olan Histoires parallèles, ritim kaybını kendi içerisinde defalarca tekrar eden, sadece görsel düzlemde Avrupa sinemasına entegre olmuş bir film; ancak içeriğin yönetimi bakımından kendi metafiksiyonunun altında eziliyor.

Yapısal Oyunlar, Aynı Yapısallıkta İlerlemeyen Yönetmenin Elinde
Histoires parallèles hiç kuşku yok ki Asghar Farhadi’nin bir sonraki çalışmalarını şekillendirecek, yönetmenin bu anlamdaki güçlü, söz hakkı olan yapımlarından biri olarak filmografisinde yer alacak. Ancak yönetmenin sinemasını yakından takip eden izleyiciler nezdinde büyük bir kopukluk yaratacaktır. Yönetmenin dönemin güçlü temalarından uzaklaşıp direkt kurgu içinde kurguya odaklanması, Paris’i ise sadece bir manzara resmi olarak kullanması zorunlu bir entegrasyon çalışmasının dağınık figürü olarak Histoires parallèles’in kofluğunu biçimlendiriyor. Film her ne kadar oyuncu kadrosu bakımından fazlasıyla zengin bir duruş sergilese de yönetmenin cesur çıkışı, en hafif tabiriyle amatör bir kurguyu besliyor. Film doku olarak Paris’i arka planına alıyor evet ama filmin Avrupai yansıması, bu koşullarda filme işleyemiyor. Bu şekilde mekân ve dil kullanımının araç haline gelmesine tanıklık ediyoruz ancak aracın direksiyonda kim oturuyor pek belli değil, anlatının amacını veya yönünü kestirmek hayli zor. Böylesine aşırı yapısal ve doğrudan oyuna dönük bir senaryonun, herhangi bir duygusal yoğunluğun yakınından bile geçmemesi de Histoires parallèles’i donuk, durağan ve ruhsuz kılıyor.

Aynı zamanda gözetleme temasına da sahip olan film, biçimsel oyun denilebilecek tüm sinematik kırılmaları aynı anda yaşıyor ve bu da filmi hem görsellik hem de içerik bağlamında kusma etkisiyle baş başa bırakıyor. İzleyiciyi soyut bir tonun içerisine hapsetmeyi tercih eden Asghar Farhadi, bir sonraki çalışmasına dair herhangi bir ipucu vermiyor. Histoires parallèles oyuncu kadrosuyla izlenmeyi hoş kılacak nüanslar barındırsa da genel çerçeveye baktığımızda, semantik düzlemde kopukluklar yaşayan ve elindeki anlatıyı dağıtan bir yapım söz konusu. Her ne kadar gözetleme eylemi üzerinden anlatısını yakalamaya çalışsa da film, izleyiciyi aynı gözetleme pozisyonuna davet edemiyor, izleyici bu anlamda pasif ve bir o kadar da uzaklaştırılan bir yansıma haline geliyor. Film; üzerinde fazla düşünülmüş, aşırı tasarlanmış ve bilerek stilize edilmiş bir kalıp olarak festivalin ve yarışma kategorisinin güçsüz halkaları arasında yerini aldı.

