Ursula K. Le Guin, 1981’de Standford Üniversitesi’nin düzenlediği Kayıp Dünyalar ve Gelecek Dünyalar başlığını taşıyan sempozyumda bir konuşma yapar. Konuşmasında kurmaca anlatılardaki yaratım sürecini ele alan yazar, başta çeşitli sanat yapıtlarında inşa edilen dünyaların yeni ve farklı oluşuna işaret eder. Söz konusu yapıtlarda olduğundan başka bir görünüm kazanan dünya, ister bir ütopyayı isterse bir distopyayı sunsun her hâlükârda bir düş gücünün yansımasıdır. Bir yazar, anlatı dışı dünyayı olduğu gibi anlatmayı seçse bile ortaya koyduğu kurmaca dünya, süzgecinden geçirdikleriyle oluşmuştur. Ursula K. Le Guin, sanatçının dünyayı kendi dünyasına çevirmesinden sonraki süreci, kristal metaforuyla açıklar. Yazara göre o kristal, her şeyi içinde barındırdığı ve sonsuzluğu imlediği yönünde bir algı yaratır. Ne var ki önünde sonunda sanatsal üretimin bir icada, keşfe veya ortaya çıkarmaya karşılık geldiğine sözü getirir. Bu noktada babasının kaleme aldığı bir metne atıfla bir metafor daha kullanır: “Dünyanın eşiğinde dans etmek”. Eşik sözcüğünün mecaz anlamı, “Başlangıç yeri, başlangıç noktası, yakını”dır. Bir sanat yapıtını ortaya koymak, yeni bir dünya teklifinde bulunmaksa bu üretim süreci de sanatçının dansıdır. Sanatçı, o eşikte başka bir dünyanın mümkün olabileceğini hatırlatan bir kurguyu inşa etme giziline sahiptir ve Ursula K. Le Guin’e göre “Yenilenmenin dansı, dünyayı yaratan dans, hep bir şeylerin kıyısında, eşiğinde, sisli sahilde edilir” (2018, s. 81 – 84). Peki, yönetmenliğini Emile Ardolino’nun üstlendiği, senaryosu Eleanor Bergstein’a ait, 1987 yapımı Dirty Dancing filminde – gerek anlatı içinde gerekse anlatı dışı dünyada yönetmen ve senaristin üretim sürecinde – o eşikler, kıyılar nerelerdedir? Ardolino ile Bergstein, nasıl bir yeni dünya teklif ederler bu filmle ve bu minvaldeki karşıtlıklar hangi karakter temsilleri, değerler, semboller ve anlatıyı meydana getiren temel öğelerden biri olan mekânlar üzerinden kurulur?

Dirty Dancing’de iki sınıfı buluşturan mekân, Dr. Jake Houseman (Jerry Orbach) ve ailesinin 1963 yazında gittikleri Max Kellerman’ın (Jack Weston) tatil köyüdür. Sınıfsal karşıtlıkları işlemeye geçmeden önce açılış sekansında başkarakterlerle ilgili ipuçları veren film, şöyle bir tablo çizer: Bir yanda Marjorie (Kelly Bishop) ve Jake Houseman çiftinin “Barış gönüllülerine katılmak için sabırsızlanıyorum” diyen büyük kızları, Baby takma adlı Frances (Jennifer Grey), bir yanda on çift ayakkabı yanında olmasına rağmen pembe çifti almadığı için hayıflanan küçük kızları Lisa (Jane Brucker) vardır. Bunun bir trajedi olmadığını, asıl trajedinin üç insanın madende mahsur kalması olduğunu söyleyen Jake Houseman ise ilk görüşte politik bir bilince sahip, dünyada olup bitenin farkında olan biri gibi addedilebilir; ancak film, bu karakter üzerinden koşullara bağlı olarak bir insanın söylemleriyle eylemlerinin nasıl çelişebildiğini anlatı ilerledikçe ortaya koyacaktır.

İzleyicilere karakterlerin temel özellikleriyle tanıtıldığı sahnelerle beraber sınıflarına bağlı olarak konumlandırılmaları, anlatının temel çatışmasını kurar. Houseman ailesinin tatil köyündeki özel misafirlerden olduğu yönündeki vurgunun hemen akabinde gelen sınıfsal eşleşmeler dikkati çeker. Max Kellerman, torunu Neil’ı (Lonny Price) aileye takdim eder ve Baby ile Neil arasında ailenin onayından geçen bir arkadaşlık başlar. Tatil köyünde çalışan dansçılara birbirleriyle müşterilerin önünde gösteri yapmaları yasaklanırken “müşteri memnuniyeti” konusunda yapılan uyarımlar ama öte yandan müşterilerle yakınlık kurmalarının engellenmesi, çalışanlarla müşteriler arasındaki ayrımı belirgin duruma getirir. O eşiği atlayan ilk karakter, Baby olur. Tatil köyündeki dans performansları iki farklı biçimde ve yerde gerçekleşir: Müşterilere sunulan gösteriler, hep beraber izlenilen, “nezih” gösterilerdir. Arzuların, tutkunun ve erotizmin gizlenmediği, filme adını veren dans gösterileri ise çalışanların olduğu bölümde, kendi aralarında sergilenir. Baby, müşterilerin girmeleri yasak olan personel bölümüne yürüdüğü akşam, bu ikiliğin diğer tarafıyla tanışır. Baby için gördüğü tablo, Le Guin’in deyişiyle, sisli bir sahildir ama o güne kadar farkında olmadığı ya da bastırdığı duyguları açığa çıkarmasına zemin hazırladığı için bir o kadar da cezbedicidir. Dansçılardan Johnny Castle’ın (Patrick Swayze) Baby’yi piste çekip gözlerinin içine bakarak başlattığı dansın neden olduğu şevk ve heyecan, müzik bittiğinde bile sürecek, gücünü aşkla pekiştirerek Dirty Dancing’in imlediği yeni dünyaya dönüşecek hikâyeyi besleyecektir.

Baby’nin adımını atar atmaz kendisini ait hissetmekte zorlanmadığı yeni dünyada Neil’a yer yoktur; çünkü o, Baby’nin ardında bırakmak üzere olduğu eski dünyanın değerlerini simgeler. Hiçbir meziyeti olmadığı bir konuda akıl vermeye kalkışan, kendisiyle övünen, rakibi addettiği Johnny’i elinde bulundurduğu maddi güçle yermeye çalışırken acizleşen Neil’ın, ilk danslarından itibaren gözü hep Johnny’i arayan Baby’de hiçbir karşılığı yoktur. Jake Houseman, Baby’ye uygun gördüğü Neil’a nasıl ki sınıfı üzerinden değer biçtiyse yeterince tanımadığı Robbie’yi (Max Cantor) tıp fakültesi öğrenimi nedeniyle makbul sayar ve Lisa’yla arkadaşlığına engel çıkarmaz. Dirty Dancing, Jake Houseman’ın çelişkilerini göstermekle beraber değer yargılarının içinin nasıl boş ve gerçeği kavramaktan ne kadar uzak olduğunu ortaya koyacaktır.

Anlatıda Baby’nin personel bölümüne gittiği akşam gibi bir başka eşik, dansçılardan Penny’nin (Cynthia Rhodes) kürtaj olmasından sonraki süreçte, Baby’nin yardımcı olmak için Johnny ile dans derslerine başlamasıdır. Önceki eşikte Johnny’nin kuzeni Billy Kostecki (Neal Jones) ile karşılaştıkları geçitte bu defa Baby’yi dans figürlerinin provasını yaparken görürüz. Tatil köyündeki müşterilerle çalışanların arasındaki sınırda bulunan bir eşiktir o geçit ve tam burada çalışması, henüz başlarında olduğu yolun nereye gideceğini duyurmaktadır. Bu yoldaki ilk kazanımı, hem aşkta hem arkadaşlıkta güvene dayalı ilişkilerin kurulabileceğini deneyimlemesi olur. Aşkta ve dansta karşısında “Bana güvenmezsen canımı yakabilirsin” diyecek kadar ona alan açan bir partneri vardır. Johnny ile ilk kez izleyicilerin önüne çıkacakları akşam figürleri unutmaktan korktuğunda onu sakinleştiren, Penny’dir. İzleyicilerin önünde bocaladığında kimseye belli etmeden durumu toparlayan Johnny, ilişkilerindeki güveni her zaman koruyacağını hissettirir.

Dirty Dancing, açılış sekansında Baby’nin dünyada olup bitenlere karşı bilinçlenmeye başlamış olduğunun ipuçlarını verip karakterin gelişimini tutarlı bir biçimde verirken ikiliğin öbür tarafındaki karakterin, Johnny’nin, dertlerini dile getirmesine olanak tanıyarak eşitsizliklerin bireyin yaşamındaki yansımalarını tartışmaya açar. Yakınlaşmalarından sonra Baby’ye kendisini daha fazla açmaya cesaret eden Johnny’nin en çok üzerinde durduğu konu, değer görme meselesidir. Jake Houseman, Penny’nin kürtaj olması için Baby’nin kendisinden para istediğini öğrenince kızının dansçılarla görüşmesini engellemek ister. Penny’nin mağduriyetinin sorumlusu Jake Houseman’a göre Johnny’dir ve gözünün önündeki Robbie’yi anlatının sonuna kadar görmez. Görmesi için de Robbie’nin kendisini açık etmesi gerekir. Ne var ki Johnny, Jake Houseman için mutlak tehlikedir. Bunu iliklerine kadar hisseden Johnny, Baby babası adına özür dilemeye geldiğinde “İnsanlar bana hiç olduğum için hiç gibi davranır” der. Üst sınıfın alt sınıfa hissettirdiği duyguların toplamını en sade biçimde ifade eden bir tümcedir bu. Tümcede yanlış olan düşünceye itiraz, Baby’den gelir: “Bu doğru değil, sen her şeysin” diye karşılık verir Baby; fakat diğer çalışanlar gibi Johnny’yi de kuşatan üst sınıfın değer yargıları, bakışı, tavırları, bir müddet sonra onların da kendilerine ait olmadıkları sınıfın gözünden bakıp değer biçmelerine neden olmuş ve değersizlik hissini yerleştirmiştir. Kısa süreli eriştikleri birtakım maddi olanaklarla biçimlenen görece şanslı dönemleri, yerini eski koşullara döndükleri yoksul dönemlerine bırakırken inişli çıkışlı yaşamları, yarınlarıyla ilgili kaygılarını diri tutmuştur. Bu koşullarda değersizliğin yanı sıra yerleşik olan diğer duyguysa korkudur. Baby, cesaretinin farkında olmasa da Johnny, onun korkusuzluğundan etkilenir. Korkularından konuşmaya başladıklarında, Baby de korkuları olduğunu dile getirdiğinde bir başka eşiği bu defa birlikte atlarlar.

İnsan, korkusunu dile getirebildiğinde onunla yüzleşip üzerine gitme olanağını bulur. Baby, bu itiraflarının akabinde Johnny’ye karşı duygularını da ifade edebilmiştir ve “Dans et benimle” demesiyle bu defa provaların ve gösterileri amacının dışında, yalnızca kendileri için dans etmeye başlamışlardır. Arzularının dolaysız biçimde ifadesi, bu sahnede görülür. Bununla beraber Baby’nin o cesur adımı atması, filmin genel söylemiyle örtüşen başka bir bağlamda da önemlidir. Anlatının geçtiği tarihi 1963 yazı olarak belirlemesiyle söz konusu on yılın ikinci yarısında ivme kazanan feminist hareketle de bir diyalog kuran film, Baby’nin personel bölümüne gittiği akşam Johnny’nin onu elinden tutup piste çıkardığı sahneyi saymazsak, ilişkiyi tam anlamıyla başlatan esas adımların kadın tarafından da atılabileceğini göstererek kadınları erkeklerin etkisi ve egemenliği altındaki edilgen varlıklar olarak konumlandıran geleneksel anlatı sinemasına alternatif bir söylem inşa eder. Yine “Dans et benimle” dediği sahnede Baby’nin Johnnny’yi öperek arzularını ifade etmesi, bu bakımdan değerlidir. Böylece değersizlik duygusu, kaygı ve korkulardan sonra arzunun dile getirilmesiyle kıyıdaki sis biraz daha dağılır.

“Doktorun kızı” ile bir tatil köyünde müşterilere dans gösterileri sunarak geçimini sağlayan gencin ilişkisi, üst sınıfın normlarına göre tam anlamıyla sınır ihlalidir. Daha önce birçok kez görülen eşiklerden bir diğeri, bu defa üst sınıfın onayından geçmeyecek bir ilişkiyle atlanır. Sean Baker’ın Anora filmi üzerine yazımda [1] atıfta bulunduğum antropolog Mary Douglas, Saflık ve Tehlike adlı kitabında özellikle cinsel ilişkilere sınıf temelinde yüklenen anlamları irdelerken Hindistan’daki kast sistemini örnek verir. Kadınların saflığının özellikle korunduğunu dile getiren Douglas, saflık kavramının ataerkil ideoloji tarafından biçimlendirilirken bekârete karşılık geldiğini hatırlatır; ancak kast sisteminde başka bir ölçüt daha vardır: Bir kadının daha aşağı kasttan biriyle cinsel ilişkiye girmesi. Douglas, kadınların aşağı kasttan biriyle ilişkisi tamamen yasaklanırken bedensel kirlenme endişesinden bütünüyle muaf olmayan üst sınıfın erkeklerine ise alt sınıftan bir kadınla ilişkiye girdiği takdirde çok büyük bir tepki verilmez (2007, s. 158). Nitekim Anora’da Ivan, ailesinin kararına uyum sağlayarak herhangi bir yaptırıma maruz kalmaz. Dirty Dancing’in anlattığı ilişkide varsıl ve yoksul olan taraflar farklıdır ve Baby, Jake Houseman’ın engelleriyle karşılaşır. Bu engelleri bertaraf etse de Ivan gibi şımartılmaz. Filmin finalinde ulaştığı noktaya, direnci ve Johnny’yle dayanışması sayesinde gelir. Johnny’nin cephesinde de onun iyiliğini düşünerek yapılan uyarılar dikkati çeker. Örneğin Penny, ilişkiye başladıklarını anlar ve Johnny’ye bu ilişkiyi bitirmesini söyler; çünkü Max Kellerman’ın çalışanlara koyduğu yasaklar uyarınca Baby ile Johnny’nin sınırı ihlal etmeleri, Johnny’nin işinden olacağı bir yaptırımla sonuçlanacaktır.

Dirty Dancing’in iki başkarakteri için son önemli viraj, ilişkilerinin ve tabii birbirlerinin arkasında duracaklarını ortaya koyacak gelişmelerin yaşanmasıyla alınır. O güne kadar müşteriler tarafından cebine sıkıştırılan ya da eline tutuşturulan bir miktar parayla alınıp satılacak bir meta olduğu duygusunu defaatle tecrübe etmiş olan Johnny, bunlardan hareketle Baby’nin gözündeki değerinden kısa süreliğine de olsa kuşkulandığı bir süreçten geçer. Önceki tecrübeleriyle mevcut ilişkisi arasında gördüğü değer bakımından farkın somutlaşmasını ister. Baby, örneğin Neil’ın kibirli tavrına itiraz etmesi için onu yüreklendirmeye çalışarak yanında olacağını hissettirir ya da Lisa’nın Robbie’yle ilişkisinden kaygılanırken Johnny’ye güvendiğini izleyiciye yansıtır ama geldikleri aşamada bile henüz tam olarak Johnny’nin sınıfının merceğinden olaylara bakamadığını görürüz. Nasıl Johnny’nin işsiz kalma korkusu varsa Baby’nin de babasıyla ters düşmekten uzun süre imtina ettiği sezilir. İkili, bahsi geçen korkuları üzerine sınavlarını bu son virajda verecektir. Tatil köyünde başkalarının yaptıkları hırsızlık, Johnny’nin üstüne kalacakken Baby, müdahil olur ve hırsızlık olayının yaşandığı gece, Johnny’nin yanında olduğunu söyleyerek masumiyetini ispatlar ama böylece ilişkisini duyurarak babasını karşısına alır.

Üst sınıf bir aileye mensup çocukların sınıfsal aidiyetlerine aykırı seçimlerinden sonraki tavırlarını yine Anora ile karşılaştırmalı olarak değerlendirmek gerekirse şu tespitleri kaydetmek mümkün: Hem Baby hem Ivan, onların cephesinden duygusal derinliği birbirlerine benzemese de bir ilişkiye başladıkları için suçlu değildirler. Tıpkı Johnny ve Anora gibi… Ne var ki Ivan, zora gelince Anora’yı yalnız bırakarak kaçmayı seçerken Baby, babasının karşısına dikilme cesaretine sahiptir. Konuşmasında dilediği özür, bir an için gereksiz bir mahcubiyet gibi duyulsa da söylediklerinin genelinden yola çıkarak bu özrü ironi olarak değerlendirmek bir ölçüde mümkün. Zira Baby, konuşmasına babasının tutarsızlıklarının altını çizerek başlar: “Herkes, âdil bir şansa sahip olmalı, derdin ama senin gibileri kastetmiştin” tümcesi, Jake Houseman’ın politik bilincine koşut yapılandırdığı söyleminin yalnızca lafta kaldığını, pratiğinin sınıf ayrımına dair yerleşik kodlarını görünür kıldığını ifşa eder. Baby’nin konuşması devam ettikçe Jake Houseman’ın personası alt üst olur. “Dünyayı değiştirmemi istediğini söylemiştin ama Harvard’dan biriyle evlenmemi kastetmiştin” tümcesi, kendi dünyasının dışındaki dünya değişirken onun sınıfsal olanaklarına, normlarına, eşleşmelerine asla dokunulmayacak bir düzen talep ettiğini ortaya koyar. Sonunda hiçbir yanlışı olmamasına rağmen Baby, babasından onu hayal kırıklığına uğrattığı için özür dilerken onun da kendisini hayal kırıklığına uğrattığını söylemesi, bu tartışmada başından sonuna ve yalnızca Baby’nin haklı olduğu gerçeğini izleyicinin görmesine olanak sağlar. Filmin açılış sekansında babası kadar harika bir erkek bulamayacağını söyleyen Baby’nin gözünde Jake Houseman, kahramanlık mertebesinden inerek kendi gerçeğine yerleşir.

Son virajda başkarakterler, yaşamlarındaki erkin sessizlikle cezalandırma ve işten kovulma gibi yaptırımlarına maruz kalsalar da ayrı ayrı gösterdikleri cesaret, yakın zamanda elde edecekleri kazanım için zemini sağlamlaştırır. Öyle ki Johnny için işinden olmak, bir mağlubiyet anlamına gelmemektedir artık. Baby, buna sebep olduğunu düşünerek kendisini suçlarken Johnny, daha önce kimsenin onun için böyle bir fedakârlık yapmadığını söyler. Johnny’nin masum olduğunu kanıtlamak amacıyla Baby’nin babasını karşısına alacak cesareti göstermesi, o güne değin eksikliğini duyduğu değeri gördüğünün en somut göstergesi olur. Bunun üzerine Jake Houseman’a derdini anlatacak cesareti de kendisinde bulur. Konuşmaları olumlu sonuç vermez; ancak izleyicinin nezdinde sınıfı üzerinden biçimlendirdiği değer yargılarıyla hareket edip kişileri etiketleyen, böylece Penny’yi tuzağa düşüren bir serseri olarak Johnny’yi yaftalayan Jake Houseman’a karşı “Evet, herhalde gördüğünüz şey bu” diyerek konuşmayı noktalayan Johnny’nin değeri, tartışmaya mahal vermeyecek biçimde netleşir. Dirty Dancing’in anlatı evreninde Jake Houseman, Max Kellerman gibi erkin temsillerinden biridir ve Johnny’nin bu görüşme sayesinde farkına vardığı gerçek, Jake Houseman gibi birine kendisini anlatma çabasının beyhudeliğidir. Jake Houseman, Penny’yle ilişkisinin sorumluluğunu alamayacak tıynette olan Robbie’nin gerçeğini görmekten ne kadar uzaksa üzerine yapıştırdığı etiketlerin ardındaki gerçek Johnny’yi tanımaya da o denli uzaktır. Bundan sonra Baby’yle Johnny’nin mücadeleleri, kendilerini anlatmakla zaman kaybetmek yerine birbirlerine karşı hissettiklerinden ve buna bağlı seçimlerinden pişmanlık duymadan bildiklerini okuyarak sürer.
“Now with passion in our eyes There’s no way we could disguise it secretly So we take each other’s hand ‘Cause we seem to understand the urgency”[2]

Tatil köyünden kovulduktan sonra dönen ve Baby’yi bütün misafirlerin önünde dansa kaldıran Johnny, “Son dansı hep ben yaparım” diyerek son sözü söyleyenin kendileri olacağını ilan etmiştir. Bu konuşmasında Baby’yi kastederek “O, bana olmak istediğim kişi olmayı öğreten biri” tümcesi de yine ataerkil kodları yeniden üreten anlatıların aksine kadının erkeği dönüştürdüğü, cesaretlendirdiği bir anlatıyı işaret etmesi nedeniyle önemlidir. Dayanışmanın, ortak bir mücadelenin, kendine güvenmenin ve potansiyellerini doğru yere yönlendirmenin sonucunda tutkularını, arzularını, aşklarını, ezcümle duygularından hiçbirini gizleme gereği görmedikleri ve hepsini estetik bir biçimde ifade ettikleri danslarına başladıklarında Le Guin’in bahsettiği sis tam anlamıyla kaybolmuştur artık. Bu, yenilenmenin dansıdır. Çok geçmeden yanlarına gelen çiftler, danslarıyla onlara eşlik ederler ve bu yeni dünyada var olmaktan duydukları mutluluğu, coşkuyu, yenilenmenin verdiği gönenci paylaşırlar. Ne Jake Houseman’ın ne de Max Kellerman’ın hata ve yenilgilerini kabullenip gençlerin bambaşka duygularla inşa ettikleri yeni düzene uyum sağlamaktan başka seçenekleri kalmıştır. Baby ile Johnny’nin Jennifer Warnes – Bill Medley düeti “The Time of My Life” eşliğindeki dansları, kalabalığın arasına karışıp duygularını cesurca ifade etme biçimleri, kendileri olarak var olmayı, kendileri gibi kalmayı başardıklarının ve aynı zamanda kalabalığı kendilerine benzetip dönüştürdüklerinin en coşkulu göstergesidir.

Kaynakça
- Douglas, M. (2007). Saflık ve Tehlike: Kirlilik ve Tabu Kavramlarının Bir Çözümlemesi. Çev. Emine Ayhan. Metis Yayınları: İstanbul.
- Le Guin, U. K. (2018). Dünyanın Kıyısında Dans: Kelimeler, Kadınlar, Mekânlar Üzerine Düşünceler. Çev. Seda Ersavcı. İthaki Yayınları: İstanbul.
[1] https://dialmformovie.net/2024/11/14/sean-baker-anora-mikey-madison-review/
[2] “(I’ve Had) The Time of My Life” (Donald Jay Markowitz, Frankie Jon Previte, John. A. Denicola)
