13. Paris International Fantastic Film Festival (PIFFF) seçkisinde diğer filmlerden farklı bir kompozisyona sahip olarak karşımıza Didier Konings’in 60 dakikalık Witte Wieven (Heresy, 2024) filmi çıkıyor. Klasik bir mit öyküsünü tüm karanlığıyla kendi içinde besleyen filmin atmosferi tamamen soğuk ve karanlık tonlara hitap ediyor. Filmin ismiyle birebir, bir Hollanda folkloru olan Witte Wieven kavramının, eski Hollanda lehçesinde “beyaz kadınlar” anlamına geldiği söyleniyor. Yönetmenin festivaldeki konuşmasından, Witte Wieven deyişinin “beyaz kadınlar” yerine “bilge kadınlar” şeklinde çevrilmesinin daha uygun olduğunu fark ettik. Öte yandan bahsi geçen “beyaz” kelimesinin “hayalete” yani “olmayana” da gönderme yaptığını unutmamak lazım. Klasik folk hikâyesine göre Konings’in anlatısı biraz daha farklı bir türe evriliyor. Bu şekilde klasik olarak insanın kendisinde doldurmayı arzuladığı şeyin tam anlamıyla besleyicisi olarak karşımıza çıkan Witte Wieven, ürkünç veyahut kaçınılacak bir unsur olarak değil, doğrudan bir nevi doğanın kanunu şeklinde kendini gösteriyor. Mite göre bilhassa geceleri etrafta olan ve gündüzleri ise kum şeklini alan bu varlıkların film boyunca beliriş şekli gündüz merkezli olsa da mekânın loşluğu ve hissettirilen klasik kış halinin bir anlamda yaratmış olduğu poetik dokunuş, filmin kompozisyonuna baştan aşağı siniyor. Yılın başında ilk kez IFFR‘de gösterilen film, tür olarak hayranlarına kendi pastasından bir dilim sunsa da, süresi bakımından bu durum çoğu kişi için yarım kalmışlık hissi uyandırma kapasitesine de sahip.

Mütevazı Bir Tür Filmi
Tüm film boyunca Didier Konings’in oyunun tüm kurallarını oldukça iyi bir şekilde takip ettiğini söyleyebiliriz. Buna göre filmin dinamiği bir anlamda alışılmış olan ve kusursuz bir teknik anlatım yapısını izliyor. Bu da mitin üzerine yenilikçilik anlamında bir şey eklemese de görsel düzlemde yer yer orman anlatısında yönetmenin dokunuşunu hissettiriyor. Film, yapısı gereği kendi türüne (medieval horror) yakın olabilecek yapımları akla getiriyor (hepsi Ortaçağ’da geçmese de The Witch, The Wicker Man, Witchfinder General, Black Sunday, vs). Buna rağmen senaryo bağlamında anlatım akışı klasik, alışılagelmiş sosyolojik yapıyı eleştiriyor. Bu da filmin bir anlamda gerilim yapısındaki kolunu kırıyor ancak bu bahsi geçen gerilim oranı daha çok efektlere dayalı tekniklerle iyileştiriliyor ve ormanın genel olarak insanoğluna hissettirdikleri çerçevesinde kendisini genişletiyor. Saf kötülüğün dansını kendi alevleri içerisinde canlandıran yönetmenin bilhassa orman içerisine dizmiş olduğu insan sergisi görsel anlamda hem dengeli hem de dikkat çekici bir atmosfer sağlıyor.

Filmin başrollerinde Anneke Sluiters (Frieda), Len Leo Vincent (Hikko), Reinout Bussemaker (Bartholomeus), Marc Eikelenboom (Sunno), Nola Elvis Kemper (Sasha) ve Sam Post (Dark Wief) gibi isimler bulunuyor. Başrol olarak Anneke Sluiters’ın seçimi filmin karanlık yapısına bir masumiyet havası veriyor. Bu şekilde zaten tam olarak karanlığın içerisine saplanmış olan görsel düzlemi aydınlatabilen bir görselliğe sahip olan Frieda karakterinin çizimi film boyunca oluşturulmaya çalışılan zıtlıkları iyi bir şekilde yansıtabilmiş. Her bir karakterin gerek kostümleri gerekse mizahı yapısıyla yaşatılmak istenen dönem havası tam anlamıyla net bir şekilde çizilmiş. Filmin ana anlatım biçimi günümüzde de hâlâ bazı yerlerde devam eden sosyolojik dokulara dokunduğundan kimi zaman kırılan fantastik atmosferin yapısı görsel düzlem ile iyileştirilebilecek seviyede.

Püriten Bir Hollanda Köyünün Çocuksuz Halkı
Film boyunca salt bir üretim biçimi olarak gördüğümüz “çocuk yapma” hali bir anlamda üretimde defo bulma amacıyla çıkılan yolculuğa yer yer kapalı eleştiri biçimleri de ekliyor. Filmin ilginç yansımalarından biri de her ne kadar nihai hedef olarak gösterilse de “üreme-üretim” haline halkın diğer fertleri tarafından sahip olunamaması; bu şekilde tanıştığımız köyün insanlarının toplamına temel bir boşluk hâkim ve bu boşluğun doldurulmasında önemli bir rol üstlenen sadece ormanın kendisi ve onun anlatıları. Bir nevi masalsı yansımasıyla Witte Wieven’in kesinlikle kendisine has bir tonu olduğunu söyleyebiliriz. Klasik karanlık Kuzey masallarını da andıran o soğukluk ve her bir sekansta birbirini hızlı bir şekilde izleyen dinamik yapı, yönetmenin elinde kendisine özgü bir tempo ile evriliyor.

Özellikle teknik anlamda ses tasarımı filmin klasik anlatımının önüne geçiyor. Witte Wieven’i bu anlamda hem görselliği hem de teknik yanlarını deneyimlemek için kuşkusuz izleme listenize alabilirsiniz. Toplamda 11 günde çekimleri tamamlanan filmin görsel düzlemde loş bir yapıya sahip olması ve belli bir mite hizmet ediyor olması dikkat çekiyor. Buna rağmen mitin yansıtmış olduğu toplumsal eleştiri yapısının günümüzde oldukça alışkın olduğumuz bir konu ile yansıma yapmış olması kimi zaman senaryoda belli bir yavaşlığı da beraberinde getiriyor. 13. Paris International Fantastic Film Festival (PIFFF) aracılığıyla izlediğimiz Witte Wieven’i bilhassa klasik Hollywood anlatım biçimlerinden uzaklaşıp sağlam bir folk hikâyesini deneyimlemek isteyenler için önerebiliriz.

