JURASSIC WORLD: REBIRTH – Seriye Hiçbir Katkısı Olmayan Bir Devam Filmi

Yapımcıların, ama özellikle de Hollywood yapımcılarının ve tröst haline gelen büyük yapım şirketlerinin yatırımlarını geri alamama korkusu, artık iyice rahatsız edici bir hal almaya başladı. Bir projeye inandıkları için değil de sırf yatırdıklarının 5 katını kazanmak için bir filme para harcıyorlarsa, yapımcıların istifa edip meşrubat veya catering işine girmeleri ısrarla tavsiye olunur, en azından daha az risk söz konusu. Alejandro Jodorowsky bir söyleşide, “1970’lerde para aldığım yapımcılardan hiçbiri bana ‘film çıkınca paramızı geri alabilecek miyiz?’ diye sormazdı” demişti. Güzel yıllarmış. Jurassic World: Rebirth (2025), tam 32 yıl önce gözlerimize bayram ettiren Jurassic Park (1993) ile başlayan franchise’ın 7. filmi. Jurassic Park Üçlemesi’nin (1993-2001) üzerinden yaklaşık 15 yıl geçince start verilen Jurassic World serisinde (2015-2025) ise JW: Rebirth, her anlamda dördüncü sırada.

Scarlett Johansson

Yönetmen koltuğunda, daha önce söz konusu seriden hiçbir film çekmemiş olan Gareth Edwards oturuyor, JW: Rebirth kendisinin 5. uzun metrajı. Senaryo koltuğunda ise tanıdık, hatta usta bir isim var; ilk iki Jurassic Park’ın da senaryosuna katkıda bulunmuş olan David Koepp. Katkıda bulundu diyoruz zira Jurassic Park bilindiği üzere Michael Crichton’ın aynı adlı romanından uyarlandı (ikincisi öyle olmasa da ilk roman çok sürükleyicidir, 1993’te filmi izledikten birkaç ay sonra romanı da üst üste iki defa okuduğumu hatırlıyorum). Edwards’ın yönetmenliği kanımca başarılı, senaryo ise elbette iyi ama pek suya sabuna dokunmayan bir yapıda ilerliyor, bu yapım şirketlerinin talebi veya dayatması mı, bilmek imkansız.

Mosasaurus (Tablodaki 1. görsel, yeni pencerede daha büyük açılır)

Bir önceki, 2022 yapımı Jurassic World: Dominion’da (eleştiri yazısı burada) olduğu gibi JW: Rebirth’te de, daha az da olsa ilk filme göndermeler mevcut, ne var ki film şirketlerinin bu içi boş göndermelerden ne medet umduğu da tam bir muamma. İlk Jurassic Park’ın fanı olan benim için bile, bu tür göndermeler “yönetmen ilk filmi de izlemiş” saptamasından başka hiçbirşey ifade etmiyor. Bunun nedeni de içerik/biçim ayrımında yatıyor, zira otomobil aynasında yer alan “Aynadaki nesneler göründüğünden daha yakın olabilir” uyarı yazısı, ilk filmde o kadar yerinde kullanılmıştı, bu uyarı taşı o denli gediğine koyuyordu ki, hayran olmamak imkansızdı. JW: Rebirth’te ise aynı sahneyi daha filmin 5. dakikasında son derece boş bir sekansa yerleştirirseniz seyirciden nasıl bir geri dönüş bekliyorsunuz? Sadece biçim var, içerik (konu, bağlam, alaka) yok.

Rupert Friend, Mahershala Ali, Bechir Sylvain

Görsel Efekt Sıkıntısı

JW: Rebirth’ün yönetmeni Edwards, bir röportajda “bu film sanki 1990’larda çekilmiş izlenimi vermek istedik” demişti, ne yazık ki ne içerik ne de biçim açısından bu amacın yanından bile geçilmemiş. T-Rex görselleri iyiydi, sırıtmıyordu ancak özellikle suda yaşayan, ilk kan örneğinin alındığı balina benzeri Mosasaur’un suda ilerlerkenki görselleri ile, yine hem suda hem de karada yaşayabilen Spinosaurus’un (sırtı yüzgeçli) tekneye saldırırkenki karelerinde, CGI nedeniyle sırıtan çok nokta mevcut, üstelik ne yazık ki uzun uzun incelemeden bile, hemen göze çarpan bir yapaylık söz konusu. Aşağıdaki tablo aracılığıyla duruma daha yakından bakalım.

Yukarıdaki birkaç örnekten de gördüğümüz üzere, “dinozorların gerçek gibi görünmesi” JW: Rebirth ekibinin önceliği değil. 1993’teki Steven Spielberg önderliğindeki Jurassic Park ekibi ise, en başta bu kıstasın gerçekleşmesi için uğraşıyordu ve başarılı da oldular. Şöyle diyordu Spielberg o dönemde: “Dinozorlar gerçek gibi görünmezse, oyuncuların performansları iyi olsa bile sahne inandırıcı olmayacaktır”. Ve gerçekten de görsel efektler için inanılmaz bir çaba harcadılar, ekipte üç kilit isim yer almakta: Efsanevi şirket ILM (Industrial Light and Magic), bir başka görsel efekt efsanesi Stan Winston, son olarak bu alandaki bir başka dev isim, Phil Tippett. Asıl önemli olan ise, Spielberg ve ekibinin şu dört tekniği birleştirmenin yolunu bulmuş olmaları: Animatronik kuklalar, stop-motion tekniği, CGI ve gerçek boyutlu dinozor maketleri. Hatta en başta Spielberg, tüm dinozorların maketlerini 1:1 oranında, gerçek boyutlu olarak üretmek istemiş ancak uzunlukları 30 metre civarında olan Brachiosaurus veya Brontosaurus gibi otobur dinozorlarda bu mümkün olmamış doğal olarak.

Titanosaurus’lar sahnesi (Tablodaki 2. görsel, yeni pencerede daha büyük açılır)

Jurassic World: Rebirth’te de ILM teknisyenleri yoğun bir şekilde çalışmış, bu da büyük ihtimalle T-Rex sahnesini ve Quetzalcoatlus’un (kan almaları gereken kuş) yakın çekimlerini başarılı kılmış. Ancak işin içine su girince görsel efektler hızlıca kabusa dönüşebiliyor, işlerinin zor olduğunu da teslim etmek gerek. 2023 sonunda Japonya’da, 2024’te de genel gösterime giren Godzilla Minus One da özellikle bu nedenle çok ses getirmiş ve beğeniyle karşılanmıştı: Suyun içinde ilerleyen Godzilla, hiçbir şekilde yapay görünmüyordu, ekibin “bilgisayar başında sürekli olarak su kütlelerinin ve su damlacıklarının peşindeydik” demesi de boşuna değil. Son olarak şunu da ekleyelim, JW: Rebirth’de T-Rex’in sahneye uyku modunda çıkması hoş bir dokunuş olmuş, keşke bu tür yeniliklerden daha fazla olsaydı.

Jonathan Bailey, Scarlett Johansson

Karakterler

Görsel efektleri bir kenara bıraktığımızda (bir JP veya JW filminde yapamayacağımız bir şey aslında) karakterler ve oyuncular iyi, Scarlett Johansson oyuncu olarak yüksek derecedeki tanınırlığına rağmen rolünde kaybolabiliyor ve inandırıcı, ustalıklı bir performans sergiliyor, aynı şekilde “potansiyel romantik ilişki” bağlamında paleontolog Henry Loomis rolünde de Jonathan Bailey çok iyi, yine usta isim Mahershala Ali de rolünde kaybolabliyor, çok başarılı. Öte yandan “baba ve kızlarının bağ kurma gezisi” ekibi, Atlantik’i geçmeye çalışan Reuben (Manuel Garcia-Rulfo), Teresa (Luna Blaise) ve Isabella (Audrina Miranda), nam-ı diğer Delgado ailesi ve garip bir şekilde aileye yamanan, Teresa’nın erkek arkadaşı Xavier (David Iacono) karakterleri bir tuhaf. Oyunculuklar iyi (özellikle baba rolündeki Garcia-Rulfo çok iyi) ancak bu karakterlerin iç dinamikleri, olması gerektiğinden fazla dikkat dağıtıyor gibi.

Audrina Miranda, Manuel Garcia-Rulfo, Luna Blaise ve David Iacono

Bu noktada filmin “kötü adamından”, Rupert Friend’in canlandırdığı Martin Krebs karakterinden bahsetmek gerek. Şöyle bir sorun var: Kendisi çok da “kötü” değil. Daha önceki filmlerde dinozorları öldürmek isteyen, onlara işkence etmekten çekinmeyen, gerçekten nefret edilesi kötü adamlar vardı ve biraz daha gerçekçi duruyordu senaryo. Burada ise kötü adamın istediği, hiçbir dinozora zarar vermeden onlardan kan alarak bir kalp ilacı üretmek? Bu ilacı paralı veya pahalı yapacağı için kötü adam sayılması, motif olarak biraz hafif kalıyor. Yazımızın başında bahsettiğimiz “risk almaktan kaçınma” tam da bu aslında. Diğer bir risksiz davranış da, senaryonun oldukça düz ve sürprizsiz ilerlemesi: Üç dinozordan kan örneği alınacak, her dinozor sırayla ekibin karşısına çıkıyor, araya yan roldeki Delgado ailesinin T-Rex karşılaşması sıkıştırılmış, sonrasında da Distortus Rex kötü adamı yutuyor ve kahramanlarımız hep beraber eve dönüyorlar. Başka bir risksiz davranış olarak, seyircinin bağ kurabildiği hiçbir karakterin ölmemesi de eklenebilir, görsel efekt departmanında yeni veya farklı yöntemler denemeyip doğrudan CGI’a bel bağlamış olmalarını da unutmadan.

Spinosaurus (Tablodaki 3. görsel, yeni pencerede daha büyük açılır)

Sonuç olarak başroldeki üç oyuncunun (Johansson, Ali ve Bailey) hakkıyla öne çıktığı, ancak senaryonun tekdüzeleştiği ve görsel efektlerin de bazı sahnelerde sınıfta kaldığı bir Jurassic World filmi ortaya çıkmış. Sinema seyircisi, Christian Metz’in dediği gibi nasıl film izledikçe film dilini anlamada daha usta hale geliyorsa, görsel efektlerin sinemanın her alanında karşımıza çok sık çıkmaya başlaması nedeniyle de gözümüz yapaylığı artık hemen yakalıyor, dolayısıyla 2010’lardan bu yana görsel efekt teknisyenlerinin işi hepten daha zor. Tek başına ele almış olsak iyi bir film deyip geçebilirdik, ne var ki ister istemez Jurassic Park serisine dahil olduğu için diğer filmlerle karşılaştırılmaktan kurtulamıyor, böyle bir karşılaştırma sonucunda da 7 filmlik serinin sonlarında yer alan bir yapım söz konusu. Ayrıca ilk filmleri “dinozor merakı” etrafında izleyebiliyorduk, bu son filmde bunu bile yapamıyoruz çünkü filmdeki hemen hemen tüm dinozorlar “genetiği ile oynanmış, yeni türler”. Yani Kretase veya Jura dönemlerinde yaşamış dinozorlar filmde yok, yaratıkların büyük çoğunluğu hayal ürünü. Kısacası Jurassic Park filmlerini seviyorsanız keyif alabilirsiniz, yine de izleyecekseniz beklentiyi düşük tutmakta fayda var.

H. Necmi Öztürk

İlgili eleştiri yazıları:

Bir Cevap Yazın