Itonje Søimer Guttormsen ile başrolleri Renate Reinsve ve Helene Bjørneby’nin paylaştığı yeni filmi BUTTERFLY hakkında konuştuk!

Itonje Søimer Guttormsen ile ilk kez 2021’deki IFFR Rotterdam Film Festivali akreditasyonumuz sayesinde bir araya gelme şansımız olmuştu, yönetmenin çok beğendiğimiz uzun metrajı Gritt sonrasında röportaj isteğimiz olumlu karşılanınca keyifli bir sohbet gerçekleştirmiştik (ilk röportaj burada). O dönemde Covid nedeniyle Rotterdam’da değildik, aradan beş yıl geçtiğinde ise IFFR’nin 2026 edisyonunda Burcu Meltem Tohum Dial M for Movie adına Rotterdam’daydı, Guttormsen’in yeni filmi Butterfly (2026) da festival programına … Okumaya devam et Itonje Søimer Guttormsen ile başrolleri Renate Reinsve ve Helene Bjørneby’nin paylaştığı yeni filmi BUTTERFLY hakkında konuştuk!

We talked to Itonje Søimer Guttormsen on her new movie BUTTERFLY starring Renate Reinsve and Helene Bjørneby!

It was 2021’s International Film Festival Rotterdam that made it possible for us to talk to the director of a movie we loved so much, Gritt (2021). Itonje Søimer Guttormsen was the name, and we had a lovely conversation on zoom about Gritt, freedom, Lilith’s choice of leaving the Eden, constructive, freeing rituals and some witchcraft. That interview is here. We were … Okumaya devam et We talked to Itonje Søimer Guttormsen on her new movie BUTTERFLY starring Renate Reinsve and Helene Bjørneby!

THE DEATH of ROBIN HOOD (2026) – Ortaçağ Metinlerine Sadakatiyle Robin Hood Lanetini Bozabilecek mi?

Robin Hood dendiğinde nedense konuyu az çok bilen / bilmeyen herkesin aklına ormanda şarkı söyleyerek ağaçtan ağaca zıplayıp oklar atan, zenginden alıp fakire veren neşeli, ciddiyetten uzak bir haydut çetesi akla geliyor. Bu klişedeki tek doğruluk payı, “ok atma”, “orman” ve “haydut” terimlerine ait. Bu üçü dışında söz konusu klişeyle, kökeni 1370 sonrası (Robin Hood and … Okumaya devam et THE DEATH of ROBIN HOOD (2026) – Ortaçağ Metinlerine Sadakatiyle Robin Hood Lanetini Bozabilecek mi?

ROSE – Ataerkil Toplumsal Mutabakat

Markus Schleinzer’in Alexander Brom ile yazdığı ve Schleinzer’in yönettiği Rose (2026), hem başroldeki usta isim Sandra Hüller’in performansı sayesinde hem de 17. yüzyılda geçmesine karşın güncel bir konuya işaret etmesi nedeniyle uluslararası basında çok ilgi gördü ve Berlin, Hong Kong, İstanbul gibi önemli festivallerden ödüllerle (en iyi oyuncu, en iyi senaryo) ayrıldı. Filmde özetle, uzun … Okumaya devam et ROSE – Ataerkil Toplumsal Mutabakat

DISCLOSURE DAY: Başka Türlü Bir İfşa

Birçok yönetmenin, filmografisindeki sadece bir filmi çekmiş olmak için bir uzvunu vermeyi bile göze alabileceği Steven Spielberg gibi bir ustanın yeni filmi vizyona girince, doğal olarak soluğu sinema salonlarında aldık. Hafızamızı tazeleyelim; Indiana Jones ve Jurassic Park serileri, Jaws, Saving Private Ryan, Catch Me If You Can gibi gişe canavarı filmlere imza atmış bir yönetmen … Okumaya devam et DISCLOSURE DAY: Başka Türlü Bir İfşa

THE ODYSSEY – Destanların ve Sözlü Geleneğin İzinde Bir Sinemasal Şölen

Günümüzde “bir şeyi unutmamak için yazmak gerekir” bağlamında kullanılan “söz uçar, yazı kalır” (verba volant, scripta manent) deyişi, antik dönemde ve özellikle de Ortaçağ’da tam tersi anlama geliyordu: Bir bilginin her yere ulaşmasını istiyorsan, sakın onu yazma, zira yazı ölüdür, durağandır, onu yüksek sesle defalarca tekrarla ki, duyanlar da tekrarlasın ve böylece bilgi yayılsın, denizleri aşsın, … Okumaya devam et THE ODYSSEY – Destanların ve Sözlü Geleneğin İzinde Bir Sinemasal Şölen

BACKROOMS – Çevrimiçi Hayatlar ve Dijital Şehir Efsaneleri

İnternet kendi efsanelerini yaratacak kadar eskidi mi? Hem bilişim hem de şehir efsanesi terimi olan “backrooms” kavramını araştırırken aklıma bu soru geldi. Evet ilk mesaj (Arpanet) 1969 yılında gönderildi, 1983’te de TCP/IP konfigürasyonuna geçildi ama “her evde internet var” diyebileceğimiz yılın 2000 olduğundan bile pek emin değilim, tabii hayatlarımızda baskın olarak belki 20 yıldır var … Okumaya devam et BACKROOMS – Çevrimiçi Hayatlar ve Dijital Şehir Efsaneleri

Pop passion in quotation marks – A review of Emerald Fennell’s “Wuthering Heights”

A commercial fairytale designed to hit you at extremes – you are either unbearably horny and obsessed with Jacob Elordi, or heartbroken, devastated, and borderline insane. Emerald Fennell’s “Wuthering Heights” (2026) has nothing to do with Emily Brontë. This is not an adaptation, the quotation marks make that impossible to ignore, it’s a pop fantasy … Okumaya devam et Pop passion in quotation marks – A review of Emerald Fennell’s “Wuthering Heights”

FRANKENSTEIN – Guillermo del Toro’dan Mary Shelley’nin Düşsel Evrenine Saygı Duruşu

1816 yılının 17 Haziran’ında, İsviçre’nin Cenevre Gölü yakınlarında bulunan Villa Diodati’de (Diodati Malikânesi) Lord Byron, John W. Polidori, Mary Shelley, eşi Percy Bysshe Shelley ve Mary Shelley’nin üvey kardeşi Claire Clairmont bir araya gelmiş, yağmurlu ve fırtınalı bir akşam Byron’ın önerisiyle birbirlerinden bağımsız olarak korku öyküleri yazmaya koyulmuşlardı. O gece Lord Byron Vampir adlı yarım … Okumaya devam et FRANKENSTEIN – Guillermo del Toro’dan Mary Shelley’nin Düşsel Evrenine Saygı Duruşu

JURASSIC WORLD: REBIRTH – Seriye Hiçbir Katkısı Olmayan Bir Devam Filmi

Yapımcıların, ama özellikle de Hollywood yapımcılarının ve tröst haline gelen büyük yapım şirketlerinin yatırımlarını geri alamama korkusu, artık iyice rahatsız edici bir hal almaya başladı. Bir projeye inandıkları için değil de sırf yatırdıklarının 5 katını kazanmak için bir filme para harcıyorlarsa, yapımcıların istifa edip meşrubat veya catering işine girmeleri ısrarla tavsiye olunur, en azından daha … Okumaya devam et JURASSIC WORLD: REBIRTH – Seriye Hiçbir Katkısı Olmayan Bir Devam Filmi