74. Berlin Uluslararası Film Festivali Berlinale’de Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü’ne layık görülen A Traveler’s Needs (Yeohaengjaui Pilyo, 2024), Hong Sang-soo’nun kimlik yaratımı düzleminde en sıcak komedisi diyebileceğimiz, kaygıyla beslenmiş gündelik hayatın sıcak, görsel bir eleştirisi olarak karşımıza çıkıyor. Fransızca öğretme konusunda hayatta kendine belli bir yer edinmiş sıradan ve bir o kadar da tuhaf bir karakterin gündelik yaşamına odaklanan yönetmen, anlatı biçiminde yaratmış olduğu merak uyandıran geçişlerle, kompozisyonuna kendi anlayışı doğrultusunda bir dinamizm getiriyor. Yönetmenin daha önceki birçok projesinde de yer alan Isabelle Huppert, bu sefer A Traveler’s Needs (Bir Gezginin İhtiyaçları) kapsamında Iris karakteri aracılığıyla filmin senaryosundaki “kimlik” mülkiyetini ele geçiriyor. Bu şekilde daha önce alışılmamış olan bir teknik ile yabancı dil öğrenme yolculuğuna çıkıyoruz. Bu da filmin adı kapsamında Iris’i değil izleyiciyi bir gezgin koltuğuna oturtuyor. Ayrıca eylemsel olarak bir gezme yerine yeni bir öğretme metodunun seyahatine de çıkmış oluyoruz ve izleyici olarak gezdiğimiz yerler, Iris’in birebir ziyaret etmiş olduğu insanların zihinleri haline geliyor.

Deneyimin İmgesine Takılıp Yere Kapaklanmak
Fransızca öğretmek temeli altında Iris’in birer birer ziyaret etmiş olduğu herkesin aynı sorulara karşılık olarak birbirlerinden bağımsız aynı cevapları vermeleriyle insan yapısının tekdüzeliğine gönderme yapan Hong Sang-soo, basit bir öğrenme biçimini adeta bardaktan su içmeye benzetiyor. Bu şekilde karakterler arasındaki duygusal iletişim de birbirlerine dokunmadan bireysel bir deneyim olarak karşımıza çıkıyor. Iris’in öğretme tekniği, herhangi bir yönteme dayalı olmamasının yanı sıra, sadece dili öğrenmek isteyenlere karşı kurulmuş olan duygusal bir kapan şeklinde de varlık gösteriyor. Aynı açıdan alınmış çekimler günlük yaşamın tanıdık imgelerini kullanarak farklı karakterler aracılığıyla iletişim kurmadaki duygusal yapının endişe verici ağırlığını taşıyor. A Traveler’s Needs, diğer Hong Sang-soo filmlerinden nesnelerin değil de insanların üstlendiği kimliklere yoğunlaşmasıyla ayrılıyor. Bu şekilde her zaman alışmış olduğumuz nesnelerin imgesel tasarımı karakterlerin üzerine işleniyor. Bu da yabancı kavramının hem birey üzerinden hem de dil gibi soyut bir biçim aracılığıyla paylaşılmasına izin veriyor.

Bir Beden Büyük Duyguyu Satışa Çıkarmak
Her ne kadar Iris’in soruları farklı karakterler üzerinde aynı etkiye sahip olsa da sonuç olarak duygusal etkileşim karşısında kompozisyonun tasarısı varoluşçu ayrıntılarıyla pratik bir etki de yaratabiliyor. Bu da bir anlamda Iris’in gündelik sorularının izleyiciye doğru yöneltilmesine yardımcı oluyor. Ana karakter hakkında detaylı bilgi sahibi olmamızın da seyirci olarak sorulara öznel yaklaşabiliyor olmamızda büyük katkısı var denebilir. Gösterinin bir parçası haline gelen ve filmin başlangıcından sonuna değin kendi tarzında kimlik kazanan soruların temelinde ben’i merkeze alan bir “birlikte varoluş” sistemi yatıyor. Bu da filmi her zamanki alıştığımız Hong Sang-soo şiirselliğinden ziyade fantastik bir varoluş meselesine doğru çekiyor.

Dillerin İmkânsız Tercümesi Boğazda Düğümlenince
Filmin oyuncuları arasında yönetmenin daha önceki filmlerinden de tanıdığımız Kwon Hae-hyo, Ha Seong-guk isimlerinin yanında Yunhee Cho ve Lee Hye-young bulunuyor. Filmlerinde ayrıntıları bir nevi zincirleme isim tamlaması gibi kullanan Hong Sang-soo, bu sefer dil öğrenmenin ve duyguları öğrenilen dilde ifade etme biçimindeki oyun teknikleri üzerinden dilin kendisinin günümüzdeki kullanım ağırlığına da göz kırpıyor. Teknolojik açıdan bugünün sorunlarından biri haline gelen dil öğrenme biçimleri eşliğinde Hong Sang-soo, izleyicinin gözlerinin içine asla herhangi bir teknolojik boyut yerleştirmiyor. Bu şekilde dil öğrenme biçimi herhangi bir teknoloji bağlamında değil, oldukça nostaljik bir boyut olarak karşımıza çıkıyor. Bu da izleyicinin senaryo ile daha yakından bağ kurmasını sağlıyor ve herhangi bir boyutsal kapı aralanmıyor. Karakterlerin yapıları ve farklılıkları gereği filmin anlatısı toplamda üç bölüme ayrılıyor. Bu bölümlerin ikisi birbirine benzer bir düzlem üzerinde ilerlerken üçüncüsü daha çok Iris’in varoluşunun boşluğuna işaret ediyor. Böylece film boyunca her karakterin kendisine has boşlukları ile tanışabiliyoruz. Dil öğrenirken dilsel olarak rahatsız edilebilen duygular bastırılıp üzerine tebessüm bir reçel gibi sürülürken Iris’in boşluğu ile karşılaştığımızda reçel yerini su ile buluşan tuz tanelerine bırakıyor.

Pastörize Edilmiş Bir Etüt
Makgeolli (bir tür pirinç şarabı) içeceğinin filmde en az karakterler kadar yer kaplamış olması ve Iris’in diğer karakterlerle olan iletişiminde önemli bir noktada durması kompozisyonun iletişim trafiğini oldukça pastörize bir kıvama getiriyor. Mizansen açısından açık kapı bırakan Hong Sang-soo, sunmuş olduğu paralel biçimdeki insan ilişkilerini nesneleştirmeden olabilecek en sade şekilde aktarıyor. Iris, başkalarının sorunlarını çözmeye çalışırkenki rahatlığını, sıra kendi sorunlarıyla ilgilenmeye geldiğinde bulamayınca onun bir köşede sıkışmış hali, her sıkıştığında makgeolli içmesi metaforunda karşılık buluyor. Bu suretle organik iletişim karmaşasına tanıklık ettiğimiz A Traveler’s Needs, bir kendinden kaçış filmi olarak bireyin kendisiyle savaşını beyazperdeye taşıyor.

