ALL of US STRANGERS – Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar, yeryüzünde sizin kadar yalnızım

2023 yılının ses getiren yapımlarından olan All of Us Strangers Japon yazar Taichi Yamada’nın Strangers (1987) eserinin ikinci uyarlamasıdır. Eserin ilk uyarlaması Japon sinemasında yer alan The Discarnates (1988) filmidir. İlk uyarlamada heteroseksüel bir çiftin varlığı izlenirken, yönetmenliğini Andrew Haigh‘in yaptığı ikinci uyarlama olan All of Us Strangers, queer bir çiftle hikayenin temeline de ekleme yapar. Sevgiyi amacı haline getirmeye çalışırken amacını unutup bir yabancıya dönüşen Adam’ın (Andrew Scott) hikayesi aslında ne cenneti ne de cehennemi tattırır. Arafta kendi kendisine eziyet eden ve yaşam gücünden, ruhundan kaybeden yalnız bir insana evrilir. Geleneksel Japon hayalet hikayesi bu noktada queer romantizme ve yasın derin psikanalizine doğru genişletilir.

Andrew Scott (Adam)

Gecenin bir yarısı dışardan Harry’nin (Paul Mescal) evinin soğuk mavi ışığına takılır Adam. Harry’nin silüeti bir gölge misali onu izler. Adam evine geri döndüğünde geceyi yalnız geçirmek istemeyen ve bu çok katlı ama kimsesiz binada tek başlarına olduklarını düşünen, elinde pahalı bir Japon viskisi bulunan Harry, Adam’ın kapısını çalar. Adam o gece Harry’yi kabul etmez. Harry’nin ve Adam’ın evinin rengi ve atmosferi de aynıdır; soğuk, mavi, yalnız ama dingin. Bu atmosfer ilerleyen zamanlarda Harry ile değişir. Çocukluğu hakkında yazmaya başlayan Adam artık kullanılmayan çocukluk evlerine ziyaretler yapmaya başlar. Eve olan ilk ziyaretinde camda kendi çocukluk imajı ile karşılaşır. Kamera Adam’ın çocukluk imajına netlenir ve ardından netlik Adam’a değil ikisinin arasındaki yeşil bodur ağaçlara geçer. Adam’ın çocukluğu ile yetişkinliği arasında bir sınır vardır ancak bu sınır Adam tarafından yıkılır.

Paul Mescal (Harry)

Bu eski ev genellikle sarı ve turuncu nostalji renkleri ile görünür. Evin atmosferi Adam’ın yetişkinlikteki evinin mavi soğukluğuna göre sıcaktır, bu da Adam’ı güvende hissettirir. Adam annesinin (Claire Foy) ve babasının (Jamie Bell) hayaletleri ile güvendedir. Annesi ve babasını on iki yaşındayken araba kazasında kaybeden Adam annesi ve babasının öldükleri yaşlarından bile daha büyüktür. Onlara yaptığı her ziyaretinde, kendini ailesine hep yeniden tanıtmakla yükümlüdür çünkü ailesi olsa dahi Adam’ın on iki yaşındaki ruhu ve yaşama biçimi ile olgunluğundaki Adam çok farklıdır. Adam bile bazen kendisine yabancıdır bu konumda.

Jamie Bell (solda) ile Claire Foy

İlk ziyaretinden evine döndüğünde asansörde Harry ile karşılaşır. Asansör aynalarında Adam’ın sonsuz yansımaları görünür. Adam’ın gerçekliğinin kopyaları olan bu yansımaların her birinin hikayesi belki de ayrıdır. Tek bilinen şey gerçekliğin bu noktada sekteye uğradığıdır. Adam Harry’yi evine davet eder ve bu sekteye uğramış gerçekliğin yolu oluşmaya başlar. Beraber olurlar ancak henüz bir ilişkiye başlamazlar. Bu olaydan sonra annesinin hayaletini ziyarete giden Adam annesine gay olduğundan bahseder. Daha sonraki görüşmesi babasının hayaleti ile olur ve babası ile çocukken gay olduğundan dolayı yaşadığı zorbalıklarda babasının yanında olmaması konusunda gözyaşları ve özürler eşliğinde uzlaşırlar. Temel sorun, Adam’ın ailesinin hayaletini ziyaret ettiği her zaman yaşam gücünden ve sağlığından kaybetmesidir. Hayaletlerle uzlaşmak da realitenin sekteye uğraması anlamına geldiğinden, gerçekleşme olasılığı bulunmayan bu ikincil irrasyonel gerçekliği yaşamaya çalışan Adam hem bedensel hem de zihinsel sağlığından bir şeyler kaybeder.

Paul Mescal & Andrew Scott

Adam’ın bu durumu Sigmund Freud’un patolojik yas ekseninde Jacques Derrida tarafından oluşturulan “spectralité” (hayaletimsilik) kavramı üzerinden incelenebilir. Sevilen bir yakının veya bağlı olunan ideallerin kaybından sonra, kaybın ardından yalnızca kaybedilenin o şey değil aynı zamanda onunla olan ilişkinin de olduğunun farkında varan kişi bir direnç içine girer. Gerçeklik ile olan bağını kaybeder ve melankoli ortaya çıkar. Hayalet de bu sırada kendini gösterir. Hem mevcut hem namevcuttur, zamanın yatay işleyişini ve gerçekliği sekteye uğratır. Kişi yatay zamanda değilse dikey zamandadır, Gaston Bachelard’a göre daimi bir dikey zaman neredeyse imkansızdır. Le Droit de Rêver (Düş Görme Hakkı) eserinde Bachelard şöyle der:

Geceyarısı ruhta çınlamaya başlar ve derine iner, iner… Dibe, on ikinci darbeye, on ikinci yaraya, on ikinci anıya inmeye cesaret edebildiğim geceler nadirdir. Böylece yatay zamana geri dönerim; zincirlerim, zincirlenirim, hayata, yaşayanların yanına dönerim. Yaşamak için her daim hayaletlere ihanet etmek gerekir... (Çeviri: Berfin Tutucu)

Il sonne dans l’âme en descendant, en descendant… Rares sont les nuits où j'ai le courage d'aller jusqu'au fond, jusqu'au douzième coup, jusqu'à la douzième blessure, jusqu'au douzième souvenir... Alors je reviens au temps plat ; j’enchaîne, je me réenchaîne, je retourne auprès des vivants, dans la vie. Pour vivre, il faut toujours trahir des fantômes...
Andrew Scott

Adam’ın yaşamak için yaşayanların arasına, gündelik olan yatay zamana dönüp, onun patolojik yasını ve melankolisini besleyen hayaletlere ihanet etmesi gerekmektedir. Harry ile olan ilişkisinin gücüne dayanarak Adam annesinin ve babasının hayaletlerine küçükken en sevdiği restoranda veda eder. Onlara veda etmediği sürece Harry ile olamayacağının farkına varır. Onunla olduğunda sıcaklaşan, turunculaşan ve güneş ışığı ile yıkanan hayatı onlara veda edip evine geri döndüğünde tekrar soğuklaşır. Harry’yi evde bulamayınca onun dairesine iner. Harry’yi odasında elinde ilk gece geldiğinde içtiği pahalı Japon viskisi ve o gece üzerinde olan kıyafeti ile ölmüş olarak bulur. Odadan çıktığında tıpkı annesi ve babası gibi onu da hayalet olarak görür. Bunca zamandır Harry ile olan ilişkisi de yaşayanların zamanında gerçekleşmemiştir. Harry’nin hayaleti ile evine dönen Adam, Harry’nin isteği ile “The Power of Love” şarkısını çalar. Evde yalnız geçirdiği günlerde dinlediği bu şarkıyı Harry’nin hayaletine sarılarak dinler ve onun kulağına fısıldar. İkisi de karanlık sonsuzlukta yer alan yıldızlardan birine dönüşür.

Claire Foy

Adam’ın bir ailesi yokken Harry’nin anlattıklarına göre bir ailesi vardır ancak ikisinin de sonunda buluştuğu nokta yalnızlık ve yabancılıktır. Kişi bir ailenin parçası olsa da olmasa da onlara yabancıdır. Birisiyle ilişkiye girse de girmese de yabancıdır. Her daim yabancıdır çünkü tüm dünyada ve tüm dünyaya yabancıdır. Yabancı hissetmiyorsa bile bir süre sonra yabancılaşacaktır. Varlıkta aslında ikilikler değil çift yönlülükler vardır. Yaşam ve ölüm değil yaşam ile ölüm vardır. Bu yüzden hayaletler gerçek zamanın rasyonel düzleminden bizi çıkarırlar. Hayaletler bakışımsız şeylerdir. Birden fazla gerçeklik ile birden fazla olmayan gerçekliği gösterirler. Bu yüzden hayaletlere kulak vermek, ancak yaşamaya devam etmek için de onlara ihanet etmemiz gerekir. İhanet olmadığı zaman delilik baş gösterir. Bu delilik de yalnızlığı yanında getirir. Yalnızlıkta ise en çok yine hayaletler bulunur: Kişi bir düzlemde değil, her daim bir möbius şeridinin içindedir.

Berfin Tutucu

ALL of US STRANGERS – Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar, yeryüzünde sizin kadar yalnızım” için bir yorum

  1. Çok güzel bir yorum.
    Hayaletlere ihanet et diyerek yeni bir gün başlıyorum, hadi bakalım.
    Kaleminize kuvvet, iyi dileklerimle.

Bir Cevap Yazın