SILENT FRIEND: Ekosistemin Geçici Misafiri Olarak Konumlandırılan İnsan

55. Uluslararası Rotterdam Film Festivali (IFFR) kapsamında Limelight kategorisinde gösterilen Ildikó Enyedi’nin son filmi Silent Friend (2025) yoğun felsefi katmanları olan, deneysel yapısıyla dikkat çeken anlatısındaki bileşenleri tematik olarak birbirine bağlayan bir yapım. Filmin anlatısı 1908, 1972 ve 2020 tarihleri çerçevesinde şekilleniyor. Bir ginkgo ağacı etrafında açımlanan mekânın, insanların ve dönemin değişimi filmin her karesinde dalgalanıyor. Zorlu koşullara rağmen yıllar boyunca sağlamlıklarıyla dikkat çeken söz konusu ağaç türü, uyum, bütünlük ve irade kavramlarının vücut bulmuş hali. Silent Friend bu anlamda organik bir anlatı boyutunun kapılarını aralıyor. Ildikó Enyedi’nin dışında Tina Kaiser ve Corinne Le Hong’un senaryo koltuğunda bulunduğu film, insan – doğa ilişkisini merkezine alıyor. Çekimleri botanik bir bahçede yapılan filmin başrollerinde Tony Leung Chiu-wai (Tony), Léa Seydoux (Alice), Enzo Brumm (Hannes), Luna Wedler (Grete) ve Sylvester Groth (Anton) gibi isimler bulunmakta. Varoluşcu gözlem tekniği ile yaklaşılan her sahne zamanın akışının halini ve onun etkilerini canlı biçimde aktarıyor. Filmin görüntü yönetmeni koltuğunda yer alan Gergely Pálos, görsel anlatım düzleminde üç farklı anlatı tercih etmiş. Şiirsel tonları ön plana alan Silent Friend, doğrudan hikâye anlatıcılığı yerine, seyirciyi toplumsal değişimlerin merkezinde yer etmiş olan birbiriyle bağlantılı üç farklı insanın hikâyesine misafir ediyor.

Tony Leung Chiu-wai

Görünmez, Meditatif Bir Tutku Olarak İnsanın Geçiciliğine Övgü

Bitkisel bir bilincin yapısına kamerasını doğrudan çeviren Enyedi, ilk hikâyesinde 1908 yıllarında bilim ve patriyarka arasına sıkışmış olan bir kadının dünyasına bizi konuk ediyor, daha sonra ise 1972’de aynı mekânlarda varoluşunu gezdiren bir öğrencinin bitki gözlemleriyle ve bitkinin bilince sahip olma haliyle duygusal bir uyanış yaşatıyor, son olarak da 2020 yılında yine aynı mekânın sınırları içerisinde bir nörobilimcinin aynı şekilde bilinçli bitkiler araştırmasını seyirciye yansıtıyor. Bu hikâyeler sırasıyla değil ancak birbirleriyle oldukça düzenli bir bağ içinde karşımıza çıkmakta. Bu şekilde hikâyeler birbirinin içine yedirilerek zamanın kendi içinde kaybettiklerini tekrar kazandırıyor. Her ne kadar hikâyeler belli bir ontolojik kaygıya işaret ediyor olsa da Silent Friend, insan odaklı bir film diyebiliriz. Her bir jenerasyondan gördüğümüz karakterler bir anlamda bir botanikçinin anlatı dünyası şeklinde gözlerimize misafir oluyor. Karakterlerin aynı mekân ve aynı tema etrafında farklı yıllarda aynı şekillerde karşımıza çıkması toplumsal ve sosyal değişimlere rağmen modern insanın doğa ile olan kopukluğunun iyileştirilebilir yanına işaret ediyor. Bu şekilde günümüzde hemen her alanda karşımıza çıkan insan merkezciliğinin de temeli iyice kazınıyor ve ortadan kaldırılıyor. Silent Friend, bu türden doğa-insan arası karşıtlıkları felsefi bir zeminde ele alıyor. Bilinç yapısının sadece beyni olan canlılara ait bir kimlik yapısı olmadığını ve bunu farklı şekillerde ifade etme olasılıkları çevresinde defalarca tur atan Enyedi, üç farklı anlatı evreninde izleyiciyi mikro kozmosun içerisine doğru başarıyla çekiyor.

Léa Seydoux

Zaman Tanığının Sessiz Öznesi

Daha önce Wong Kar-Wai’nin kültleşmiş Days of Being Wild (1990), Chungking Express (1994), Happy Together (1997), In the Mood for Love (2000) ve 2046 (2004) gibi yapımlarında yer alan Tony Leung Chiu-wai’nin film boyunca bakışlarındaki hüznün sessizliği, anlatılan üç farklı hikâyeyi bir nevi görünmez, siyah bir pelerin gibi sarıp sarmalıyor. Her ne kadar Silent Friend’in kurgusal anlamda minimalist yaklaşımları ön plana çıkıyor olsa da karakterlerini oluşturmadaki denge yapısı onun zaman ve varoluşsal felsefesine makro tarihsel dokular ekliyor. Bu şekilde tüm film, bir anlamda insanların kendilerini her şeyin üstünde tuttuğu bir anda, insandan çok daha uzun süre yaşayan ve deneyimlerini yavaşça gerçekleştiren canlıların gözünden dünyaya bakma deneyimini yaşatıyor, sadece Silent Friend evreninde içselleştirebileceğiniz bu durumu en temiz haliyle sergiliyor. Bunu yaparken görsel anlatımın üzerine doğal ortam seslerinin, rüzgâr hışırtısının, toprağın altındaki titreşimlerin sıklıkla denk düştüğü sinemasal şiir, muhteşem bir şekilde karşımızda nefes alıyor. Senaryonun üç kanatlı olması filmi hem teknik hem de anlatısal açıdan oldukça zengin bir şekilde besliyor.

Tony Leung Chiu-wai

1908’de geçen ilk bölüm 35 mm ile, 1972’de geçen ikinci bölüm 16 mm ile, en son 2020’de geçen bölüm ise dijital olarak çekilmiş. Bu anlamda tekniğin ve teknolojik yapının da kimi zaman en izole halini görüyoruz. En nihayetinde dijital olanın netliğine kavuştuğumuzda ve grenli yapı tamamen kırıldığında soğuk ancak berrak bir dünya ile karşılaşıyor, biz izleyiciler de yaşayan fosiller olarak kendi zaman çizelgemizi görünmez kalemle çiziyoruz. Bitkilerin, ağaçların, doğanın tamamen dekor olarak kullanıldığı Silent Friend evreninde ginkgo ağacı bir ideali temsil etmekte. Daha sonra tüm dekor karakterlerin bir öznesi haline geliyor ve filmde bir nevi nesne değerinde hiçbir şey kalmıyor. Kamera açılarında makro lenslerin kullanılması varlığın duyarlı halini sembolize ederken karşımıza çıkan canlı maddenin olmayan bir doğa, yani yeni bir materyalizm boyutu açmasıyla modern felsefede anlatıyı Bergsoncu bir saf süre deneyiminin içerisine alıyor. Bu bağlamda insan, ağaç ya da doğa ile bağ kurmaya çalışırken esasında içinde canlı fosil olarak soluduğu evrende zamanın dış kabuğuna eklemlenmeye çalışıyor. Biyopolitik okumaya da açık olan Silent Friend, ağacın sessiz arkadaşlığını bir metafizik huzur olarak rasyonel aklın son akşam yemeği haline getiriyor.

Burcu Meltem Tohum

Bir Cevap Yazın