Geçtiğimiz 13. Paris Uluslararası Fantastik Film Festivali (PIFFF) seçkisinde yer alan The Assessment (Değerlendirme, 2024), hem kadrosu hem de taşımış olduğu hikâyesiyle oldukça dikkat çekiyor. Başrollerinde Elizabeth Olsen (Mia), Alicia Vikander (Virginia / Grace), Himesh Patel (Aaryan), Charlotte Ritchie (Serena), Minnie Driver (Evie) ve Indira Varma (Sjohus / Ambika – ses) gibi isimlerin olduğu filmin yönetmen koltuğunda Fleur Fortuné var. Bilim kurgu ve drama türünde olan film hem görsel olarak hem de kompozisyonunun akışıyla kimi zaman pozitif anlamda insanın sınırlarını zorlayabilen dışavurumlara sahipken kimi zaman ise hicivsel yanıyla kara komediye çalan sahneler sunuyor. Bu zamana dek Armani, Chanel gibi markalara çektiği reklam filmleri ve M83, Lykke Li, Skrillex, Travis Scott gibi sanatçılar için çektiği video kliplerle (M83’ün Wait’ine mutlaka göz atın) tanınan Fleur Fortuné’nin ilk uzun metraj filmi olan The Assessment, ebeveyn olmadan önce bir tür ebeveyn olmaya uygunluk testine tabi tutulmuş bir çifti ele alıyor. Temelde kışkırtıcı yanının sivrilerek diğer yanlarına göre daha fazla öne çıkması, olası bir yeni dünya düzeninde haklarımızın ne doğrultuda var olabileceğini sorguluyor. Kaynaklarımızın azaldığı günümüzün bu dünyasında The Assessment sahip olduğu hikâyeye ciddi bir şekilde sarılıyor ve tedirgin edici tarafını her zaman baskın hale getiriyor. Sakin ve bir o kadar da ayna kadar berrak yüzünü filmin her karesine yediren Fortuné, bir ilk uzun metraj filmine göre, sektördeki deneyimi sayesinde beklenenden çok daha fazlasını sunuyor.

Meçhul ve Devredilmiş Yaşama Hakları
Mekân tasarımı ile iklim değişikliği nedeniyle tam olarak bugünkü anladığımız dünyadan oldukça izole bir alan tercih eden yönetmen, bunu yaparken karakterleri üzerinde herhangi bir klostrofobiye dayalı bir yansıma yaratmıyor. Bunun yerine absürt bir psikodramanın olabilecek en ideal aile tablosunu çiziyor. Otoriter yüzün asıl sahibini hiçbir zaman göstermeyen The Assessment, buna rağmen ona birçok defa işaret ediyor. Sekanslar arasındaki yansımalara birer gözlemci olarak değil de birer deneyimci olarak katılmanızı isteyen film, insan doğasının gıdasını yine insanın doğal yapısıyla besliyor. Bu şekilde hikâyesiyle negatif olarak yansıyan gelecek tiplemesine dair herhangi bir panzehir yolu çizmek yerine var olan zehri daha da çok ve gelişi güzel akıtıyor. Korunan ve kontrol edilen insan bölgelerini kendi içerisinde de belli kategorilere ayıran filmin dinamiği doğrudan materyal dünyanın gücünden geliyor.

Toplumun üst kademesinde ikamet eden Mia ve Aaryan’ın tabi tutulduğu ve kazanmaya çalıştığı insani bir hakkın kendi içerisinde yuvarlanmasına tanık olduğumuz The Assessment, bazı açılardan We Need to Talk About Kevin (2011) filminin benzer dinamiklerine sahip. Toplamda beş yıl boyunca üzerinde çalışılan filmin ilerleyişinin son hali, yaratmış olduğu evren ile kimi zaman temsil ettiği bilimkurgu türünün önüne salt hikâyesini alıyor. Bunu yapmasındaki önemli faktörlerden biri de yönetmenin geçirmiş olduğu, filmdekine benzer bir ebeveyn olma süreciyle alakalı. Buna karşın The Assessment’ın teması hiçbir koşulda kişisel bir hikâye olarak kendisini var etmiyor. Büyük bir kesime hitap eden fikirler sunan ve olaylarla bağlantı kurulmasına izin veren filmin akışı; sahip olduğu kasvetli dünya modellemesi ile birleşince oldukça gerçekçi ve keskin bir bakış açısına sahip oluyor.

Bir Ağrı Kesici Gibi Dönmez Başımızın Üzerinde Dünya
Mekân tasarımı olarak tamamen izole ve çöl benzeri bir ortamın içerisine yerleştirilen anlatı bir anlamda hikâyenin başrol karakterlerini alışık olduğumuz şehrin kaosundan alıp kendi cennetlerine kavuşturuyor. Görsel olarak yansıtılanın sakinlik seviyesi ile hikâyenin ağır ve keskin mesajının dışavurumu birleşince ton olarak doğru orantılı bir dinamik yakalayan Fleur Fortuné, bir anlamda günümüzün henüz hayal aşamasında olan Mars umudunun kapılarını tıklatıyor. Ne bitki ne de herhangi bir hayvanın olmadığı bu mekânda her iki yokluğun da yaratımı büyük değer arz ediyor. Bu anlamda da Waterworld (1995) filmine de göz kırpan The Assessment, bir hayat kurabilme ve onu kurallarına göre doğru yönetebilmeyi kurguluyor. İç mekâna misafirlik yapan evin tasarımı ise klasik Apple mağazalarını hatırlatan cinsten. Bu anlamda da film, insanlığın hem yok oluşuna dönük manevi unsurlara gönderme yaparken diğer yandan alışılmış standartlarda teknoloji varoluşsallığına da el sallıyor. Bu şekilde görsel düzlemde kullanılan alanlar modern ancak uzay çağına da dokunan bir yansıma yaratıyor. Fütüristik havasını daha çok modern ve sade yanıyla yakalayan The Assessment’ta kullanılan giysiler de mekânlarla özdeşleşir düzeyde. Bu türden eski ve yeni bağlamında kemiklendirilen retro gelecek çağ modellemesi karakterlerin duygusal yanlarının daha şeffaf bir şekilde gösterilmesine olanak tanıyor. Film, her ne kadar gelecek çağ formatında bir eleştiri yapısına sahip olsa da bugün alıştığımız düzeyde abartılı teknolojik öğelerin kullanımından sakınarak ortaya daha pürüzsüz, minimal bir akış çıkarıyor.

Toplum Kuralları Olmayınca Yeniden İnşa Edilen Özgürlük Alanları
Alicia Vikander’in canlandırmış olduğu karakter, olgun bir bedeni olsa da çocuk dünyasından fırlamış birine ait. Dolayısıyla kendisini takım elbisenin içerisinde 4-5 yaşlarında bir çocuğun hareketlerini yaparken bulabilirsiniz. Filmin en kritik yanlarını avucunun içerisinde bir volkan gibi taşıyan Vikander’in karakteri filmin en ağır toplarından birini oluşturuyor. Canlandırmış olduğu karakterin zorluğu ve çeşitliliği bakımından da filmi ilginç kılıyor ve filmin evrenini çok daha fazla genişletiyor. Karakterler arasında dengenin doğru kullanımı da film boyunca sürekli anlatının etkin bir şekilde ilerlemesini sağlıyor. Her şeyin doğru bir şekilde yapılması için belli bir ikiyüzlülüğün insan sisteminin derinliklerine inmesi gerektiğine işaret eden The Assessment’ın duruşu, günümüzde dengesi çoktan kırılmış olan dünyanın dengesiz boyutuna da göndermede bulunuyor. Rahatsız edici olan ile yüzleşme durumunu iyice deşen filmin enerjisi aslında izleyicide tam anlamıyla karamsar bir gölge bırakmıyor, gölgenin içerisini geleceğe dair düşündürücü mesajlarla donatıyor demek daha doğru. Film şimdilik birçok festivalde izleyicisiyle buluşmuş olsa da, The Assessment’ın yakında genel gösterime gireceğini ve platformlarda da yer alacağını umuyoruz. Mutlaka izleme listenize alın.

