PRISCILLA – Sahne Işıklarından ve Müzik Sesinden Uzakta Bir Elvis

Sofia Coppola doğar doğmaz filmlerde rol almaya başladı dersek hiç abartmış olmayız çünkü 1971 doğumlu yönetmen, ilk Godfather (1972) filminde bile yer almıştı, tabii ki “beşikteki bebek” rolünde. Sonrasında birçok filmde irili ufaklı roller alsa da, oldukça geniş bir sinefil kitlesine ulaşmasını, 1990 yapımı The Godfather Part III sağladı, hala izlememiş olanlar olabilir, meşhur sahneden bahsetmeyelim. Birçok farklı filmde oyuncu olarak rol alsa da, Sofia Coppola’nın hem sinemaseverlerin hem de eleştirmenlerin yoğun ilgi ve sevgisini kazanmasını sağlayan yapım, ilk uzun metraj yönetmenlik denemesi oldu: The Virgin Suicides (1999). Ardından 2003 yapımı Lost in Translation geldi, birkaç yıl sonra da tartışmalı filmi Marie Antoinette (2006) ortaya çıkınca, Coppola “yönetmenliğe soyunan oyuncu” klişesini yerle bir etmiş oldu. Coppola oyunculuğundan ziyade yönettiği filmlerle anılmaya başladı. 1993 yılından günümüze birçok kısa film, video klip (ve hatta koskoca bir opera prodüksiyonu: La Traviata) yönetmiş olsa da, Priscilla yönetmenin 8. uzun metrajı.

Cailee Spaeny, filmin açılış sahnelerinden birinde.

Dünya prömiyerini geçtiğimiz ay Venedik’te yapan filmi biz de Dial M for Movie olarak 80. Venedik Film Festivali’nde izleme şansı elde ettik. Birkaç salonda ve farklı günlerde gösterilen filmin benim katıldığım gösteriminde şans eseri (festival önceden duyuru yapmıyor) film ekibinin de bulunması önemli bir ayrıntıydı, bunun sebebine yazımızın sonuna doğru değineceğiz. 1945 doğumlu Priscilla Beaulieu’nün 14 yaşındayken, o sırada 24 yaşındaki  Elvis Presley (1935-1977) ile tanışmasını takip eden 13 yılı (1959-1972) merceğine alan yapım, sahne ışıklarından ve rock ’n’ roll gürültüsünden uzakta bir Elvis sunuyor. Çift, tanıştıktan sekiz yıl sonra, 1967 yılında evlenecektir ve beş yıl kadar birlikte yaşamalarının ardından, takip eden yıl (1973) resmi olarak boşanırlar. Sofia Coppola’nın anlatısı, tüm bu gerçeklere sadık kalarak 1972’de son buluyor. Elvis’in evlendiği tek kişi olması, aynı zamanda Elvis’in tek çocuğunun (ne yazık ki bu yılın Ocak ayında, 54 yaşında aramızdan ayrılan Lisa Marie Presley) annesi olması açısından Priscilla ile Elvis’i birbirinden ayrı düşünmek imkansız, dahası yanlış. Bu bağlamda Coppola, iki karakteri çok iyi dengelemiş; film hem Priscilla, hem de Elvis’in onunla geçirdiği yıllar hakkında.

Cailee Spaeny

Tanışma – İlk Yıllar

Yazılarımızda filmi betimlemekten her zaman uzak duruyoruz ancak yaklaşık olarak filmin ilk 30 dakikasını kapsayan, Priscilla’nın (bu rolde herkesi kendine hayran bırakan Cailee Spaeny) Elvis (çok başarılı bir Elvis portresi çizen Jacob Elordi) ile tanışma dönemini anlatan kısım kesinlikle özel ilgiyi hak ediyor. Filmin başlangıcı Coppola hayranlarının zaten hemen tanıyabilecekleri nitelikte, çocukluğun saflığını yansıtan karelerle açılıyor, devamında da yaşananlar hep çocukluk – ergenlik dönemlerine özgü motiflerle, o yaşlardaki birinin gözlerinden anlatılıyor. Varlığını neredeyse ona dokunduğumuzu sanacak kadar hissettiğimiz ancak hiç göremediğimiz toz pembe bir atmosfer eşliğinde ilerleyen bu ilk bölüm hem Coppola’nın ustalığını, hem de kameranın arkasında bir kadının bulunmasının ne kadar değerli olduğunu hatırlatır nitelikte. İster küçük bir kızın büyüme sancıları anlatılsın, ister İkinci Dünya Savaşı üzerine bir film söz konusu olsun, sinemada daha çok kadın yönetmene, farklı bakış açılarına ihtiyacımız olduğunun en güncel kanıtlarından biri Priscilla.

Priscilla’nın öz babası James Frederick Wagner ne yazık ki Priscilla henüz altı aylıkken vefat eder, takip eden yıllarda Priscilla’nın annesi Ann, hava kuvvetleri subayı Paul Beaulieu ile evlenir ve Priscilla’yı birlikte yetiştirirler. Filmde de Paul karakterinin (Ari Cohen) ve Dagmara Dominczyk’in canlandırdığı Ann’in Priscilla’ya dönük olarak son derece korumacı davrandıklarını çok keyifli sekanslar aracılığıyla görüyoruz. Sonuçta Priscilla ile tanıştığında zaten son derece ünlü olan Elvis Presley’nin, Paul ile Ann’in 14 yaşındaki kızlarıyla görüşmek istemesi, ebeveynlerin kafasında soru işareti uyandırmayacak cinsten bir talep değil. Ancak Priscilla’nın üvey babası Paul’ün ABD subayı olması, Elvis’in de askerlik görevini yapmak üzere Batı Almanya’da bulunması, Paul ile Elvis arasında bir subay – asker hiyerarşisi yaratır (“ünlü şarkıcı – sıradan bir asker” ilişkisi yerine) ve bu durum da, dediğimiz gibi filmde oldukça eğlenceli sahnelere olanak tanır. Bu şiir gibi çekilmiş ilk bölümün ardından, askerlik nedeniyle yolları ayrılan Priscilla’nın Elvis ile tekrar bağlantı kurmasına ve Elvis’in Memphis’te (Tennessee, ABD) bulunan meşhur konutu Graceland’de birlikte geçirdikleri yıllara odaklanılır.

Jacob Elordi & Cailee Spaeny

Elvis Mirasçılarının Onaylamadığı Bir Yapım

Öncelikle, en azından kişisel olarak hiçbir sanatsal üretimin herhangi bir “onaya” maruz kalmaması gerektiğini düşünüyorum, hele Priscilla vakasında olduğu gibi onay vermeyen, ticari bir kuruluşsa. Ne var ki filmde hiçbir Elvis parçasının kullanılmama sebebi bu olduğu için, kısaca değinmekte fayda var. Elvis mirasçıları olarak özetleyebileceğimiz Elvis Presley Enterprises, iki kısımdan oluşuyor: Şirketin %85’i Authentic Brands Group adlı bir oluşuma aitken, Presley ailesi şirketin sadece %15’lik kısımda söz sahibi. Bu açıdan “mirasçılar” sıfatı dahi pek doğru değil belki de. Filmin ret yemesinin ardındaki sebepler arasında Priscilla Presley ile şirket arasındaki geçmişe dönük anlaşmazlıklar, filmde sık sık işaret edilen ilaç kullanımı ve Elvis’in Priscilla’ya karşı sözlü şiddet veya tedirgin edici davranışları sayılabilir. Öte yandan Priscilla Presley ve Sofia Coppola bu tür davranışları beyazperdeye taşırken dahi, Elvis’e dönük olarak hiçbir lekeleyici, aşırıya kaçan bir tutum sergilememişler ve bu da oldukça net anlaşılıyor. Kısacası Priscilla, kesinlikle bir “Elvis’i karalama filmi” değil.

Cailee Spaeny & Jacob Elordi

Filmin hem halen hayatta olan ve yapımın prodüksiyonuna büyük ölçüde katılan Priscilla Presley’nin 1985 tarihli otobiyografik kitabına (Elvis and Me) dayanıyor olması, hem de Elvis Presley gibi tüm dünyaca tanınan, güncel bir sima etrafında gelişiyor olması nedeniyle, Sofia Coppola bu filmde misal Marie Antoinette’te (2006) sergilediği sanatsal / yaratımsal özgürlüğe sahip değil. Ne var ki bu durum, Priscilla’nın yaratıcılıktan yoksun olduğu anlamına gelmiyor, zira filmin duruşu da biyografik dram cephesine yakın, yönetmenin, Marie Antoinette’de olduğu gibi alışılmışın dışına çıkmak ve her sahnede seyirciyi şaşırtmak gibi bir amacı yok. Filmde Elvis şarkılarının eksikliği neredeyse hissedilmeyecek düzeyde, ne de olsa Priscilla’nın akışı, sadece birkaç sahnede rock ‘n’ roll tınılarına elverişli, onun dışında nispeten ağır, ağırbaşlı ve ilgiyi ayakta tutan bir gidişat söz konusu. Bu açıdan Elvis’in şaşalı hayatına tanık olmak ve müziklerine doymak isteyenler geçtiğimiz yıl gösterime giren (elbette mirasçıların onayladığı) Baz Luhrmann imzalı Elvis’e (2022) göz atabilir. Filmle ilgili tek negatif eleştiri belki Elvis’in aşırıya kaçan davranışlarından birkaç tanesinin, filmin bir bölümünde arka arkaya, araya başka herhangi bir olay dahil edilmeden sıralanmış olması, bu da filmde çok kısa süreli bir tekdüzelik veya belki de bir belgesel havası yaratmış.

Oyunculuklar ve Prodüksiyon

Hem Elvis’e hayat veren Jacob Elordi, hem de Priscilla’yı canlandıran Cailee Spaeny çok iyi performanslar sergiliyorlar, özellikle de, şüphesiz Coppola’nın direktifleri sayesinde çoğu sahnede sergiledikleri minimalist oyunculuk kesinlikle izlenmeye, deneyimlenmeye değer. Çok az hareketle, neredeyse sahnedeki atmosferin ağırlığını kullanıp onu görünür kılarak sundukları oyunculuk filmin en büyük artılarından. Aynı şekilde Elordi’nin Elvis taklidinin de hiç abartıya kaçmadan kotarılmış olması çok değerli. Bu yılki Venedik Film Festivali’nden en iyi aktris (Volpi Cup) ödülüyle dönen Spaeny de rolünün altından ustalıkla kalkmış, dahası birçok sahnede oyuncunun ders niteliğindeki performansına tanık olmak çok keyifli. Bu noktada prodüksiyon ekibinin geneline ve saç / makyaj ekibine de şapka çıkartmak gerek çünkü Spaeny’nin hem 14 hem de 27 yaşındaki Priscilla’yı canlandırdığı düşünülürse, bu yaş farkının özellikle göze batmaması prodüksiyon ekibi sayesinde. Son olarak filmin resmettiği dönemin de (1959-1972) tarihsel tutarlılık açısından çok iyi temsil edildiğini hatırlatalım.

Kayıt: H. Necmi Öztürk (Venedik, 4 Eylül 2023)

Yazımızı sonlandırırken daha önce bahsettiğimiz “ekibin filmi seyircilerle birlikte izlemesi” konusuna değinelim, Venedik’te film bitince, ekip katılımlı gösterimlerde gelenek olduğu üzere bir alkış koptu ve yaklaşık 10 dakika kadar, gösterime katılan Priscilla Presley, Sofia Coppola, Cailee Spaeny ve Jacob Elordi salondan çıkana dek sürdü. Bence daha önemli bir ayrıntı söz konusu, o da tesadüfen 4-5 sıra arkamda konuşlanmış olan ekipten Priscilla Presley ile Cailee Spaeny’nin, film bitiminde alkışla beraber yerlerinden kalkarken gözyaşları içinde olmalarıydı. Gözyaşlarının arkasında, filme tamamen dışarıdan bakan biz seyircilerden çok farklı sebepler yatıyordur muhakkak ancak uzun sözün kısası, Priscilla gerçekten de burada tekrar etmeyeceğimiz vurucu bir cümleyle bitiyor ve sunduğu genel atmosferin de katkısıyla sevgi dolu, hüzünlü ancak sıcak bir aura içinde sonlanıyor, bir anlamda ilk sahnesinden itibaren işaretlerini verdiği şekilde, yeryüzünde yaşanan bütün birlikteliklerin farklı potansiyellerine selam ederek, başladığı şiirsellikte kapanışını yapıyor.

H. Necmi Öztürk

Bir Cevap Yazın