WU SUO ZHU: Yavaşlığın Senfonisi – Berlinale #5

Wu Suo Zhu, (Abiding Nowhere, 2024) Tsai Ming-liang’ın Walker serisinin son halkası olarak dünya prömiyerini Berlinale Special kategorisinde yer alarak gerçekleştirdi. Yönetmenin 2011 yılında başlamış olduğu Walker serisi, gündelik yaşamın son derece hızlı tüketim akışında yavaşlığı en iyi şekilde sembolize eden bir dizi metaforik alt yapıya sahip. Belgesel kategorisinde gösterilen Wu Suo Zhu’da, Lee Kang-Sheng’i baştan sona yalınayak bir şekilde, kırmızı giysisiyle Budist bir rahip olarak yürürken takip ediyoruz. Onun hızının izin verdiği ölçüde hâkim olabildiğimiz film boyunca bir yandan gündelik hayatın akışına tanık olurken diğer yandan yavaşlığın gücünü gösterdiği bir atmosferde, ekranın içine hapsolabiliyoruz. Şehrin manzarası tüm ihtişamıyla günlük hayatın dinamiğine ve hızına gelişi güzel kapılmışken izleyiciye sadece yavaşlık rejimine girmek kalıyor.  

Lee Kang-Sheng

Beden Üzerinden Mekanik Materyalizm

Tren istasyonundan müzeye kadar uzayan dünyanın en yavaş adımları zaman kavramını bilindik yerinden ederken diğer yandan zamansızlığın imkânlı yapısını da zorluyor. Film, Lee Kang-Sheng’in bizzat kendisinden ilham alınarak inşa ediliyor. Yönetmenin hemen her konuşmasında da belirttiği gibi, Kang-Sheng’in yaşayış biçimi gerçek hayatta da yavaşlık üzerine kurulu. Tsai Ming-liang, bu bağlamda yavaşlık anlayışını temel alarak bunu eylemsel biçim bağlamında, yürüme eylemi ile buluşturuyor. Sersemletici bir özelliği de olan yavaşlığın etkisi izleyende bir yandan dikkat dağınıklığı yaratabiliyorken diğer yandan kaotik şehir yapısının sarsıcı yansımasını deneyimleyebiliyorsunuz. Bu anlamda Walker serisi, bir müze ortamında birebir enstalasyonun da tadına bakmaya davet eden bir yapı içeriyor. Kimi zaman doğanın içerisine doğrudan daldığımız kimi zaman ise tamamen betondan perdeleri olan bir boyutun penceresini araladığımız atmosfer, sürekli olarak negatif bir hareket halinde kendi basit yörüngesini takip ediyor.

Lee Kang-Sheng (en solda)

Sınırlandırıcı Bir Eylem: Durmamak

Oryantal bir felsefi yapıyı takip eden Wu Suo Zhu, saf bir tekerrüre bağlı olarak kendisini besliyor. Lee Kang-Sheng üzerinden bu tekerrürü düşündüren ise yavaşlık kavramının yeni bir şekilde sunuluyor olması ile bağlantılı. Özellikle kentlerde hızlı olmaya alıştırıldığımız, pek de yeni olmayan insan doğasının geliştirdiği makineleşme modasını pragmatik bir şekilde kenara iten Wu Suo Zhu, zamanın ötesinde olana odaklanmak için izleyiciye bir şans veriyor. Görsel boyutta tam olarak oturduğumuz yerden deneyimlemeye doğrudan maruz kaldığımız yavaşlık eylemi doğrusal ve felsefesiyle bağlantılı bir şekilde ilerlerken mutlak surette tinsel bir duyunun da peşinden gidiyor. Uyum içinde yansıtılan aynı zaman ve mekânda geçen eylemsel boyut Tsai Ming-liang’ın kamerasında hakiki bir sonsuzluk yaratıyor. Bu da filmde kompozisyonun konseptini herhangi bir “zamandan tasarruf etme” anlayışından koparıyor. Yavaşlığın temsilcisi olarak çizilen Lee Kang-Sheng’in figürü yavaşlayarak hareketsiz kalmaya doğru giden bir yolu değil, hareketsizliği harekete geçiren bir yavaşlığı tercih ederek kendi içinde dinamizm yaratıyor.

Zaman Durma Noktasına Asla Gelmiyor

Aceleciliği ve hız faktörünü bir nevi panzehir olarak kullanan Tsai Ming-liang, bu çalışmasında da etraftan gelişigüzel bir şekilde geçip giden insanları bilmediğimiz bir koşuşturmanın çemberine alır. Öyle ki kimi zaman yavaş bir akış içerisinde ilerleyen Lee Kang-Sheng kendisini spor yapan çok hızlı bir koşucunun kamerasının ekranında bulur. Bu da kompozisyona ironik bir katman ekler niteliktedir. Felsefi bir repertuarın parçası olarak da kullanılan eylemselliğin eylemsizliğe dönüşecek bir pozisyon alması, seyircinin dikkatini kaçınılmaz bir şekilde çekiyor. Bir nevi fetiş olarak kullanılan bedenin maddesel hali kendisiyle kesişmeyen ancak kendisine ait olan bedensel bir protesto ile karşılaştığında düşünme eylemi bir istasyona dönüşüyor. Her ne kadar film daha çok bir müzede sergilenmesi beklenen türde bir içeriğe sahip olsa da, Berlinale’deki prömiyerde Tsai Ming-liang’ın da bizzat açıkladığı gibi, filmin büyük bir salonda izleniyor olması çok değerli. Dahası, müzelerde küçük boyutlardaki ekranlar içerisine kilitlendiğimiz için filmin yavaşlık konusunda vermiş olduğu ağırlık, daha çok sinema perdesinin taşıyabileceği cinsten. Bu anlamda zaman zaman Andy Warhol Eating a Hamburger (1982) çekimini veyahut yine Warhol’un sekiz saatlik Empire (1964) filmini andıran Wu Suo Zhu’nun yapısı, hareketsizlik derecesinin farkındalık yaratması üzerine kurulu.

Anong Houngheuangsy

Doğal Olanın Saydam Duruşu

Doğallığı tasviri ile doğal olanın bir anlamda günümüzdeki yapaylığı üzerinden bireyin yalnızlığına da gönderme yapan yönetmen, doğayı saydam bir biçimde atmosferik bir element olarak kullanıyor. Binaların sütunları, şehri sarıp sarmalayan beton yapısı birbiriyle hiç tanışmayan ancak bir şekilde kaotik günlük yaşamın akışında sekanslar arası uyumlu bir geçiş halinde olan Lee Kang-Sheng ve Anong Houngheuangsy, adeta statik bir psikolojik denemenin başrolündeler. Bir eksiklik olarak ortaya konulan yavaşlığın önemi anlık bir duraklatmadan ziyade, aktivist bir varoluşsallığa destek oluyor. Bu ölçüde karakterleri harekete geçiren ana nokta sadece mekân ve gündelik yaşamın zamansallığı ile sınırlı kalmıyor aynı zamanda modern zamanın birbiriyle içe içe geçmiş olan uçsuz bucaksız sonsuzluğunun boyutunu aralıyor. Bu şekilde film boyunca karşımıza çıkan tüm koşullar hareketi temsil ederken, belli belirsiz bir hızın etrafına dolanan ve ortaya çıkmayan koşullar ise hayata geçirilmeyi bekleyen rastlantısallığa davetiye çıkarıyor.

Burcu Meltem Tohum

Tüm Tsai Ming-liang yazılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Ortada: Tsai Ming-liang ile Lee Kang-Sheng. (Fotoğraf: Burcu M. Tohum, Berlin, 2024)

Bir Cevap Yazın