Cioran, Ertem Eğilmez ve BANKER BİLO

Cioran, Çürümenin Kitabı’nın “Düşmüşlüğün Tahlili”[1] başlıklı bölümünde her birimizin insanlarla alışverişlerimiz boyunca yozlaştırılmaya mahkûm bir saflık dozuyla doğduğumuzu söyler. Bu gerçek, insanın düşmüşlük eğilimini hatırlatır. Cioran’a göre insan, yaşamı boyunca elleri temiz, kalbi bozulmamış biri olarak kalma gücüne sahip değildir. Yabancının kiri, ona da bulaşır. Dahası, bir süre sonra bu kirlilik, kirlenenin de gözünü kamaştıran bir hal alır. İnsan, Cioran’ın deyişiyle toplu çirkefin içine gırtlağına kadar gömüldüğü yerdedir artık. Arınma olasılığı ve olanağı kalmamıştır. Ötekilerin bıraktığı izler, hep üzerinde olacaktır. Çelişkili gibi görünse de kişinin ötekiyle ilişkisinin amacı, kendisini düşmekte olduğu boşluğa doğru yarış halinde hep birlikte alçaltmaktır ve bu ilişki, fikir alışverişlerinin yanı sıra itiraflar ya da entrikalarla kuşanmıştır.

İnsana dair çok mu pesimist bir tablo çiziyor Cioran? 1980 yapımı Banker Bilo filminin yönetmeni Ertem Eğilmez’in anlattığı insan hikâyelerini düşündüğümüzde Cioran’ı çürütmek pek mümkün görünmüyor. Senaryosunu Yavuz Turgul ile Sadık Şendil’in yazdığı film, yükselişlerin ve düşüşlerin tahlilini hikâyeyi sondan başa dönerek aktardığı bir olay örgüsüyle yapmayı tercih ediyor. Açılış sekansında holding binasının kapısından büyük bir özgüvenle giren Bilo (İlyas Salman) ve perişan haldeki Mahmut’u (Şener Şen) görürüz. Taraflar hangi ara değişmiş; aklından hiç fesatlık geçirmeyen Bilo, kendi deyişiyle “namussuz Bilo” olmuş da Mahmut’un holdingine “Banker Bilo” yazılı tabelayı dikmiştir?

Şener Şen

Bilo camekânlı asansörle yükselirken Maho hezeyanlarıyla aşağıda kalır. İkisinin konumları değişirken birbirlerini o camekândan görmeleri önemlidir; çünkü Bilo ve Maho, birbirlerinin yüzlerinde kendilerinin eski ve yeni akislerini görmektedirler o esnada ama her şeyini kaybetmiş Maho, Mahmut olduğu dönemde Bilo’yu nasıl gördüğünü hatırlamak istemez. Onu çamurun içinden çıkardığını hatırlatır. Peki, kendisi önceden nasıl bir çamurun içindedir asıl? Her sömüren gibi Maho da sömürdüğü kişiye iki lokma ekmek verip onu daha da varsıllaşmasının araçlarından, hizmetkârlarından biri yapmak istemiş; Bilo da bu gerçeğe ayana kadar konumuna itiraz etmemiştir. Maho’nun hezeyanlarının temel sebebi, Bilo’nun düzenin nasıl işlediğinin farkına varmasıyla elini kirleterek rolleri değiştirecek adımları atmasıdır. Sonunda Bilo da oyunu kurallarına göre oynamayı tercih eder ve Mahmut’a yalnızca varsıllık değil, üçkâğıtçılık temelinde de dönüşmek pahasına aynı çamura batar. Yükselirken elde edecekleri ona daha cazip gelir.

İlyas Salman

Filmi izleyen herkesin diline pelesenk olmuş meşhur repliği “Yaptım ama bil bakalım niye yaptım?”ı söyleme sırası Bilo’da, “Niye yaptın?” diye sorma sırası ise Maho’dadır. Bilo’nun “Hatırla bakalım köye geldiğin günü” demesiyle hikâye başa döner ve bütün yükselişlerin, düşüşlerin portreleri çizilmeye başlar. Maho, Almanya’ya gitmeden önce Bilo’ya en yakın arkadaşı olduğunu, gidince onu yanına aldıracağını söyleyerek oyalamıştır. Bu konuşmalardan iki karakterin konumları, temsil ettikleri açısından ilk izlenimler oluşur. Bilo kırgındır; fakat Maho’nun dostane tavırlarla taktığı maskenin arkasındaki niyetleri görecek kadar gözü açılmamıştır henüz ve karşısındaki üçkâğıtçı tarafından kolayca manipüle edilir. Anlatı zamanı dâhilinde bu sahne, Maho’nun Bilo’yu her defasında pek zorlanmadan avucunun içine aldığının ilk göstergesidir ama son olmayacaktır. Bilo, filmin çözüm bölümüne kadar “Niye yaptın?” sorusuna verilen yanıtlarla ikna olmaya hep hazırdır. Cioran’ın sözünü ettiği saflık dozu hayli yüksektir ve insanlarla etkileşimi daha bir alışveriş aşamasında değildir, yalnızca tek tarafın yarar sağladığı bir ilişkidir. Yozlaşıp kirlenmesi için vakit vardır.

İlyas Salman, Nizam Ergüden, Şener Şen

Bilo’yla beraber köy kahvesindeki insanlar da Maho’nun ağzının içine bakarlar; çünkü kendisini Münih’te kral bir işçi olarak tanıtan Maho, altındaki arabayı işaret ederek de varsıllaştığı mesajını verir ki bu mesajın alt metni, “Bana ram olursanız ben de sizi görürüm”dür. Elini öptürmesi, köylüyle arasında kurmak istediği sömüren-sömürülen ilişkisinin bir göstergesidir. Yoksul köylüye kıyasla edindiği bir miktar mal mülk üzerinden kendisine bir güç alanı açmaya niyetlidir Maho. Neden o kadar olanağı varken köye döndüğünü ise isteyenleri Almanya’ya kaçak olarak götürme amacıyla açıklar. Kahvedekiler çekimserdir ancak önce Bilo, Maho’yla Almanya’ya gitme kararını açıklar. “Burada sürüneceğime orada sürünürüm” sözünün arkasında bile bir beklenti sezilir. Sonra ondan aldığı cesaretle İbo da (Nizam Ergüden) Almanya’ya gitmek istediğini söyler. Bilo’nun öne çıkışı, ilerideki dönüşümün ilk ipucudur sanki.

Bilo’yla beraber Almanya’ya gitmek için yola çıkan diğer insanların hikâyeleri, “memleketten insan manzaraları”dır. Satacak bir tarlası bile olmayan çiftçi, eski ağa köyü başkasına satınca traktörü olan yeni ağanın onları işinden edip ortada bıraktığını anlatır. Her birinin deneyimleri, sömürülmenin farklı görünümleridir. Dinlediği bu hikâyedeki ağaya “hain” diye tepki gösteren Bilo, Maho’nun ihanetini fark edebilmiş değildir o esnada. “Kendinden şüpheye düş, Maho’dan düşme” diyecek kadar saftır. Maho’yu gözünün tutmadığını söyleyen bir köylüye karşı “can arkadaşım” dediği bir üçkâğıtçıyı savunur. Maho, köylüleri tam olarak avucunun içine almak için güç gösterilerine devam eder. Bunların hepsi, köylülerin ona olan güvenlerini ve bağlılıklarını pekiştirmek içindir ancak itaat duygusunun tam anlamıyla yerleşmesi için onları zaman zaman korkutarak da hedeflerine ulaşır Maho.

Sömürdüğü insanların ona kendilerini borçlu hissetmelerini sağlayarak sorgusuz sualsiz itaat etmelerini sürdürür. Bilo’nun geldikleri yerde hayranlıkla bakıp Münih zannettikleri şehrin İstanbul olduğunu fark etmesi, dolandırıldıklarını anlaması epey güç olur. Yıllarca önce köyünde emeği sömürülmüş, sonra Maho tarafından dolandırılmış, şehirde ise benzer bir sömürü düzeninin kucağına düşmüştür. Sadece sömürenler değişmiştir. Hakkını aramaya kalktığında cesaretinin derhal kırılacağı bir cevapla karşılaşır. İşten işe geçer el yordamıyla bulduğu olanaklar ve aldığı akıllarla. Hiç bilmediği şehirde ayakta kalmaya çalışır. Pazarcılık yapmaya başladığında başka erklerle başa çıkmak zorunda kalacağını öğrenir kısa zamanda. Eline geçen üç kuruşun bir kısmını da rüşvet verme zorunluluğuyla böylece kaptırdıktan sonra yatacağı yer, mallarını sattığı tezgâhının üstü olur. Her yeri Maholar sarmıştır. Hâlâ kime rüşvet vereceğini bilemeyecek kadar saftır. Cioran’ın söylediği gibi, “yenilen kişi kirletmek istemediği bir saflığın bedelini ödemektedir”.

İlyas Salman

Bir süre sonra İbo ile karşılaşırlar. Yatacak bir yeri olur böylece ama İbo da düzenin nasıl işlediğini çözmeye başlamıştır. Gırtlağına kadar olmasa da Cioran’ın sözünü ettiği toplu çirkefe Bilo’ya kıyasla daha yakındır İbo ve derken çoktan kirlenmiş olan Maho, yeniden Bilo’nun karşısına çıkar. Bu karşılaşmaları da Maho’nun lehine, Bilo’nun aleyhine sonuçlanacaktır. Maho, her defasında durumu toparlarken şu iki soru akla gelir: Bir insan, aynı kişiyi nasıl defalarca dolandıracak kadar maharetli olur ve bir insan, nasıl aynı kişi tarafından defalarca dolandırılacak kadar kör olur? “Büyük şehir, insanı namussuz yapıyor. Ben de şeytana uydum” diyen Maho, üçkâğıtçılığını şehirdeki düzene bağlayarak kendisini temize çıkarıp Bilo’nun yelkenleri suya indirmesini sağlar. Maho’nun düzenbazlıkta sınır tanımadığını ayan beyan ortaya koyan portresi, “Her hainde, rezilliğe susamışlık olması mümkündür” diyen Cioran’ı haklı çıkarır.

Banker Bilo, düzeni MahoBilo ilişkisi üzerinden anlatırken yan anlatılarla düzenin güçlülerinin ve ötekilerinin, değiştirdiği değer yargılarının, bakış açılarının örneklerini vermeye devam eder bir yandan da. Yağ işine başladıklarında Bilo’nun yağ sattığı bir adam, gelen müşterilerden birine yağ kalmadığını söyler. Yağ olmasına rağmen neden “yok” diyerek müşteriyi geri çevirdiğini “Memurdur, fakirdir, alamaz. İstediğim fiyatı veremez” sözleriyle açıklar. Adamın açıklaması, hem Bilo’nun o günlerde hâlâ şaşkınlıkla izlediği düzenin ölçütlerini yavaş yavaş öğrenmesine yol açarken hem de insanlara ekonomik olanaklarına göre değer biçmenin, hak tanımanın geçer akçe olduğu bir zamanın betimlemesinde makbul değerlerin bir göstereni olarak yerini alır. Hapishane koşulları da düzenin kurallarıyla biçimlenmiştir. Güçlü – güçsüz ilişkisinin başka örnekleri, orada da görülür. Hapishanede tanıdığı bir mahkûm, suçunun ne olduğunu soran Bilo’ya namuslu olmak diye cevap verir. Namuslu ve saf olanın cezalandırıldığı iç ve dış dünyanın düzen ortaklığını özetler bu cevap.

İlyas Salman

O dönemde Maho, yine bildiği yollardan ilerleyerek başkalarını dolandırıp köşeyi dönmenin peşindedir ama karşısına onunla aynı tıynette çulsuz Ali (Ali Şen) çıkar. Beş aydır hapiste olan Bilo’yu hiç ziyaret etmeyen Maho, holding sahibidir, inşaat şirketi kurmuştur. En ucuz tuğlayla bu işi kotarmanın derdindedir. Adı artık Maho değil, Mahmut’tur. Bu değişiklik, onun artık büyük oynadığının altını çizer. Köylünün elindeki üç kuruşa göz diken Maho, şehrin büyük çarkında kendine yer açan Mahmut olmuştur. Ali ile birbirlerini kazıklamaya teşne bir iş ortaklığıyla yolunda ilerler. Cioran’ın “Ötekilerle görüşmemiz de, kendimizi boşluğa doğru bir yarış içinde hep birlikte alçaltmak içindir, ister fikir teatisi olsun, ister itiraflar ya da entrikalar…” biçiminde ifade ettiği düşüncesini betimleyen bir ilişki örneğidir Mahmut ile Ali arasındaki. Fikir teatilerinde, ne olduklarını birbirlerinden sakınmadıkları sohbetlerinde nalıncı keseri gibi kendilerine yontarlar. İkisi de karşısındakinin her an bir çelme takabileceğinin farkındadır ve düşmemek için hep teyakkuzdadırlar.

Ahu Tuğba

Filmin başında gördüğümüz tabelada o zamanlar Banker Mahmut yazılıdır. Holding binasına girip asansörle odasına çıkar. Filmin başındaki sahneden farklı konumdadırlar henüz. Mahmut yükselirken Bilo, hapishaneden çıkmış, ne yapacağını bilemediği bir dünyada yine savrulmaya müsaittir. Çıktığında yakın çevresinin düzeninin değiştiğini de görür. İbo da İbrahim Bey olmuştur. Sokak işlerine çocukların baktığını, kendisinin yatırıma yöneldiğini söyleyen İbrahim Bey de kendi dünyasının patronudur. Sömürülen taraftan sömüren tarafa geçmiştir. Üçüncü karşılaşmalarında Bilo ve daha birçok insanın üstüne basarak, onları dolandırarak topladığı paralarla varsıllaşan Mahmut, yine vicdan üzerinden demagoji yaparak sömürülenin kızgınlığını yatıştırmaya çalışır. Öfkesini öyle hemen yatıştıramayınca onu kendi koltuğuna oturtarak sakinleştirme yolunu seçer. O koltuğu bir gün Bilo’nun ele geçireceğini bilmeden… Bilo, kandırıldığının farkına varmıştır artık ama tekrar kandırması için ona çanak tutar. Mahmut, Bilo’yu apartmanın kapıcısı yapmak için evine getirdiğinde Necla’ya (Ahu Tuğba) tanıtırken “Bir tek kusuru var. Çok namuslu kerata” der. Yozlaşmanın, değişen değer yargılarının en açık özetidir bu sözleri. Düzen, dürüst olmayı bir meziyet değil, kusur sayar. Mahmut, bir öğle yemeğinde kendisinden borç isteyen kayınpederine ne kadar faiz alacağını sorar. “Sen benden faiz alırken iyi miydi” diyerek geçmişi hatırlatır. Bütün ilişkileri belirleyen şey paradır artık yeni düzende. En yakın ilişkileri bile. “Ulan damat vallahi çok namussuzsun”, “Aman rica ederim. Sen benden daha namussuzsun” sözlerini birbirlerine gülerek, iltifat edercesine söylerler.

Yine Ertem Eğilmez’in yönettiği, senaryosu Başar Sabuncu’ya ait olan Namuslu (1984) filminde de bu meselenin ele alınması, gündelik hayatın her yerinde görülen yozlaşmanın ne kadar kanıksandığı konusunda izleyiciye bir uyarı, hatırlatma işlevi görür. Bilo kapıcılık yapmaya başladığında içten içe dikkat çeken talebi, kapıcı olarak değil, Mahmut’un yakın arkadaşı olarak anılmaktır. Onunla eş statüde kabul görmek ister ama bu arzusunun henüz maddi tarafı baskın değildir. Hatta bakkal alışverişinde ona verilen parayı haram olarak görür ve geri çevirir. Çevredeki apartmanların kapıcıları, canını dişine takıp çalışan Bilo’dan kötü örnek oluyor diye rahatsızdırlar. Tepedekinden en alt basamakta olanına herkes, birbirini dolandırmanın, kısa yoldan para kazanmanın, öbürünün sırtına basıp yükselmenin yollarını arayıp bulduklarında derhal bütün etik değerleri göz ardı ederek seçimlerini yapmaya hazırdırlar. Bilo’nun gecikmiş sayılabilecek yozlaşmasına karşı çoğunluk, “toplu çirkefin içine gırtlağına kadar” batmıştır.

İlyas Salman & Ahu Tuğba

Bilo’nun gözü ne zaman tam anlamıyla açılmıştır peki? Mahmut’un yurtdışına gitmesi gerekir ama işleri emanet edebilecek kadar güvendiği birini arar. Bir sahnede hem Bilo’yla ilişkisini hem mevcut düzeni  “İşte hayat böyledir. Birileri başkalarını hep sırtında taşır. Senin beni taşıdığın gibi” diyerek özetleyen Mahmut’un Bilo’dan daha güvenilir birini bulması mümkün değildir. Maho, lehine sonuçlanan bunca güven sınavından sonra işleri ona tereddütsüz emanet eder; çünkü Bilo’nun hep ezilen tarafta kalacağından emindir. Umumi vekâletname hazırlatarak geçici olarak bütün yetkilerini ona devreder ama hiç beklemediği bir şey olur. Bilo, namussuz olmayı, bu düzende başka yolunun olmadığını öğrenmiştir artık. Bu nedenle Mahmut, Almanya’ya gider gitmez hiç vakit kaybetmeden onun adının yazılı olduğu levhaları indirip kendi adını yazdırır. Mahmut İnşaat’ın yerini Bilo İnşaat alır. Yıllardır sömürülen, elindeki üç kuruşa göz dikilen, dolandırılan, aynı yolları izleyerek, yani namussuzlaşarak güçlünün elindekileri almıştır. “Yeni patron benim” diyen Bilo, bu haberi herkese duyurur. En son Mahmut’un haberi olur. Sömürdüğü kişi, koskocaman fabrikatördür, bankerdir, köşeyi dönmüştür, Bilo Beyefendi olmuştur. Cioran’ın belirttiği gibi ötekilerin Bilo üzerinde bıraktığı izler artık silinmez duruma gelmiştir. Geriye ise – finalde söylediği gibi – “Namussuz Bilo” kalmıştır.

Şener Şen & İlyas Salman

Sözcüklerin insanlar kadar kirletildiğini ve aşırı ölçüde yinelendiğinde, kullanıldığında içlerinin boşaldığını, etkisini yitirdiğini, öldüğünü savlayan Cioran, mevcut düzenin neden olduğu, günlük yaşamda dikkatimizi çekmeyen bir yoksunluğa dikkati çeker. İnsanın yitirdiği bütün değerlerinin içinde sözcüklerin yinelene yinelene işlevsiz ve anlamsız duruma gelmesi pek önemsenmezken insana ait her şeyde olduğu gibi dilinin de harcıâlemleşmesi, hem Cioran’ın metinlerinde hem de Ertem Eğilmez’in filminde irdelediği meseleyi gündeme getirir ve değerlerin yitimi, açılan boşlukları dolduracak yeni şeylere gereksinimi ortaya çıkarırken bulunan çözümler, o boşlukların maddi değerlerle doldurulmasına yöneliktir.

Filmin sonuç bölümüne kadar Bilo’nun temsil ettiği, dürüstlük ve saflık başta olmak üzere tüm değerlerin artık bir anlamının olmadığını karaktere öğreten düzenin ortaklarından Mahmut, hemen hemen aynı sözcüklerle karşısındakinin güvenini pek çok kez kazansa bile o telkin edici sözcükler, Cioran’ı haklı çıkarır biçimde tekrar edile edile aşındığında Bilo cephesinde olumsuz deneyimlerle birlikte hiç istenmeden de olsa dönüşümün yolunu açmıştır. İkili arasındaki konuşmalarda geçen, güvene dair bütün sözcükler boşa çıkarken onların karşıladığı duygu da eşzamanlı olarak azalmış, sonunda yok olmuştur. Yine filmde sıklıkla duyduğumuz namus, namuslu olmak ve namussuzluk vb. sözcükler de kirlenmiş veya düzenin kaygan zemininde yer değiştirmiştir. Namuslu olmakla başta kastedilen dürüstlük ve saflığın aşınmasıyla sonunda her şeyin, herkesin çürüdüğü bir düzen de içleri boşalan değerlerin, sözcüklerin yerini kirlenmeyi saklamaya bile gerek görmeyen camekânlı asansörlerle, namussuzluğuyla övünen bankerlerle, ondan daha kurnazı yetişene kadar gücünü bir süreliğine sabitleyen levhalarla, ezcümle bu gücü sağlayan parayla doldurmuştur. 

Baran Barış


[1] E. M. Cioran (2013). Çürümenin Kitabı. Çev. Haldun Bayrı. İstanbul: Metis Yayınları, s. 20, 21.

Bir Cevap Yazın