INSIDIOUS: OUT OF THE FURTHER – Kendi Mitolojisini Yutan Uzamsal Bedenler

Insidious: The Red Door (2023) filminden sonra Insidious evreninde artık Lambert ailesinin anlatısını sonlandırdığının sinyallerini veren ve 2010’dan bu yana bizleri korkutan alan seri, Insidious: Out of the Further (Ruhlar Bölgesi: Aramızdalar, 2026) ile beraber altıncı halkasını tamamlıyor. Serideki filmlerin adlarına birkaç saniyede ulaşmak mümkün ama biz yine de aşağıya not edeceğiz. Filmin yapımcı ve yaratıcı … Okumaya devam et INSIDIOUS: OUT OF THE FURTHER – Kendi Mitolojisini Yutan Uzamsal Bedenler

Vebalaşan Akran Zorbalığı: THE PLAGUE

Bu yazımızda siz okuyucularımıza The Plague (Veba, 2025) filminin analizini yaparken aynı zamanda Stanley Kubrick’in Full Metal Jacket ve A Clockwork Orange’ı (Otomatik Portakal), Michael Haneke’nin The White Ribbon’ı (Beyaz Bant) gibi filmlere de referanslar vererek anlatımızı siz okuyucularımız nezdinde zenginleştirme yoluna gideceğiz. Genç Amerikalı yönetmen Charlie Polinger yazıp yönettiği son filmi The Plague ile … Okumaya devam et Vebalaşan Akran Zorbalığı: THE PLAGUE

SACCHARINE: Yenmeye Hazır Vücutların Et Kütle Teorisi

Yapay tatlılık ve gizli çürüme yapısına gönderme yapan Saccharine ismi dışarıdan çekici bir bağımlılık gibi görünen ancak içerisine derinlemesine dalındığında arzusal olanın iğrenme eşiğine nasıl adım atılabildiğini gösteren bir harita çiziyor. Natalie Erika James’in yazıp yönettiği Saccharine (2026), yönetmenin Relic (2020) filminden sonra renk doygunluğu en çok tavan yapan film olarak izleyicisini selamlıyor. Kullanılan kimi mekânlar her ne kadar günlük yaşamdan tanıdık … Okumaya devam et SACCHARINE: Yenmeye Hazır Vücutların Et Kütle Teorisi

Şeytanın Ötesinde: THE EXORCIST’te Abject Kadın Bedeni, Annelik ve Patriyarkal Restorasyon

William Friedkin tarafından yönetilen 1973 yapımı The Exorcist korku sinemasının kanonikleşmiş eserlerinden birisidir. Çekildiği dönemden bu yana feminist film kuramı da hız kaybetmeden çalışma alanlarını genişlettiğinden dolayı filmde göz ardı edilen cinsiyet politikaları ve annelik temsili Barbara Creed’in ortaya koyduğu “canavarsı-dişi” kavramıyla ve annelik çalışmalarıyla incelenebilir hale gelir. Korku sinemasında şeytan tarafından ele geçirilme teması … Okumaya devam et Şeytanın Ötesinde: THE EXORCIST’te Abject Kadın Bedeni, Annelik ve Patriyarkal Restorasyon

COLONY: Enfeksiyonun Kolektif Bilinç Manifestosu

Geçtiğimiz 79. Cannes Film Festivali’nde Geceyarısı Seansı (Séance de Minuit) kategorisinde gösterilen Yeon Sang-ho’nun yeni filmi Colony (2026), klasik bir zombi saldırısına farklı bir dokunuş getiriyor. Filmin adeta bir dans şölenini andıran koreografisi dışında konusu her ne kadar klasik bir zombi filmine göre teknik açıdan farklı bir akış takip etse de Vince Gilligan’ın Pluribus (2025) … Okumaya devam et COLONY: Enfeksiyonun Kolektif Bilinç Manifestosu

BACKROOMS – Çevrimiçi Hayatlar ve Dijital Şehir Efsaneleri

İnternet kendi efsanelerini yaratacak kadar eskidi mi? Hem bilişim hem de şehir efsanesi terimi olan “backrooms” kavramını araştırırken aklıma bu soru geldi. Evet ilk mesaj (Arpanet) 1969 yılında gönderildi, 1983’te de TCP/IP konfigürasyonuna geçildi ama “her evde internet var” diyebileceğimiz yılın 2000 olduğundan bile pek emin değilim, tabii hayatlarımızda baskın olarak belki 20 yıldır var … Okumaya devam et BACKROOMS – Çevrimiçi Hayatlar ve Dijital Şehir Efsaneleri

HOKUM: A Human Horror Story Beneath the Gothic Chaos

Damian McCarthy’s first major Hollywood horror film clearly carries traces of The Shining, but what makes Hokum (2026) genuinely compelling is how it transforms folklore, guilt, and emotional collapse into something deeply human, anchored by one of Adam Scott’s strongest performances to date. Irish filmmaker Damian McCarthy, whom I consider one of the most talented … Okumaya devam et HOKUM: A Human Horror Story Beneath the Gothic Chaos

Uğursuz Günün Rahatsız Filmleri #2: 13 Mart Cuma Seçkisi

Dial M for Movie’nin 2019 yılında kurulmasından bu yana bazen ekip olarak, bazen de solo girişimlerle çeşitli listeler (listelerdeki tüm kısa yazılar için tıklayın) yapmaya özen gösterdik, belki son zamanlarda bu tür listeleri daha az yapıyor olsak da, Burcu Meltem Tohum imdada yetişti ve ayın 13’üne denk gelen bir Cuma gününe uyandığımızı fark etmesiyle birlikte … Okumaya devam et Uğursuz Günün Rahatsız Filmleri #2: 13 Mart Cuma Seçkisi

THE WEIGHT: Psikolojik Yükün Altında Kültürel Yabancılaşma

76. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Berlinale Special Gala’da gösterilen The Weight (2026), endişe ve korku duygusunu doğrudan dram değil de daha çok gerilim yaratsın diye kullanırken, evrensel dünya düzeninden dışlanmış figürlerini oldukça modern gözüken anlatısının içerisine yerleştiriyor. Padraic McKinley’in ilk uzun metraj filmi olan The Weight, insan psikolojisi üzerine doğanın tam ortasında adeta bir keşfe … Okumaya devam et THE WEIGHT: Psikolojik Yükün Altında Kültürel Yabancılaşma

NIGHTBORN: Anne Olmanın Trajikomedisi

76. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde yarışma kategorisinde gösterilen Nightborn / Yön Lapsi (2026), Hanna Bergholm’un ikinci uzun metraj filmi olarak karşımıza çıkıyor. Film anne olmanın, özellikle anne üzerindeki yansımalarından metaforik bir anlatı yakalıyor. Fantastik ve psikolojik gerilim türlerine giren filmin başrollerinde Seidi Haarla (Saga), Rupert Grint (Jon), Pamela Tola (Taru) ve Pirkko Saisio (Saga'nın annesi) … Okumaya devam et NIGHTBORN: Anne Olmanın Trajikomedisi