Korku hikayelerinde genellikle yaratıklar, gizemli olaylar ya da önem verdiğimiz şeylerin yok olma tehlikesi ile karşı karşıyayızdır. Pek çok korku filminde karşı koyamayacağımız güçlü olaylar ve varlıklar ile mücadele ederiz. Fakat bu duruma ters düşecek bir yöntem daha vardır. Korku filmlerinde çocukları ve çocukları anımsatan öğeleri, oyuncakları vs. kullanmak. Bu tarz şeyler biz seyircileri genellikle rahatsız, belki de tedirgin eder. Hatta kimimiz bir korku filminde karşılaştığı mavi bir topu, kanlı bir bıçağa kıyasla daha rahatsız edici bulabilir. Bunun sebebi aslında birbirinden çok farklı iki dünyanın zıtlığına rağmen bir arada bulunmasıdır. Çocuklar ve onların dünyasını çağrıştıran şeyler insanı tedirgin etmeye ve korkutmaya dayalı bir şekilde kurgulanmış olan dünyanın atmosferi ile tezatlık oluşturur. Doğası gereği masumiyeti temsil eden çocukları böylesine korku yüklü evrenlerde görmeyi beklemeyiz. Bir nevi çocuklar bizim için masumiyetlerinden dolayı güven unsuruyken bu dünyalarda onlara bile güvenemeyeceğimizi anladığımız an neyin tehlikeli neyin güvenilir olduğuna dair karar verdiğimiz denge mefhumunu kaybederiz, neyin doğru olduğuna olan inancımızı yitirdiğimiz noktada ise önümüzdeki dünyaya karşı yapayalnız kalırız.

Five Nights at Freddy’s (Video Oyunu)
Five Nights at Freddy’s video oyunu serisi de bu yöntemi kullanan bir yapım. Ancak bunu yaparken oyuncuyu korkutmak için çok bayağı bir yöntem olan jump scare metoduna da başvuruyor. Jump scare (ani ve yüksek bir sesle, tüm ekranı kaplayan anlık görüntülerle veya bu ikisinin birleşimiyle seyirciyi boş bulunduğu anda irkiltmek) kullanımına karşı değilim hatta pek çok oyunda ya da filmde hoşuma da gider. Fakat verilmek istenen korku hissiyatı yalnızca buna dayandırılmışsa bu durum ucuz ve zorlama bir metoda dönüşüyor. Kurulan tema ve arka plandaki hikâyenin korkutucu olması gerekirken sadece bu tarz bir metoda sığınması pek yaratıcı bir çözüm değil. Five Nights at Freddy’s oyunu hakkında biraz araştırma yaptığınız zaman hikayesi ile ilgili onlarca materyal ile karşılaşıyorsunuz. Oynarken tahmin bile edemeyeceğiniz hikayeler, hayranları tarafından üretilmiş teoriler ve çok daha fazlası. Peki bu oyun madem bir anlatıya sahip o zaman neden yalnızca jump scare’e güvendiğini söyledik? Çünkü oyunun hikayesi ve hatta bu çocuklara dayanan korku teması en başından planlanmış, bilinçli olarak oluşturulmuş bir şey değil.

Oyunun yapımcısı Scott Cawthon’un bir önceki oyununa oldukça sert yorumlar gelmiş, oyunun korkutucu olduğu, karakterlerin animatroniklere benzediği söylenmişti. Bunun üzerine Scott Cawthon yeni oyununda bunu bir korkutma yöntemi olarak kullandı. Böylece ortaya Five Nights at Freddy’s çıkmış oldu. Let’s Play videoları ve jump scare sahnelerine insanların verdiği tepkileri seyretmek pek çok kişinin oldukça hoşuna gitti. Bu sayede oyun belli bir popülarite elde etti ve hayranları bu çok sevdikleri oyuna daha büyük anlamlar yükleyebilmek için içi boş olan animatroniklerin içlerini doldurmaya, kendi ürettikleri teoriler ile donatmaya başladılar. Teknik olarak pek de iyi bir oyun olduğunu söyleyemeyeceğimiz bu yapım yine de bünyesinde ilgi çekici içerikler barındırıyordu. Kendine has estetiği, bir korku oyunundan bekleneceği üzere oyuncunun üzerinde rahatsızlık hissi uyandırıyor. Harabeye dönmüş koridorlar, eski parazitli kameralar ve parçalanmış animatronikler. Bunun yanı sıra hiç değilse basit de olsa bir mantığa sahip olan oynanışı sonraki bölüme geçebilmek için hesaplama yapmanızı, ekrana dikkat kesilmenizi gerektiriyor.

Ancak yine de bulunduğu türün içerisinde pek de iyi bir iş çıkardığını söyleyemeyiz. Kitlelerin etkisi ile günümüzde popülerlik kazanmış ve bu popülerliğini yine kitleler sayesinde sürdüren bir yapım. Bu bahsettiğimiz kitle de genel olarak ortalama 13 yaşında çocuklardan oluşuyor. Yani pazarlamanın en çok işe yarayabileceği ve ekonomik olarak en kolay sömürülebilecek kitleyi hedef alıyor. Günümüzde oyun sektöründe sayıca en büyük satışları yapan genellikle Nintendo oyunları oluyor çünkü hitap ettikleri kitle doğrudan çocuklar. Ebeveynlerin çekinmeden çocuklarıyla oynayabilecekleri oyunlar üretip pazarlamalarını da bunun üzerinden yapıyorlar. Kısacası etkilemesi ve sömürmesi kolay bir kitle üzerinden kendisini pazarlayan bir oyun olduğunu söylemek biraz sert bir eleştiri olsa da pek de yanlış bir yorum olmayacaktır. Sonuçta oyun bugünkü bilinirliğini YouTube içerik üreticilerine ve onları takip edip destekleyen çocuklara borçlu.

Five Nights at Freddy’s (Film) – Animatronik Gösteri
2023’te seyircilerle buluşan filme gelecek olursak ucuz etin yahnisi misali oldukça yavan bir iş ile karşı karşıyayız. Hayranların teorilerinden yola çıkarak oyundaki figürleri yorumlayıp beyazperde için onlardan birer karakter üretmişler. Bu karakterler her ne kadar karikatürize ve hatta klişe de olsa filmde hikâyenin ilerlemesini sağlayan yegâne unsur da yine onlar. Hayranlar için bolca gönderme içeriyor. Hatta öyle ki filmin bir bölümünde YouTube içerik üreticilerinden MatPat kısa bir rol ile karşımıza çıkıyor. Yani Emma Tammi yönetmenliğindeki film kitlenin beğenisini kazanmak için her türlü hayran göndermesinden geri durmamış. Çocukları kaçırıp animatroniklerin içine hapsederek ruhları sayesinde animatroniklere hayat veren Steve Raglan karakteri (Matthew Lillard) filmin ana kötüsü olarak karşımıza çıkıyor. Her ne kadar animatronikler birer tehdit unsuru olsalar da kendileri yaptıkları eylemlerden doğrudan sorumlu değiller. Onlara bunu yaptıran, herşeyin sorumlusu Steve Raglan.

Steve’in kötülüğü çok net şekilde gözükse de film boyunca duruşu ile kafamızı karıştıran bir karakter var: Vanessa Monroe (Elizabeth Lail). Kendisi bir polis olmasına ve babası Steve’in yaptıklarını bilmesine rağmen olayları gizlemeye, üzerini örtmeye çalışıyor. Kendince insanları uzak tutup pizza dükkanında yaşananları gizleyerek onları koruduğunu düşünüyor şeklinde yorumlayabiliriz fakat babasını alt edip kötücül eylemlerine devam etmemesi için herhangi bir çaba sarf etmiyor, eyleme geçmiyor. Vanessa’nın, babası ile savaşacak gücü olmadığını seyirci olarak anlamamızı sağlamak için belli bir atmosfer yaratmak konusunda ise filmin hayli yetersiz olduğunu söylememiz gerek. Filmde yaratılan ve sergilenen dünyada, böyle bir karakterin bunu başarabilmesi gerek. Sonuçta onu bir polis memuru olarak görüyoruz. Babasına olan sevgisinden dolayı, kötü bir insan olmasına rağmen ona karşı gelemiyor diye düşünürsek bu durum Vanessa’nın bencilliği ile kendi duygularını toplumun yararından daha öncelikli konumda tuttuğuna işaret ediyor. Zaten Vanessa’nın o eski pizza dükkânı ile çocukluğundan beri nostaljik bir sevgi bağı olduğu da göz önünde bulundurulursa olaylara bugüne kadar müdahale etmemesi anlaşılabilir bir durum. Elbette bu durumun anlaşılabilir olması eylemsizliğini ve toplumun yararını ikinci plana atmasını meşrulaştırmıyor.

Filmimizin esas karakteri Mike (Josh Hutcherson) geçmişinden gelen travmalar ile boğuşurken bir yandan da kız kardeşi Abby’ye (Piper Rubio) abilik yapmakla uğraşmaktadır. Ona iyi bakmalıdır çünkü teyzesi Jane (Mary Stuart Masterson) kardeşini ondan almak istemektedir. Bu durumu da ne kardeşi Abby ne de Mike istemektedir. Mike geçmişte kardeşini kaybetmenin travması yüzünden devamlı olarak rüyalarında onun kaçırıldığı anı görmekte ve bu rüyalarda bir şekilde daha derine inerse belki kaçıran kişinin araba plakasını görebileceğine inanmaktadır. Bu sebepten kendisini geri dönülmez bir çıkmaza sokmuştur. Bu travması ile teyzesinin kardeşinin vesayetini almak istemesi filmin içerisinde analoji oluşturmuştur. İki konu üzerinde de kardeşini ondan ayırmaya, kaçırmayan çalışan figürler bulunmaktadır. Mike bu olaylar doğrultusunda kaybetme korkusu içinde yaşayan birisidir.

Five Nights at Freddy’s esasında bir hayalet hikayesi olarak tanımlanabilir. Kaçırılan çocukların ruhları ile can bulan animatronikler onları kaçıran kişi tarafından yönlendirilmektedir. Yani parapsikolojik bir hikâyeye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bu konu üzerinden filmle ilgili yapılmış olan onlarca teori ve çıkarım mevcut fakat film bunları kullanmaya yanaşmıyor, finalde de pek çok soru işareti ve açık kapı ile seyirciyi bırakıyor. Five Night at Freddy’s filmine pek çok noktada adeta devam filmi için yapılmış bir ön hazırlık havası hakim diyebiliriz. Bu da anlatısını içi boş animatroniklerden farksız kılıyor. Daha resmi bir açıklama olmasa da filmin 20 milyon dolar bütçe ile 300 milyon dolar gişe elde ettiği ve Josh Hutcherson’ın devam filmini onaylayan sözleri düşünülürse muhtemelen devam filmi gelecektir.

Film zaten neredeyse tamamen gişe için üretilmiş bir yapım. Bunu filmin daha çok izleyici çekmek için şiddet sahnelerini sansürleyerek, bir korku filminde olması gereken ortalama vahşeti barındırmamasından ve PG-13 bir film olarak kategorize edilmesinden de anlayabiliriz. Sonuçta hitap ettiği kitlenin büyük çoğunluğunun çocukların oluşturduğu ve PG-13 ibaresi ile daha fazla seyirci çekeceği düşünülürse bu durum oldukça mantıklı. Ancak gişede başarı elde etmek için kendisini sansürleyip potansiyelini tam olarak gerçekleştirmediği gibi bir söylem pek doğru olmaz. Yönetmen Emma Tammi muhtemelen ellerindeki materyali kendilerini sansürlemek zorunda kalmadan kullanabilecek olsa yine de mevcut filmden çok farklı bir şey ortaya çıkar mıydı kestirmek çok zor. Çünkü filmin bütünündeki tasarımsal tercihler ve hikâye örgüsü adeta en başından beri çocuksu bir temada ilerleyerek korku filminden çok bir aile gerilimi olarak kurgulanmış.

Sonsöz
Genel anlamda sinema televizyon sektöründe oyunlardan uyarlanan pek de iyi yapımlar ile karşılaşamıyoruz. Oyunlardan uyarlanan dizilerin ya da filmlerin çok az bir kısmı başarılı olabiliyor. Ancak yine de özellikle son zamanlarda film stüdyoları ve farklı dijital platformlar oyunları bir diziye ya da filme uyarlamak konusunda oldukça hevesli. Sadece 2023 yılında bile pek çoğunu izlemeye vakit bulamayacağımız kadar fazla uyarlama ile karşılaştık. Zaten bunlardan ancak birkaçı izlemeye değecek, seyircisine orijinal materyalden farklı şeyler de katabilen yapımlardı. Ne yazık ki Five Nights at Freddy’s bu yapımlardan değil. Seyirciye ve oyun evrenine katkıları gişe başarısı ile kıyaslandığı zaman oldukça geride kalıyor. Kısacası baştan aşağı gişe için tasarlanmış bir yapım demek abartı olmaz.

Şahsi kanaatimce eğer bir oyunun uyarlaması yapılacaksa ilk olarak o oyunun uyarlama yapılmaya elverişli zenginlikte materyale sahip olup olmadığı tespit edilmeli. Sırf tüketici kitlesi bol olduğu için uyarlama yapılamamalı. Ancak maddi kaygılar bunu pek de mümkün kılmıyor. Bunun yanı sıra materyalin zenginliğinden bağımsız olarak uyarlamanın, orijinal eserin yani oyunun verdiği anlatıdan ve deneyimlerden daha farklı şeyler de verebiliyor olması gerektiğini düşünüyorum. Castlevania (2017) ve Arcane (2021) buna örnek olarak gösterilebilir. Gelecekte çıkacak yapımlar arasında ise Fallout dizisinden bir hayli ümitli olduğumu söylemeliyim. Amazon’dan son çıkardıkları Lord of the Rings dizisi ve Zaman Çarkı uyarlamalarından dolayı şüphe duysam da projeden gelen görseller ve yayımlanan fragmanlar oldukça ümit vadediyor. Oyunun genel atmosferine bağlı kalırken anlatıya kendi yorumlarını katıp evren içerisinde görebileceğimiz yeni bir pencere sunacağını düşünüyorum. Umarım beklentilerimiz yönünde güzel bir proje ile karşılaşırız.

