Bağımsızlığın ve Özgürlüğün Kuklası Olarak Bedenin Son Dansı: SEVEN VEILS – Berlinale #4

Dinamiğini travmatik sorunsallar ile besleyen Seven Veils (Yedi Peçe, 2023), Atom Egoyan’ın yazıp yönetmiş olduğu ve 74. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde dikkatimizi çeken filmlerden biriydi. Melankolik tonların hâkim olduğu film, bireyin kendisine ve etrafındakilere yabancılaşması üzerinden gerçekleştirilmeyi bekleyen öznesel arzular çatısı altına kuruluyor. Richard Strauss‘un 1905 tarihli Salome operasının yeniden sahnelemesi etrafında açımlanan kompozisyonuyla katmanlı bir anlatıma sahip olan Seven Veils, Atom Egoyan’ın kişisel yanından da beslenen bir yapım olarak filmografisinde yerini alıyor. Bir nevi ayrıcalıklı içselleştirme aracı olarak kullanılan Jeanine karakteri (Amanda Seyfried), fizikselden ziyade içsel varlığın tüm özelliklerini temsil etmeye çalışıyor. Her ne kadar konu olarak birbirlerine değiyor olsalar da Seven Veils, Todd Field’ın Tár (2022) filminden ince bir çizgiyle ayrılıyor. Buna örnek olarak Tár’daki Lydia Tár (Cate Blanchett) karakterinin içsel olanı fiziksel dışavurum ile deneyimlemesini örnek gösterebiliriz. Tár’da hislerin açmış olduğu düzensizliğe ilişkin birçok ilişki bağının defalarca kez kurulup yıkılmasına tanık olunurken Seven Veils tam anlamıyla dışarıya bağlı olan düzene değil kendi bireysel özne tasarısına çomak sokmayı tercih ediyor. Bu şekilde şiddetli hislerin kurbanı olmak etrafı negatif bir sis dumanıyla kaplamazken diğer yandan öznel bireyin doğası, mevcut nesnesel düzlemin tanınmasına olanak sağlıyor.

Amanda Seyfried

Mitolojik Figürün Yeraltı Dünyasında Gizlediği Oyuncağı

Özgürlükçü bir biçime dönüştürülmeyi bekleyen opera oyunun kendisi sıkışmış olduğu alanlara çarpa çarpa var olma mücadelesi verirken insan doğasının da yenilenmesini sahneye davet eden Seven Veils, dışarıdan hiçbir etkiye maruz kalmadan açılan bir kapıya benziyor. Öte yandan Salome’nin İbranice’deki anlamı karşılama ve barışı temsil ederken zaman eylemi Egoyan’ın modern zamanına meydan okuyor. Bu şekilde Jeanine opera oyununu sahnelemeye tamamen hazırlandığı anda kendi geçmişindeki sistematik anılara hiçbir yargıda bulunmadan “merhaba” demektedir, dahası bu hitabın gerçekleşmesi zaman aldığı için operanın tüm hazırlanma süreci kişisel düşüş ve çıkışları da içerisinde barındırır. Oyunun performansçısı olarak bedenin hem şimdiki zamana hem de Jeanine’in geçmişine sıkışmış olması gelecek ile bir sınır görevi görürken öznel belleğin biçimi yarı belirgin olarak kendisini var eder.

Amanda Seyfried

Elbise Gizlediğinden Daha Fazlasını Ortaya Çıkarınca

Normalde bahsi geçen opera hakkında yazılan birçok yazıda şehvet konusu operanın tematik okunuşları arasında neredeyse başrol oynarken Seven Veils bu tür bir dışavurum üzerinde durmuyor. Bu şekilde opera, filmin kompozisyonunda içselleştirilmiş bir katman olarak kendini göstermiyor. Buna karşın, bahsi geçen opera nesnesel olarak elverişliliğini koruyor. Böylece Jeanine’in travmatik geçmişi operanın tam ortasına imge olarak ağırlığını veriyor ve operanın anlatımını bu şekilde eritiyor. İster istemez belleğin içerisine sızmamızı sağlayan bu araçsal yan, filmin kompozisyonunu mekanik bir cephe ile sararken bahsi geçen imge tüm olacakları sızdırıyor. Duygusal hayal gücünün çöküşü film boyunca Jeanine’in karakteri tarafından beklenen sonucu filtreli bir şekilde ifade etmiş olsa da karakterin belleği eyleme yönelik yalnızlığın bireysel geleceğine işaret ediyor. Richard Strauss‘un operasının kışkırtıcı yanı ise ana karakterin belleğindeki mekanizmayı kuruyor. Böylesi trajik bir operanın yansımasının da kendi kimliğinden çok daha fazla trajik olması beklenirken film bu yolun önünü açmıyor. Bunun yerine kişiselleştirilmiş modern dramın rahatsız etmesi beklenen imgeleriyle karşılaşabiliyoruz. Bu bağlamda Jeanine’in babası kilit rol oynuyor. Ana anlatı ile kırılma mücadelesi veren bu baba – kız ilişkisine dair olan yan anlatı, seyrin gizemli yanını destekler nitelikte.

Soldan sağa: Yönetmen Atom Egoyan, oyuncular Amanda Seyfried, Douglas Smith ve Ambur Braid. Fotoğraf: Burcu Meltem Tohum, 2024, Berlin.

Ellerini Dengede Tutmaya Çalışan Bir Heykelin Soluk Nefsi

Opera türünün karakteristik özellikleriyle filmi beslemeye çalışan Egoyan, yaratıcılığın dayanılması yer yer güç olan taraflarını mutlak bir görsel kompozisyon ile yansıtıyor. Materyal olarak kullanılan kişisel temellendirmenin dışavurumu her ne kadar beklenildiği seviyede ağır bir darbe vuruşu gerçekleştirmese de Seven Veils, içerisinde ince bir bellek oyunu yaparak izleyicinin bilincini ayakta tutuyor. Kendini tekrarlayan hafıza oyunlarıyla kimliksel bunalım, kendini tanıyabilme, benimsenen hayata ayak uydurma konularıyla ve herşey olmak yerine sadece bir şey olmaya odaklanan ritmiyle olay odaklı ilerleyen ancak karakterleriyle yeni katmanlar sunmaya çalışan film, hatırlamanın ve hatırlıyor olmanın sıradan değil yetkin bir yönlendirici olduğunu gösteriyor. Diğer yandan Clea (Rebecca Liddiard) karakteri ile Jeanine’in evrenini birleştirmeye çalışan anlatı örgüsüyle kimi zaman dikkat dağıtıcı göndermelere de sahip olan Seven Veils, dramatize edilen gerçek hayatı, kamusal bir materyal olarak kullanarak adeta opera yerine hayatı sahneye koyuyor.

Amanda Seyfried

Operanın olay örgüsüne bağlı bir şekilde yaratıcı zihnin kendi benliği tarafından sömürülmesi ile sahneye yerleştirilen bedenin materyal olarak kullanılması yoluyla sömürülmesini aynı potada eriten Seven Veils, bedensel olanı takıntılı hale getirerek zihin oyunu yapmayı hedefliyor. Özellikle Salome‘nin heyecan verici Yedi Peçe Dansı‘nda (Seven Veils) takıntılı bir tatmin etme haline dönüşen eylemin kendisi, gücü pazarlık konusu ederek fanilik ile iç içe geçiyor. Her anlatı katmanında belleğe hizmet eden bedenin meta olarak kullanılıp mekânsallaştırılması ise filme soğuk bir grilik katıyor. Kompozisyonun psikolojik rahatsızlığı ise taşıyıcısı tarafından yabancılaştırılarak seyirciyi başka bir ayrıntıya yönlendiriyor. Film içerisine yerleştirilen çeşitli video görüşmeleri de ana anlatının belleğine nüfuz ederek anların kendi halinde sürüklenmesine imkan veriyor.

Aziz Yahya’nın Kesik Başının Salome’ye Verilişi (Onorio Marinari, 1670 civarı)

Sahne Perdesinin Yozlaşmış Kadife Dokusu

Filmde gerçek ses ve performans sanatçılarının yer alması filme üzerine düşünülmüş bir gerçeklik boyutu eklerken sesin potansiyel gücünün yetkinliği ise tehditkâr bir modelleme çıkararak fark edilebilir bir geçiş yaratıyor. Diğer yandan modern toplumun duyarlılığına hicvetme özelliği ile hatırlama eyleminin kendiliğinden gelişimine izin veren Seven Veils, Amanda Seyfried’in oyunculuğuyla karanlıkta kalmış küçük bir kızı izleyicisi olmayan bir sahnenin ortasına yerleştiriyor. Seven Veils’de acımasız tatmin arayışının görsel coşkunluğu gevşek bir teslimiyete bağlı kalarak Salome’nin Vaftizci Aziz Yahya’nın (The Head of Saint John the Baptist) başını bir tabağın üzerinde tutması gibi sinemasal illüstrasyona reverans yapıyor.

Burcu Meltem Tohum

İlgili okuma: Atom Egoyan ile Seven Veils filmi hakkında konuştuk!

Soldan sağa: Yönetmen Atom Egoyan, oyuncular Amanda Seyfried, Douglas Smith ve Ambur Braid. Kayıt: Burcu Meltem Tohum, 2024, Berlin.

Bir Cevap Yazın