İtalyan barok dönemine damga vuran Antonio Vivaldi, ilk konçerto seçkisini 1711’de dinleyiciyle buluşturur. Akabinde konçertolarla beraber opera, sonat ve kantat da besteleyen sanatçının en önemli yapıtlarının başında gelen Dört Mevsim, 1725’te ilk kez Amsterdam’da yayınlanır. Vivaldi’nin on iki keman konçertosundan mürekkep seçkisinin ilk dördü olan bu yapıt, kaynaklara göre bestecisi tarafından yazılan sonelerle birlikte ilkbaharla başlayıp kışla biten, bir senelik mevsim döngüsünü betimler. İlkbahar konçertosunun “Allegro-Largo-Allegro”, Yaz konçertosunun “Allegro non Molto-Adagio-Presto”, Sonbahar konçertosunun “Allegro-Adagio Molto-Allegro”, Kış konçertosunun ise “Allegro non Molto-Largo-Allegro” biçiminde tempo sıralamasının olduğu yapıtın her bölümü mevsimlerin yarattığı duygu ve devinime koşut ilerler. [i] Vincent van Gogh’un yaşamına odaklanan Loving Vincent’in (2017) yönetmenleri DK Welchman & Hugh Welchman’ın Wladyslaw Reymont’un aynı adlı romanından uyarladıkları, 2023 yapımı yeni filmleri The Peasants (Köylüler / Chlopi), hikâyesini benzer bir mevsim döngüsü eşliğinde işleyen bir anlatı sunar. On dokuzuncu yüzyılın Polonya’sını zaman ve mekân olarak seçen filmdeki yetmiş dokuz bin kare için üretilen yağlı boya tablolar, pastoral dili pekiştirir.

The Peasants, Vivaldi’nin Dört Mevsim’inden farklı olarak sonbaharla başlayıp yazla biten bir sıralamaya sahip. Dört Mevsim’in Sonbahar konçertosu hızlıdan yavaşa ve sonra tekrar hızlıya dönen bir tempoda ilerlerken DK Welchman & Hugh Welchman’ın betimledikleri köyün sonbaharı, bir göç hareketiyle başlar. Anlatının baş kişisi Jagna’nın (Kamila Urzedowska) hayatında başlayacak hareketliliği ve devamındaki kışı imleyen bir devinimdir bu. Ona zengin bir dul arayışına giren insanların bulunduğu, dedikodu üretiminin hayli fazla olduğu kültürde kendi isteklerinin, seçimlerinin peşinden gidecek cesareti bulması da, bu seçimleri yapıp o yolda ilerlemesi de hem karakterin hem anlatının temel çatışmalarına karşılık gelir. Sonbahar konçertosunda hasat bayramı ve beraberinde gelen neşe, keyif, huzur bölüme hâkim olur. Oysa Jagna’nın yaşadığı köyde işe yarayanlar ve yaramayanlar biçimindeki tasniflere bağlı olarak hükümlerin verildiği bir tablo çizilmiştir. DK Welchman & Hugh Welchman’ın bu bölümde çizdikleri tablo, kadın ile doğanın ikili sömürüsüne dikkati çeken ve çözümü koşut bir mücadelede bulan ekofeminist kuramcıların savlarını destekler niteliktedir ki bu bölümün bir sahnesinde Antek’in (Robert Gulaczyk) Jagna’ya söylediği “Kutsal toprak gibisin, hayata getiren” tümcesini ya da Jagna’nın yaşlı bir toprak ağasıyla istememesine karşın evlendirilmesine yönelik kardeşinin “Pazarda inek satar gibi” biçimindeki benzetmesini de yine bu çerçeveden okumak mümkün. Jagna’nın bedeninin yaşadıkları yerdeki tarlalar gibi “erkeğe sunulan bir nesne” olarak konumlandırılışının olay örgüsünde ve söylemdeki yansımaları, ataerkinin kadın ve doğa üzerindeki çifte tahakkümünün altını daha güçlü çizer böylece.

The Peasants’ın sonbahar bölümünün temposu tekrar allegro’ya dönmek üzeredir ve başkaları, onun hayatına gözlerini dikmiş ve hakkında kararlar verirlerken “Şu bulutlara tutunup uzaklara gitmek isterdim” diyen Jagna’yı daha yakından tanımaya başlarız. Karakterlerin izleyiciye anlatımlarında film boyunca karşımıza çıkan yağlı boya tablolar kadar güçlü bir başka unsur olan müzikler ve şarkı sözleri, bir anlamda karakterlerin söylemine dönüşür, onların arzularını, tutkularını ifade eder. Sözgelimi, filmin sonbahar bölümünde yer alan sevişme sahnesinde Jagna ve Antek’in bedenlerinin dans eder gibi müzikle ahengi, yönetmenlerin amaçladıkları anlatımın inşasında etkili olur. Bu tutkunun öbür yüzünde ise Antek’in Jagna’yla ilişkilerine yüklediği anlamın farklılığı, düşünceleri ve kullandığı dilin köyün genelindekilerle benzerliği, erkekler arası rekabette kadının konumu vardır. Antek’in babası Marciej Boryna’yla (Miroslaw Baka) Jagna’nın evlendirilecek olması, bir baba – oğul çatışmasına yol açarken babasını bu evlilikten vazgeçirmek isteyen Antek’in gösterdiği gerekçe, karakterin amacından sapar ve hem anlatı evreninde sıradanlaşan cinsiyetçi söylemin bir parçası hem de onun içselleştirdiği değer yargılarıyla beraber inşa ettiği kimliğine dair ipuçlarından biri olur. Antek’in babasıyla tartışırlarken Jagna hakkında kurduğu “Kim istediyse altına yattı” tümcesi, anlatının ilerleyen bölümlerinde köyde Jagna’nın karşısında bütünleşen halkın bakışını da özetleyen bir anlam yüklenecektir artık ve linci meşrulaştırmaya çalışanların yegâne argümanı olacaktır.

Sonbahar bölümünün anlatıyı kışa hazırlayan son çeyreğinde allegro, Jagna’nın seçimleri dışındaki bir hayata sürüklenişine koşut yeniden duyulur. Başkarakterin savunduğu tüm değerler – yalnızca aşkla ilgili seçimi değil – anlatıdaki diğer kişilerinin savunduklarıyla taban tabana zıttır. Filmde temponun yükseleceğini hissettiren hazırlayıcı sahneler de bu son çeyrekte görülür. Düğün öncesinde Jagna’yı sanki bir eşya gibi Marciej Boryna’ya hazırlarlarken ve kocasına nasıl davranması, diğer deyişle “hizmet etmesi” gerektiği konusunda öğütler verilirken, maddi değerler onun umurunda değildir. Hayatta daha önemli şeylerin olduğunu savunur. “Lipce’nin bir numaralı hanımı olmak”, Jagna için bir ölçüt değildir. Bu çatışan değerlerin zemininde kurulmak üzere olan evliliğin merasiminde söylenen şarkılar da coşkudan uzaktır. Ağıt gibidir adeta. Sonradan dansla beraber tempo yükseldiğinde bile bu değişim, yalnızca mevcut durumla olan tezatlığın vurgulanmasına olanak sağlar. Önceki sahnelerin birinde Jagna ile Antek arasında görülen tutku, Jagna’nın kocasıyla ilk dansında yoktur. Böyle bir düğünün ardından kış başlar.

Vivaldi’nin Kış konçertosuna yakın bir tempoyla açılır The Peasants’ın kış bölümü. Tatsız, keyifsiz, durgun bir manzarada… Jagna evlense bile Antek, ilişkilerini sürdürmek ister. Ataerkil toplumların erkeğe tanıdığı ayrıcalıklar, Antek’i duygularını dizginlemeye mecbur bırakmaz; ancak Jagna için koşullar, dayatılan kimlik, beklenen davranış kalıpları farklıdır. Buna bağlı olarak Jagna’nın cesaretinin kırıldığını görürüz önce. Anlatının temposu largo’ya yaklaşmıştır. Volkan Işılay, “Annales Okulu Çerçevesinden Vivaldi’nin Dört Mevsim Konçertoları” başlıklı makalesinde Kış konçertosu üzerine “Vivaldi, afetler ile başa çıkmaya çalışan Venediklilerin asıl korkularını kış temalı konçertosunda duyurur. Kış mevsimi, şehirde kanalların donduğu, soğuk rüzgarların yaşam koşullarını zorlaştırdığı bir zaman dilimidir” değerlendirmesini yapar (2022, s. 50). On dokuzuncu yüzyıl Polonya’sının Lipce köyünde de kış, başkarakter için çetin koşullarda başlar. Mevsim değişimi, karakterin hayatındaki bir dönemeçle ilişkilendirilerek işlenirken DK Welchman & Hugh Welchman’ın konçertosunda anlatıyı yeniden allegroya taşıyacak güç, Jagna’nın Lipcelilerle çatışmasına neden olan ve bu yüzden bastırmaya gayret ettiği tutkusudur. Antek’in “Damarlarımda ateş gibi akıyor sanki” diye anlattığı duygusunun eşi, bir dans sahnesinde Jagna’da da görüldüğünde anlatının ilkbahar ve yaz bölümlerini hazırlayan temposu adım adım yükselir.

Kış bölümünün son çeyreğinde Jagna’nın giydiği kırmızı elbiseyle ya da yine bir dansla göstergebilimsel bir çözümlemede yananlam gösterileni olarak saptanacak tutku, anlatı evreninde – metin dışı dünyada olduğu gibi – karşısında ataerkinin normlarını bulur. Başkarakteri eyleme geçiren tutkusu, kocasının onu yaka paça oradan uzaklaştırmasıyla bir duvara çarpar. İkinci kez arzularını dizginlememeyi seçtiğinde ise Marciej Boryna, bu defa yasakların çiğnendiği yeri ateşe verir ve kırmızı, birkaç sahne önce Jagna’nın tutkusunu simgelerken bu sahnede farklı bir yananlam kazanarak ataerkil toplum tarafından men edilmiş yasak aşkın kahramanlarından birine, Jagna’ya, yönelik anlatının sonundaki lince gönderimde bulunan bir gösterene dönüşür. Başka bir deyişle, yasak olana cüret edene uygulanacak yaptırımın ve bu zihniyetin gözünden “yüz kızartıcı suçun” göstergesi olur. Takip eden sahnelerde Jagna, artık yalnızca Lipce köyünün erkekleriyle değil, ataerkil normları benimsemiş kadınlarla da karşı karşıyadır. Başta Antek’in karısı Hanka (Sonia Mietielica), Jagna’yı yargılamaya teşne bir vaziyette beklemektedir.

Seçmediklerini ve ona dayatılanları var gücüyle hatırlatmayı deneyen Jagna, kendi içlerinde bir sorgulamayı aklına hiç getirmeyen bu güruh karşısında tek başına nereye kadar ayakta durabilecektir? Jagna’yı o kalabalıktan ayıran bir diğer özellik de bu sorgulamalardır. Hem rızası dışında gerçekleşen bir evlilik nedeniyle kendisine yüklenen sorumlulukları, rolleri hem de kendi rızasıyla sürdürdüğü ilişkinin diğer öznesi Antek’in duygularını sorgular. İtirazları, tek yöne doğru değildir. Öte yandan bütün bunları uzun süre koruyabildiği bir sükûnetle başarır. Normlarına uyulmayan bir vakada günah keçisi arayan diğerleriyse anlatının temposunu giderek yükselten eylemleriyle hikâyeyi sonraki bölüme hazırlar. Kış bölümünün finalindeki baba – oğul karşılaşmasının neticesi, anlatının önemli dönemeçlerinden birine sahne olur.

Vivaldi’nin İlkbahar konçertosunun tersine Jagna’nın ilkbaharı, yatalak kocasının bakımını üstlendiği bir tabloyla durgun bir biçimde açılır. Allegro ile largo yer değiştirmiştir. İklim değişse de kış atmosferinin hüküm sürdüğü, gerilimin arttığı bir hatta ilerleyen anlatının bu bölümünde köylülerden birinin Jagna’ya tecavüz etmeye kalkışması, filmin yaz bölümüne de egemen olacak karanlık tonları hazırlar. Son anda kurtulup “Bir daha bana dokunursan herkese anlatırım” diyerek adamın cüretini kırmak isteyen Jagna, Lipce köyünde kimsenin ona inanmayacağı biçiminde bir cevapla karşılaşır. Jagna’nın değil, suçlunun yanında olacak bir kalabalığın bulunduğu aşikârdır. Dahası, adamın suçu ayan beyan ortaya çıksa dahi söz konusu kalabalık, bu suça göz yummayı tercih edecek zihniyete sahiptir. Önceki bölümde Jagna’ya bilendiğini gördüğümüz Hanka, o kalabalığın arkasında olduğunu bilmenin verdiği güvenle artık açık açık yargılamaktadır Jagna’yı. Antek’in evli olmasına rağmen Jagna’nın peşini bırakmadığı gerçeğinin bu zihniyetin gözünde önemi yoktur. Yasak aşk anlatılarında ataerkil toplumların bir yansıması olarak cezalandırılan tarafın kadın olmasına ilişkin Hâlit Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu romanı üzerinden Erendiz Atasü’nün şu değerlendirmesini bu temayı işleyen bütün anlatılar için genel bir tespit olarak okumak mümkündür: “Aşkın bitiminde, erkek ıslık çalarak uzaklaşırken, yasak çiğneyen kadın felaket uçurumunda parçalanacaktır” (2009: 33, 53-59).

Dört Mevsim’in Yaz konçertosu, “huzurlu sesler, vızıldayan böcekler, guguk kuşu ve tarlakuşunun ötüşüyle” açılır, yaz sıcağı duyurulur; fakat diğer yandan “minör akorlar ve dramatik alçak tonlar, yaz fırtınasını çağrıştırır” (Collisson vd., 2019, s. 97). The Peasants’ın yaz bölümü, bir gece tablosuyla açılır. Jagna’nın üzerindeki tahakkümün daha da artacağı, önce zamanla sezdirilir. Tanıdık, bildik bir yaz imgesi, onun yaşayacağı yazla örtüşmez. Jagna’nın aleyhine Lipcelilerin söylemleri her yerden duyulmaktayken kardeşi ona insanların ağzı kapansın diye herhangi biriyle evlenmesini dahi önerir. Marciej Boryna hayattayken tepkiler yine var olsa da ataerkil toplumun gözünde Jagna, henüz bir erkeğin egemenliği altında olduğu için onu bir günahkâr olarak tam anlamıyla sürgüne göndermeye girişmeleri, anca kocasının ölümünden sonra olur. Kardeşinin önerisinin ardındaki düşünce, toplumun bu tavrıyla doğrudan bağlantılıdır. Şeytanlaştırdıkları Jagna’yı yalnızca yeniden benzer bir egemenlik altına girdiğinde rahat bırakacaklardır. Jagna, bu öneriyi kulak arkası eder. Sonraki sahnelerden birinde günah çıkarmaya gitmeyeceğini söylemesi, Lipcelilere suçu olmadığını ilan edişinin bir göstergesidir adeta.

Jagna’nın direnişi sürerken onu “millete kanca takan bir kadın” olarak toplumun çeperlerine itmeye çalışanların çıkardıkları söylentilerin ardı arkası kesilmez. Ataerkil ideolojinin klasik femme fatale imgesi – yuva yıkan kadın – köydeki her olumsuz gelişmenin sorumlusu olarak gördükleri bir meluna dönüşür. Babasının ölümü üzerine baş çiftçi olan Antek ise her ne kadar öncesine kıyasla güçlenmiş bir konumda olsa da Jagna’nın yanında durup köylüleri karşısına almaktan korkar. Tam olarak Erendiz Atasü’nün belirttiği gibi ıslık çalarak oradan uzaklaşmak üzeredir. Vivaldi’nin Yaz konçertosu, yavaş bir tempoyla başlayıp andante ile largo arası bir tempoya çıkar ve son bölümünde presto’ya yükselir. Bu bölüm için yazılan sone şöyledir: “Tatlı bir Zefir rüzgârı eser ama ona meydan okurcasına Bora rüzgârı aniden bastırıverir” (Launchbury, 2010, s. xii-xiii’den akt. Işılay, 2022, s. 40). Sonede adları geçen batı rüzgârı Zephyros ile doğu rüzgârı Boreas, konçertonun son bölümünde yazın sakinliğiyle fırtınası arasındaki kavganın sertleşeceğini imlerken filmde de benzer bir kutuplaşma, anlatının gerilimini son kerteye taşır. Homeros’un “Şafak tanrıça Astraios’la birleşip / coşkun yürekli rüzgârları doğurdu, / gökleri arıtan Zephyros’u, / azgın esişli Boreas’ı ve Notos’u” dizelerinde Zephyros, arındırıcı özelliğiyle, Boreas ise tarumar ediciliğiyle betimlenir (akt. Erhat, 1996, s. 263). Peki, DK Welchman & Hugh Welchman, filmin kutuplarında yer alan Jagna ve Lipcelilerden hangi tarafı arı, hangi tarafı aksi yönde betimlemiştir?

Jagna, çözüm bölümünde tek başınadır. Ne Antek ne de başka biri vardır yanında. Dış görünüşüne yönelik kızgınlığın ardında yine aynı ataerkil kodlar yatar. Jagna’nın bedeni ve cinselliği, Lipceli erkeklerin gözünde elde etmek istedikleri bir nesneyken amaçlarına ulaşamayınca o bedenin yegâne sahibi, şeytanlaştırıp taşladıkları bir günahkâra dönüştürülmüştür. Jagna’nın Antek’le olduğu gibi kendileriyle de beraberliklerinin olmasını ummuşlardır içten içe. İlkbahar bölümünde Jagna’ya tecavüz etmeye kalkışan adam, aslında anlatının sonunda hep beraber bu genç kadını sürgün eden erkeklerin hepsini, genel bir zihniyeti temsil etmektedir. Finalde Jagna’nın kıyafetini yırtmaları ve sonunda onu çırılçıplak bırakmalarının temelinde de denetimleri altına alamadıkları bir kadının bedenine ilişkin kodlar vardır. Çıplak kadın bedeni, bu zihniyete göre Jagna’nın ahlâk dışılığını ortaya koyarken feminist bir okuma, bu sahnedeki erkek karakterlerin eylemlerinin ardındaki psikolojiyi ifşa eder. Buna bağlı olarak asıl amaçlarını gizleyen ahlâk ve benzeri kavramlar da Jagna’ya uyguladıkları yaptırımda kolektif bir tutum geliştirilmesine vesile olmuştur. Lipce’nin erkekleri gibi cinsel beklentileri olmadığı halde o güruha katılan kadınların eylemlerini motive eden, yüzyıllardır hiç sorgulanmamış ataerkil kodlardır.

Gelelim DK Welchman & Hugh Welchman’ın hangi tarafı nasıl betimlediği, diğer deyişle hangi tarafta yer aldıkları sorusunun yanıtına. Jagna, köyün dışına sürülür çırılçıplak. Birden bastıran yaz yağmuru, çok bilindik, basmakalıp bir yananlamla karakterin arınmasına mı yoksa Lipcelilerin düşüncelerinin tersine zaten arı olduğuna mı işaret eder? Jagna’nın var gücüyle ayağa kalkması, doğa ve yağmurla hemhal oluşu ve nihayetinde kendisinden emin bir biçimde başı dik, o karanlığı yırtarcasına yürüyüşü, yönetmenlerin tarafının ikinci yoruma yakın olduğunu düşündürür. Genelgeçer ataerkil anlatılardan farklı olarak Antek yoluna devam ederken Jagna’yı mağlup bir biçimde resmetmemiştir filmin son tablosu. Yalnız ama o koşullarda da kendisine yetip ayağa kalkacak güçte, gözünü kaçırmasının gerekmediğini bilen bir Jagna, yürüyüşünü sürdürür.

İlgili okuma: LOVING VINCENT (Baran Barış)
Kaynakça
- Atasü, E. (2009). Bilinçle Beden Arasındaki Uzaklık. Everest Yayınları: İstanbul.
- Collisson, S., Chilingirian, L., O’Donovan, M., Hall, G., Hayes, M., Lankester, M., Lutchmayer, K., Mcgowan, K., Ogano, K., Rashbrook, S., Reitz, C, L., Rutherford-Johnson, T., Shirley, H., Derham, K. (2019). Klasik Müzik Kitabı. Çev. Tufan Göbekçin. Alfa Yayınları: İstanbul.
- Erhat, A. (1996). Mitoloji Sözlüüğü. Remzi Kitabevi: İstanbul.
- Işılay, V. (2022). “Annales Okulu Çerçevesinden Vivaldi’nin Dört Mevsim Konçertoları”. Porte Akademik Müzik ve Dans Araştırmaları Dergisi. S. 23. ss. 23-68.
- Lanchbury, S. (2010). Le Quattro Stagioni: The Four Seasons Concertos For Violin, Strings and Basso continuo, Op.8/1-4 (RV 269,315,293,297). (S. Launchbury, Dü.) Eulenburg: London
- Sözer, V. (2023). Müzik Terimleri Sözlüğü. Remzi Kitabevi: İstanbul.
- [i] Adagio: Andante’den daha yavaş, largo’dan daha hızlı bir tempo.
- Allegro: Hızlı, çabuk, coşkulu, parlak, çevik tempo.
- Allegro non Molto: Çok neşeli olmayan bir tempo.
- Largo: Çok yavaş, geniş tempo.
- Presto: Çok hızlı tempo. (Sözer, 2023)

