ANATOMY OF A FALL – Sinema Yapmak ya da Yapmamak

Bu yıl 76. Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye ile dönen, Fransa’da ve gösterildiği festivallerde büyük beğeni toplayan Anatomie d’une chute (Bir Düşüşün Anatomisi, 2023) aldığı ödüller kadar (belki daha fazla), yönetmen Justine Triet’nin Cannes’daki kabul konuşmasında “filminin devletten hiç destek almadığını” ve “devletin geç emeklilik karşıtlarına tamamen ilgisiz kaldığını” söylemesiyle gündeme oturdu. Yönetmen Triet’nin ödül törenindeki tavrı, haklı olup olmadığı veya filmin Fransa’nın ABD’ye göndereceği Oscar adaylarından biri olması konusu tartışılabilir ancak bir eleştiri yazısının inceleme nesnesi sinema olduğuna göre, yazımızı filmle sınırlı tutmakta fayda var. Anatomie d’une chute filminin görsellikle ilerleyen bir sinema eserine mi yoksa metinle ilerleyen bir yazınsal esere mi daha yakın olduğu ayrımına girmeden önce oyunculuklara, daha doğrusu sevgili Sandra Hüller’in performansına değinelim.

Sandra Hüller

Kişisel olarak Sandra Hüller’i beyazperdede ilk kez 2016 yılında, Toni Erdmann (Maren Ade) ile tanımıştım, filmin İstanbul gösterimlerine bilet bulamayınca arkadaşla kalkıp Bursa’ya gitmiştik, iyi ki de gitmişiz. Toni Erdmann yapım olarak yeterince keyifli zaten ama, Sandra Hüller’in içtenlikli ve ustaca oyunculuğu ile film bambaşka bir seviyeye taşınmıştı. O yıldan sonra birkaç defa daha Hüller karşımıza çıktı, ancak 2023 yılına geldiğimizde, Sandra Hüller en iyi yıllarından birini yaşıyor şüphesiz. Bu yıl üç filmde rol aldı ve filmlerin üçü de önemli festivallerden ödüllerle döndü:

  • The Zone of Interest (Jonathan Glazer) – Cannes: Büyük Ödül
  • Anatomie d’une chute (Justine Triet) – Cannes: Altın Palmiye
  • Sisi & Ich (Frauke Finsterwalder) – Alman Film Ödülleri (En İyi Kadın Oyuncu adaylığı)

Bir Düşüşün Anatomisi’nde de Sandra Hüller’i izlemek kesinlikle büyük keyif, filmin tüm yükünü sırtlıyor şeklinde klişe bir ifade kullansak dahi hiç abartı olmayacaktır. Diğer oyunculuklar da başarılı (Swann Arlaud ile Milo Machado Graner) ama geri kalan performanslar vasat olduğu için Hüller’in filme katkısı çok büyük. Üstelik baştan sona anadilinin (Almanca) dışındaki iki dilde (İngilizce ve Fransızca) konuşma ağırlıklı bir rolü rahatlıkla götürmüş olması ayrıca hayranlık uyandırıcı.

Swann Arlaud & Sandra Hüller

Sinema / Belgesel Ayrımında Justine Triet

Filme dönersek işlediği konu itibariyle, oyunculukları ve seyirciyi adım adım sonuca doğru (belirsiz de olsa) götürmesiyle başarılı bir yapım, sadece Hüller’in oyunculuğu için bile izlenebilir. Öte yandan, film bu kadar “en iyi film” övgüsü alınca ister istemez sinema sanatı üzerine de düşündürdü, zira Anatomie d’une chute, büyük oranda metin temelli ilerleyen bir yapım, görsellik, kamera açıları veya film duyumu üzerinden atmosfer yaratma konularında söyleyeceği pek söz yok gibi. Tabii bu noktada “filmin tanımı şudur, budur” gibi iddialı hamlelere girişmek pek mantıklı olmayacağı için, konuyu eğilimler üzerinden masaya yatırmak gerek.

Milo Machado Graner

Justine Triet, önceki işlerinden de anlaşılacağı üzere, daha çok görselliğe değil, metne bağlı kalan bir yönetmen. Yönetmenin ilk çektiği kısa metraj Sur place (Yerinde, 2007) adını taşıyor ve 2006 öğrenci ayaklanmasını belgeliyordu, ardından Solférino’yu (2009) çekti ki bu da Fransa başkanlık seçimlerini konu alan bir yapımdı. Ardından gelen Des ombres dans la maison (Evdeki Gölgeler, 2010) da bir belgeseldi, onu takip eden La bataille de Solférino (2013) ise yine temelini gerçek olaylardan alan bir komediydi. Bir yönetmeni kariyerine belgesel çekerek başlıyor diye suçlamak kadar abes bir davranış olamaz, yapmaya çalıştığım bu değil elbette ancak Anatomie d’une chute’ün sırtını dayadığı temel aksın (Hüller dışında) metinsellik olmasının nedenleri biraz da yönetmenin geçmişinde yatıyor.

Antoine Reinartz

Burada doğal olarak “filmin büyük bölümünde konuşulması neden sorun olsun?” diyebilirsiniz, hemen söyleyelim, çünkü amiyane tabirle tiyatro, sinemanın kardeşi değil. Sinemada her karakterin tiyatroda olduğu gibi uzun tiradlar vermesi, anlatı iskeletinin büyük ölçüde konuşmalar aracılığıyla ilerlemesi beklenmez, alışılmış bir durum da değildir. Bunu iyi yapan filmler var mı? Elbette var; örneğin 12 Öfkeli Adam (S. Lumet, 1957) ve tabii ki üç saatlik şaheser Judgement at Nuremberg (S. Kramer, 1960). Bu yazının konusu olan filmin de en azından oyunculuk açısından bahsi geçen yapımlara biraz olsun yaklaşması hedeflenmiş olsaydı savcı ve avukat rollerindeki Swann Arlaud ve Antoine Reinartz yerine çok daha ağır toplar getirilmeliydi. Nuremberg’deki Maximilian Schell’in sesinin mahkeme salonunda çınlaması unutulacak bir şey değil örneğin.

Sinemada Metin Kullanımı

Sinema kuramcılarından öğrendiğimiz üzere, sinemayı tanımlarken herhangi bir sanat dalını dışarıda bırakmak imkânsız. Sinema hepsinin toplamından oluşuyor birçok sinemacıya göre: Edebiyat, resim, heykel, tiyatro, müzik ve dans. Mimariyi eklemek de mümkün. Dolayısıyla metin veya edebiyat, şiir, tiradlar, kısacası metinsellik elbette sinemada mevcut, ne var ki metin kullanımının boyutu, bir sinema eserine bakışımızı baştan aşağı değiştirebilir. Dozunda kullanıldığında veya doğru bağlam içinde usta oyunculuklarla sunulduğunda çoğunlukla fark edilmez bile; öte yandan evinden “film izlemeye gidiyorum” düşüncesiyle çıkan bir seyirci karşısında görsel temsillerden, görsel sanat denemelerinden daha fazla metin bulduğunda, müzik dinlemek yerine bir senfoninin partisyonlarını okumuş gibi hissedebiliyor.

Elbette herşeyde olduğu gibi bu konu da son derece öznel, kişisel beğeniye dayalı bir durum. Beyazperdede oyuncuların karşıma geçip durmadan konuşmaları benim için sinemanın birebir karşılığıdır diye düşünebilirsiniz, sonuna dek de haklısınız. Ne var ki sinemaya bakışınız bu eksende yer alsa dahi, Anatomie d’une chute zayıf kalıyor. Yönetmen Triet, kocasının şüpheli ölümü karşısında tüm suçun kendi üzerine kalma ihtimali olan bir eşin hem özel hayatında hem de mahkeme salonlarında başından geçenlere odaklanan bir metnin gücüne inanarak yola çıkmış. Seyircinin hangi tarafı tutacağı olgusuyla da oynayarak çektiği yapıma belgesel havası da katmış. Ve tabii ki baştan beri söylediğimiz gibi, konuşma ve metin ağırlıklı (sadece dava sahneleri değil, baştan sona) ilerleyen bir anlatı iskeleti oluşturunca da, sinemadan hayli uzaklaşmış.

Sandra Hüller

Justine Triet, Arthur Harari ile birlikte yazdığı senaryonun gücüne inanmakta haklı, hikâye oldukça sağlam. Ne var ki eldeki metnin sinemaya aktarılması aşamasında görsellik zayıf kalıyor. Filmi kurtaran en büyük etmen Sandra Hüller’in usta oyunculuğu, bir de sonlara doğru çocuk karakter için yazılan kısa ama etkileyici birkaç satır. Bir Düşüşün Anatomisi’ne baktığımızda sinema sevgisiyle yoğrulmuş bir sanat eseri değil; insanların önyargılarının ne kadar yaralayıcı olabileceği, bir insanın, hele bir kadının cinayetle suçlanmasının ne kadar kolay olduğu gibi olguların topluma gösterilebilmesi için araç olarak kullanılan bir sinema anlayışı görüyoruz. Film ülkemizde 3 Kasım’da gösterimde.

H. Necmi Öztürk

Bir Cevap Yazın