Kentsel ve Kişisel Belleğin Minör Bir Anlatıdaki İzdüşümleri: ALİS (2025 İzmir Kısa Film Festivali #1)

26. Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali’nde “Ulusal Kurmaca Kategorisi Finalist Filmleri” arasında yer alan, senaryosunu Beril Tan’ın yazıp yönettiği Alis (2025), bir sayfiyede kentsel dönüşüm adı altında kentlerin belleğinin silinmesine yol açan kararlara teslim olan komşularının aksine tek başına direnen başkarakteri Alis’in (Deniz Türkali) öyküsünü konu edinir. Uzun bir süredir üzerine çalıştığım metinler olduğu için filmi izledikten sonra Alis’i Erendiz Atasü’nün “Toz”, “Mekânsız” adlı öyküleri ve Güneş Saygılı’nın Gerçek Yaşamı adlı romanıyla birlikte düşünmeye başladım. 

Atasü, 1990 yılının Haziran ayında tamamladığı “Toz” öyküsünde bir kadının çocukluğundan itibaren farklı yaşlarda gidip yürüdüğü İstiklal Caddesi’nin nasıl değiştiğini, yabancılaştığını karakterin gözlemleri üzerinden aktarır. Çocukluğunda “törensi bir yanı vardı buranın; ağırbaşlı, alışılmamış” diye düşündüğü İstiklal Caddesi’ndeki Baylan ve benzeri mekânlar, bir dönemin simgesidir. Üniversitede okuduğu yıllarda geldiği zaman artık o mekânlar kapanmıştır. Madamlar kenti terk etmiş ve cadde, o tarihlerde erkeklerin bazen sözle, bazen de bir bakışla kadınları taciz etmekten çekinmedikleri bir suret kazanmıştır. Öykü karakteri, yirmi yıl sonra, kırklı yaşlarındayken İstiklal Caddesi’nde yürüdüğünde kentteki taşlar dile gelip insanların ona yaptıklarından yakınmaya başlamıştır. Doğrudan muhatabı öykü karakteri olmasa da bir anlamda ondan da hesap sorar kent. Bu sayede karakter, “Bizler geçmişe yüzünü dönmek istemeyen bir kuşaktık… Bizi gelecekten engelleyen her şeyin üstünden atlayıp geçtik… Kitlelerle öylesine ilgiliydik ki çevreyi unuttuk” diyerek kendi kuşağını eleştirir. Bu konuşmadan yıllar sonra aynı caddeye tekrar geldiğinde ise geriye “korna sesleri, egzoz kokusu, itişen kalabalıklar, ağaçsız kaldırımlar” kalmıştır (Atasü, 2015a, ss.53 – 62). 

Deniz Türkali

2015’te yayımlanan Kızıl Kale kitabındaki bir öykü olan “Mekânsız”da ise başkarakterin 1950’lerde geçen çocukluğunun bahçe içindeki tek katlı evinin yerine sonraki on yıllarda bir apartman kondurulup bahçenin de garaja dönüştürüldüğü bir süreç betimlenir. Derken, bir gün gelir, birileri o yapının da “eskidiğine” karar verir ve “Ben bugüne bakarım” diyenlerin karşısında “Ara sıra düne ve yarına da bakmak lazım” diyen öykü karakteri naçar kalır (Atasü, 2015b, s. 192). Güneş Saygılı’nın Gerçek Yaşamı romanına gelince, roman tam da Selçuk Tatar’ın Feminist Distopyalarda Mekân ve Zaman (2015) başlıklı yüksek lisans tezinde tespit ettiği gibi bir distopyadır ve mutlak bir çaresizliği duyumsatır. Atasü, kent, mahalle, cadde, sokak gibi hafıza mekânlarının onun için ne ifade ettiği sorulduğunda verdiği kapsamlı yanıtta kentle kurulan ilişkiye dair şu görüşleri aslında hepimizle ilgilidir:

“Hayatımızı, ilişkilerimizi, etkinliklerimizi boşlukta değil, somut mekânlarda yaşıyoruz. Mekânlar kimliğimizin bir parçası haline geliyorlar çünkü belleğimizde yer tutuyorlar. Kimliğimiz ise belleğimizle tıpatıp özdeş değilse de çok yakından bağlantılı […] Benim somut mekânlarla zihinsel ilişkim, kendim üzerinden değil de oralarda birikmiş zaman ve hayat katmanları üzerinden kuruluyor. Şunu demek istiyorum: Tarihi mekânlar beni çok etkiliyor ve esinliyor: Örneğin, Haydarpaşa Garı’nın, üzerlerinden geçmiş on binlerce ayağın izini taşıyan, aşınmış mermer basamaklar.” (Atasü, 2017, s. 33) 

Beril Tan’ın filminin başkarakteri Alis de her ne kadar kimilerince ilk bakışta kişisel bir tarihin ve belleğin korunması için direniyor gibi görünse de her şeyin içinin boşaltılarak geriye kekre bir tadın bırakıldığı, her tür yüzeyselliğin kabul gördüğü ve her şeyin parayla ölçüldüğü bir zamana karşı direniş öyküsüdür Alis’inki. Peki, kentsel belleği neler inşa eder? Filmin açılış sekansında duyduğumuz ve başta Alis’in neşeyle eşlik ettiği, birçoğumuzun “Mavi Boncuk” adıyla Türkçe sözleriyle bildiğimiz “Karoun Karoun” şarkısı, bu bağlamda ilk göstergedir. Ortak kültürel belleği imler. Bununla birlikte Alis’in elinin değdiği ve ona ait olan her şey, direnciyle örtüşen neşesiyle uyumludur: Rengârenk evi, elbisesi, pareosu, arabasındaki aksesuarları, hem bu korumaya çalıştığı neşesi hem de neşenin altında sakladıklarıyla bir bütündür. Sevgi Soysal’ın öykü ve romanlarındaki kahramanları hatırlatır. Tam evine gidecekken yıkım nedeniyle yolun kapatıldığını öğrendiği sahneyle birlikte Beril Tan, Alis’in neşesinin altında sakladıklarını açmaya başlar. 

Yol çalışması yüzünden karşısına bir engel çıktığında başka bir yoldan evine ulaşması, daha büyük engellere karşı kolay pes etmeyeceğinin ve kentin görünümünü pervasızca değiştirenlere direneceğinin ilk işareti gibidir. Evine vardığında çiçekleriyle konuşan, gereken özeni göstermediği için onlardan özür dileyen Alis’in duvarlarında geçmişinin kaydını tutmuş olan her şey, yeniliği kentleri tarihinden etmekten başka bir işe yaramayan yeni binalar dikmek addedenlere rağmen bir ağaç gibi orada kök saldığını izleyiciye söyler. Onu oraya ait görmeyenlere de boyun eğmeyerek neredeyse bir ömre yayılan direnişiyle “Ben hep buradaydım ve burada olacağım” demiştir. 

Alis’in yıllardır yaşadığı sayfiye de Erendiz Atasü’nün “Toz” adlı öyküsündeki kahramanın kentin son gördüğü halinin bir benzerine dönüştürülmek üzeredir. Alis, bildiği gibi yaşayarak, örneğin her yaz günü yaptığı gibi yine dondurmasını alıp plaja giderek bu dönüşümü reddeder. Seçtiği yol, aynı zamanda her koşulda hayattan tat almanın bir yolunu bulmak gerektiğinin de ifadesidir adeta. Böyle bir direnme biçimi, artık bir işletme haline geldiği için plaja dışarıdan yiyecek getirilmesinin yasak olduğu ve plaj ücreti ödemesi gerektiği söylendiğinde ona bir plajın halka ait olduğu gibi çok temel bir hakkı dile getirme olanağını verir. Alis’in itiraz ettiği bu durum, pek çok insan tarafından kabullenilmiştir oysa. 

Füsun Akatlı, “Sevgi Soysal’ın Öykücü Damarı” başlıklı yazısında yazarın 1968’de yayımlanan Tante Rosa adlı yapıtı üzerine şöyle bir tespit yapar: “Okurken; hüznün, ironinin, şiirin, neşenin, gündelik tasaların, iyimserliklerin iç içe girdiği bu öykülerde, şematiklikle hiçbir alışverişi olmayan ince bir eleştirinin alt kanaldan sürekli akıp gitmekte, on dört öyküyü birbirine ulamakta olduğu ancak sezilir” (2012, s. 9). Beril Tan, edebiyatta feminist yazının önemli örneklerinden biri olan bu yapıtta Akatlı’nın tespitlerinin bir başka örneğini sinemada sunmuştur. Alis’in öyküsünde de yukarıda bahsedilen neşeye hüzün, ironi, büyüklü küçüklü gündelik dertler, elbette ince bir eleştiri eşlik eder ve bu doğrultuda filmi Deleuze ile Guattari’nin önce yazınsal metinleri incelerken kullandıkları ve sonraki dönemlerde sinema üzerine yapılan çalışmalarda da kullanılan “minör” kavramı temelinde ele almak da mümkündür. 

Deleuze ve Guattari’ye (2000) göre minör edebiyat, azınlıkta olanın majör dili kullanarak ürettiği yapıtları ifade eder. Siyahîlerin majör bir dilde ürettikleri metinleri buna örnek gösterirler. Ele aldığı konu için dar mekânların seçildiği minör edebiyat örneklerinde bütün kişisel gibi görülen sorunlar, politik olana bağlıdır ki Alis filmi gibi örneklerde bu özellik, feminist hareketin “Kişisel olan, politiktir” savının da anlatı çözümlemesine eklenmesini sağlar.[i] Dolayısıyla incelenen metinlerdeki mekânları “bodrum katı” metaforu üzerinden betimleyen Deleuze ve Guattari, bu mekânlarda her şeyin görünür kılındığını ifade ederler. Minör edebiyatın bir diğer özelliği ise bütün anlatının ortaklaşa yapılandırılmasıdır. Üçüncü özellik, araştırmacıların “dilin yersizyurtsuzlaşması” biçiminde ifade ettikleri durumla ilintilidir. Yersizyurtsuzlaşma, bilinen bir uzamı terk ederek yabancı olan başka bir uzamda dolaşmaya karşılık gelir (Goodchild, 2005, s. 339). 

Alis’in yıllardır alışveriş yaptığı bakkalların yerini büyük işletmelerin aldığı yeni kent düzeninde eskisinin yerini almakta olan yeni binalara komşuları teşnedir, yaşadığı yerde tanıdığı kişi sayısı yok denecek kadar azdır ve Erendiz Atasü’nün “Mekânsız” öyküsüyle Güneş Saygılı’nın Gerçek Yaşamı romanındaki kahramanları gibi bu kimliksiz kılıksız yeni mekânlara tek başına direnir. Aynı şekilde Sevgi Soysal’ın yapıtlarında Füsun Akatlı’nın tespit ettiğine benzer bir biçimde alt kanaldan ilerleyen bir geçmiş hikâyesi, karakterin anlatı zamanındaki tutumunda da etkilidir. Geçmişi hatırladığı anlarda kaygıları, çaresizliği galebe çalar. Filmin jeneriğinde neşeyle eşlik ettiği şarkıyı önce hüzün, sonra korkuyla söyler. Deniz Türkali’nin güçlü oyunculuğu, yakın plan yüz çekimleri ve ses unsuruyla bu duygu pekiştirilir. Alis’in evi, tam da Deleuze ve Guattari’nin minör anlatılardaki mekânlara yönelik kullandıkları “bodrum katı” metaforuna benzer bir yerdir ve karakterin her şeye rağmen koruduğu karşı koyma gücünün bir diğer sembolü olur. Komşuları yeni edinecekleri dairelerden nasıl daha kazançlı çıkacaklarının hesabını yaparlarken Alis’in yüzünde pes etmemenin verdiği memnuniyet dikkati çeker. Tante Rosa’nın hayatla kurduğu bağı korumakta ısrar eden kahramanıyla eş bir irade söz konusudur. 

Filmin final sahnesinde Alis’in tek başına denize doğru yürüyüşü ve kumsala diktiği şemsiyesi, direnişinin sürecinin göstergesidir. Bir o kalmıştır yaşadığı muhitte sanki ama Beril Tan, adeta “Mücadele, tek başına bile olsa devam etmeli” diyerek filmi tamamlar. Açık uçlu finaliyle distopik değil, ütopik bir olasılığı imler ve bu yönüyle hem Sevgi Soysal’ın Tante Rosa hem de Erendiz Atasü’nün Güneş Saygılı’nın Gerçek Yaşamı romanlarının finallerinden ayrılır. Komşularının işlerine taş koymanın verdiği bir memnuniyetle denize doğru yürürken sanki direnme olasılıklarının çokluğuna da işaret eder. Alis’in direnişinin biricik yanlarından biri de, seçtiği yolların ne bir slogana ne de yüksek sesli, göz boyamaktan ibaret çıkışlara indirgenmesidir. Beril Tan, Erendiz Atasü’nün yukarıda alıntılanan yanıtında bahsettiği ortaklaşa ve kişisel tarihi birleştirerek kente dair belleğin korunması için mücadelenin gündelik yaşamın içinde yinelenen küçük edimlerle de verilebileceğini ortaya koyar. Alis’in dondurmasını tanıdığı bir yerden alıp plaja gitmesi, çiçekleriyle sohbeti, araba kullanırken çalan şarkıya eşlik etmesi, her ne kadar politik olmayan edimler gibi görünse de bütün bunları Deleuze ve Guattari’nin çalışmaları ışığında değerlendirdiğimizde karakterin yaşantısının başka bir derinlik kazandığını görürüz.

Kapitalist sistem, bireylerin hayatla kurdukları kişisel bağları önemsizleştirerek – Atasü’nün ifade ettiği gibi – sanki her şeyi boşlukta yaşıyormuşuz hissini yerleştirmek istese bile Alis, komşularının aksine tüketim ve kâr odaklı bir yolu seçmemiştir ve ne olursa olsun sürdürdüğü alışkanlıkları, mekânı öznel, tarihsel ve politik olanın birleştiği, çok katmanlı bir yer durumuna getirir. Buna bağlı olarak filmin, direnişi bir sonuçtan çok, yaşama biçimi olarak betimlediğini ileri sürmek mümkündür. Ezcümle Alis filmi, kentsel dönüşümün yol açtığı toplumsal ve tarihsel belleksizliği görünür kılmanın yanı sıra ortak belleğimizin gündelik pratikler aracılığıyla nasıl diri tutulabileceğine örnek sunan bir anlatı olarak izleyicinin karşısına çıkar. Beril Tan, belleksizliği reddeden kahramanın öyküsünü açımlarken izleyicileri de ele aldığı konular üzerine düşünmeye davet eder. Böylece kentsel dönüşümün tahrip ettiği kentlerde “kalma”nın hâlâ mümkün olup olmadığını muhakeme etmeye ve her koşulda bir ortak belleğin korunma olasılıkların varlığının farkına varmaya olanak tanır. 

Baran Barış

Kaynakça

  • Akatlı, F. (2012). “Sevgi Soysal’ın Öykücü Damarı”. Barış Adlı Çocuk içinde. İstanbul: İletişim Yayınları, s. 7 – 12.
  • Atasü, E. (2015a). “Toz”. Onunla Güzeldim – Uçu. İstanbul: Can Yayınları, s. 53 – 62.
  • Atasü, E. (2015b). “Mekânsız”. Kızıl Kale. İstanbul: Can Yayınları, s. 187 – 198.
  • Atasü, E. (2017). Türk Romanında Bir Gezinti. İstanbul: Can Yayınları.
  • Deleuze, G. ve Guattari, F. (2000). Kafka: Minör Bir Edebiyat İçin. Çev. Özgür Uçkan, Işık Ergüden. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • Goodchild, P. (2005). Deleuze & Guattari: Arzu Politikasına Giriş. Çev. Rahmi G. Öğdül. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
  • Tatar, S. (2015). Feminist Distopyalarda Mekân ve Zaman. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi. Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı.

[i] Bu bağlamda başka bir film çözümlemesi için: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/717097

Bir Cevap Yazın