Dial M for Movie 83. Venedik Film Festivali’nde!

Her sene olduğu gibi bu sene de akreditasyonumuzla uluslararası resmi basın arasında Dial M for Movie olarak yerimizi alıyoruz. Geçtiğimiz günlerde açıklanan festivalin bu seneki seçkisinde ilk etapta dikkatimizi çeken yapımlara eğilmeden önce biraz bu senenin festival seçki dinamiğinden bahsetmek yerinde olacaktır. Bu sene büyük ya da küçük festival fark etmeksizin festivallerin film seçkisinde oldukça farklı yollar tercih ediliyor. Özellikle geçtiğimiz 79. Cannes Film Festival’inde Hollywood stüdyolarının yokluğu bariz bir şekilde kendisini belli ederken aynı duruş bu seneki Venedik Film Festivali (2 – 12 Eylül 2026) için de geçerli gözüküyor. Özellikle auteur yönetmenlerin filmlerine yönelen bu seneki festivallerin bu türden duruşu genellikle bu festivalleri takip edenler açısından oldukça dikkat çekici oluyor. Öncelikle bu türden bir duruşun bilinçli olup olmadığı bir tartışma konusu iken diğer yandan aynı tartışma konusunu elbette ki bu türden bir seçkinin festivali dinamik kılıp kılmayacağı konusu takip ediyor. 

John Malkovich, Sam Rockwell (Wild Horse Nine)

Bilhassa son birkaç senede büyük festivallerin Oscar ödül kategorilerine büyük oranda yön verdiği düşünülürse, elbette Hollywood stüdyolarının arka plana atıldığı festival yapımlarının gelecek Oscar törenini ne derecede sırtlayabileceği de merak konusu. Bu anlamda 2026 yılı tam olarak özellikle büyük film festivallerinin sanatsal ve deneysel bir dinamizm yakaladığı bir yıl olarak tanımlanabilir. Öte yandan Festival direktörü Alberto Barbera’nın bu seneki Venedik festival seçkisinde Hollywood stüdyolarının yokluğunu doğrudan festivalin bir tercihi ya da yönelimi olarak değil bu durumun sektörün içinde bulunduğu ekonomik ve yapısal dönüşümün bir sonucu olarak yorumladığını da belirtmek gerek. Yine de hem Cannes Film Festivali hem de Venedik Film Festivali gibi sektörü her açıdan şekillendiren iki dev festivalin 2026 yılı açısından aynı durum ile karşı karşıya kalması, sektörün içerisinde bulunduğu durum hakkında çok şey söylüyor.

Festivalin mevcut seçkileriyle bağımsız ve risk alan bir profil çizmesi ise Venedik Film Festivali’nin 2026 edisyonunu kaçırmamak için bir neden sayılabilir. Neticede sinema sektörünün festival düzleminde böylesine bir dalgalanma yaşadığı bir döneme yakın zamanda denk gelmemiştik. Bağımsız birçok yapımın yanı sıra Robert Pattinson, Danny Boyle ve Martin McDonagh gibi isimler kesinlikle festival seçkisinde sadece markalaşmış bir vitrin olarak sergileniyor. Diğer yandan altını çizmek gerekir ki festivalin gözdesi sayılabilecek Lance Oppenheim’ın Pattinson’lu Primetime’ı, festivalin gerçekleştiği ayın sonunda vizyona girecek bir yapım.

Possible Love

Diğer yandan bu seneki Venedik seçkisinde Alejandro G. Iñárritu’nun Digger filmi beklenen yapımlar arasındaydı, bu filmi aynı şekilde geçtiğimiz Cannes Film Festivali seçkisinde de gözlerimiz aramıştı. Basın toplantılarını takiben şu ana kadar Digger’ın Venedik Festival seçkisi için uygun görüldüğü, ancak Warner Bros.’un bu film için festival prömiyeri yerine farklı bir gösterim ve pazarlama stratejisi izlemeyi tercih ettiği açıklamalar arasında yerini alıyor. David Fincher’ın The Adventures of Cliff Booth’u, Aaron Sorkin’in The Social Reckoning, Joel Coen’in Jack of Spades ve Tony Gilroy’un Behemoth! filmleri de Venedik Film Festivali’nin takvimine yetişmediğinden seçkide yer alamayacak yapımlar arasında. Görüldüğü üzere festivalde izlemeyi umduğumuz ancak şu ya da bu sebeple festivale gönderilmeyen film listesi oldukça kabarık. Öte yandan şu ana değin sektörel açıdan dengesiz olan 2026 yılı sinefilleri yeterince doyurmuyor gibi görünse de, bu seçimler ve takvimsel talihsizlikler bağımsız filmler için festivallerin altın madeni olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Sinema sektörü şimdilik maliyetleri azaltmak için farklı yollar deniyor ve risk alacak alanlara bulaşmıyor olsa da yapımcı pazarı açısından festivallerin her koşulda önemli durak noktaları olduğunun altını çizmek gerek.

Rooney & Kate Mara (Bucking Fastard)

Hollywood’un kimliksel ve ekonomik açıdan buhran yaşadığı, Oscar kampanyalarında festivalleri ikinci plana atarak bir nevi deneme-yanılma metoduna adım attığı bu yıl Venedik Film Festivali’nin açılış filmi olarak Danny Boyle‘un Ink’i belirlendi. Basın toplantısı sonrasında festivalin ana yarışma programında sadece bir kadın yönetmenin yapımının yer alması da festival açısından ikinci dalga bir kriz yarattı, üstelik festival direktörü Barbera’nın cevap olarak kabaca “beğendiğimiz filmlerin neredeyse hiçbiri kadın yönetmenlere ait değilse biz ne yapalım?” minvalinde bir şeyler   söylemesi de pek yardımcı olmadı. Bu bilgi elbette doğru olabilir ancak Barbera’nın durumu açıklama şekli uluslararası basında pek hoş karşılanmadı. Herşeye rağmen Werner Herzog, Lee Chang-dong ve Hirokazu Kore-eda gibi isimlerin yer aldığı ve bizim de dikkatimizi çeken festival seçkisindeki filmleri aşağıya not ettik. Eylül ayının başlamasıyla birlikte festival yazılarımız da Dial M for Movie’de yayınlanmaya başlayacak. Bol filmli günler!

Burcu Meltem Tohum

Luca Marinelli, Susan Sarandon (The Echo Chamber)

Bir Cevap Yazın