GÜVENLİ BİR YER’i İnşa Etmenin ve Damir’i Anlayabilmenin Olanakları Üzerine (Safe Place)

Hırvatistan’ın Oscar adayı olan, 2022’de Locarno Film Festivali’nde en iyi erkek oyuncu (Goran Marković), en iyi yönetmen ve en iyi ilk film, Saraybosna Film Festivali’nde en iyi film, en iyi erkek oyuncu (Juraj Lerotić), İstanbul Film Festivali’nde ise genç jüri genç usta ödüllerini kazanan, yönetmenliğini Juraj Lerotić’in üstlendiği Güvenli Bir Yer (Sigurno Mjesto / Safe Place, 2022), otobiyografik bir film. Tanıtımlarda filmin hikâyesi şöyle özetleniyor: “Damir’in ailesinin hayatı birden ve kökten değişir, çünkü Damir intihar girişiminde bulunmuştur. Annesiyle kardeşi yirmi dört saat boyunca onu hem kendisinden hem de düşmanca buldukları sistemden korumaya çalışacaktır” (kaynak). Gerçekle bağı mı Güvenli Bir Yer’i bu denli etkileyici kılan yoksa aynı zamanda biçemi mi? Başrollerden biri olan Bruno’yu canlandıran yönetmen, üç kişi paylaştıkları deneyimleri kayda geçiriyor ve bir yandan da benzer yollardan geçmiş insanların yaşantılarına empati kurarak bakabileceğimiz bir alan yaratıyor.

Goran Marković (ortada)

Emile Durkheim, İntihar adlı kitabında intihar edimindeki bireysel koşulları iki gruba ayırıyor. Önce beliren dış durumlar, kişinin çevresiyle ilişkilerini kapsıyor. Gelgelelim, “bu bireysel özellikler, intiharların toplumsal oranını açıklamaya yetmiyor. Tek tek intiharları doğrudan hazırlayan koşulların çeşitli durumlarda bir araya gelişleri, aynı göre sıklığı az çok koruyor; fakat toplumsal oran büyük ölçüde değişiyor. Bunun nedeni, o koşulların ya da o koşul birlikteliklerinin kendilerini izleyen edimin yani intiharın belirleyici nedeni olmamasıdır” (2013, s. 307, 308). Bu kertede karmaşık bir durumun görüldüğü ve kesin saptamalarda bulunmanın çok güç olduğu bir yaşantı örneği olarak Damir’in (Goran Marković) hastalığında ve intihar girişiminde rol oynayan etmenlerin başında şüphecilik geliyor. İnsanların onun hakkında kötü düşündükleri sanısı, zihnine yerleşmiş ve onu kemiriyor. Şüphenin tanımında var olan “gerçeğin ne olduğunu kestirememekten doğan kararsızlık”, karakterin gerçekle meselesini büyütürken zihnindeki çatışmalı gerçekliğe bağlı kurduğu dünyası da onu anbean yaşamdan uzaklaştırıp bir çıkmaza sürüklüyor (Parlatır, 1998, s. 1423).

Juraj Lerotić

Bu şüpheleri, kayıplarıyla birleştiğinde gördüğü tablonun zifiri karanlık olmasına yol açıyor. Robert Burton, The Anatomy of Melancholy adlı kitabında kişileri söz konusu çıkışsızlığa taşıyan ruh halini şöyle açımlar: “Bu melankolik mizaçta ateş tohumlarının ta kendisi vardır… Gündüzleri bile bazı kötü nesneler tarafından korkutulur ve şüphe, korku, keder, hoşnutsuzluk, tasa, utanç, acı, vs. ile hırpalanırlar” (akt. Jamison, 2004, s. 39). Damir, benzer tecrübeleri yaşamış her insan gibi, boğuştuğu hislerin bir sonucu olarak kendisine de yabancılaşmış ve eylemlerini bile kontrol edemeyecek duruma gelmiştir. İntihara neden teşebbüs ettiğini bilmediğini ailesine ve doktoruna söylemesi, bu kontrolsüzlüğünün bir göstergesi. Kay Redfield Jamison, bu hastalıklarda dünyadan korkan kişilerin çevrelerine duvarlar örerek her şeyden hızla uzaklaştıklarını, kendi kendilerine kaldıklarındaysa onları daha dibe çeken iç seslerini sürekli dinleyerek beyinlerine duydukları güveni de yitirdiklerini belirtir. Bununla beraber gelen ıstıraplar, olası bir çözümü hem kişinin hem de onu iyileştirmek isteyenlerin ellerinden neredeyse tümden alır (2004, s. 149).  Peki, kişiyi böylesine bir girdabın içinde öğüten, kontrolü pek mümkün olmayan, Jamison’ın bir başka kitabının adında da dikkati çektiği gibi, “durulmayan bir kafa”nın vızıldamalarıyla gerçekleşen intihar girişimi bize ne söyler?

Damir’in ilk girişimi doktoru tarafından yardım çığlığı olmadığı yönünde değerlendirilir. Bu nedenle kendisine zarar verme tehlikesi geçene kadar gözlem altında tutulması gerektiğini ailesine bildirir. Jamison’a göre ise Damir, tercih ettiği yönteme bağlı olarak eylemi ile ölüm arasında uzun bir zaman bırakır ve bu, onun yardım isteğine yönelik bir işarettir (2004, s. 173). Hastalığının vahameti elbette tartışma götürmez; ancak Jamison’ın bahsettiği çığlığı duymamak, hızlıca ve onu zihninin esaretinden başka hem fiziksel hem ruhsal bir esarete taşıyacak tedavi yöntemi bulmak, ayrıntıları görememek ya da özenli bir biçimde ele almamak, doğal olarak annesi (Snjezana Sinovcic) ve Bruno’nun Damir’le ilgili verilen kararları sorgulamalarına ve bir süre sonra bunlara itiraz etmelerine neden olur.

Juraj Lerotić’in kardeşi ve annesiyle deneyimledikleri bu süreci beyaz perdeye taşıma nedenlerinden biri de doktorlarla hasta ve hasta yakınları arasında, güven duygusunun inşa edilemediği ilişkidir. Hastaneye dava açtıklarını Damir’e haber verdiği sahnede Bruno, muhatap oldukları kişilerin adlarını bile değiştirmediklerini söyleyerek gerçeklikle kurmaca arasındaki çizgiyi siliyor. Takip eden sahnelerin birinde kendi deneyimlerini anlatmanın yanı sıra bir yan hikâye olarak doktor – hasta yakını ilişkisinin bir diğer ve benzer örneğini de görüyoruz. Onlara mahsus olmayan ve bütün hasta yakınlarının gördükleri bir tutumun eleştirisi var Güvenli Bir Yer’de. Kapıda açıklama bekleyen ama muhatap olacak birini bile bulmakta zorlanan hasta yakınları, doktorla denk geldiklerinde dahi net bir bilgi edinemiyorlar. Damir’in doktoruyla Bruno ve annesinin görüşmesi, görece sağlıklı bir iletişimle başlar. Sözgelimi doktor, Damir’e terapist değil, bir ağabey olarak yaklaşmasının daha faydalı olacağını Bruno’ya söyler; ancak bir yere kadar belli belirsiz olan alaycı tavrı, bir yerden sonra görünür ve rahatsız edici bir hal alır. Damir’in tedavisinde kullandıkları ilaçların ne olduğunu söylemez ve karşısındaki hasta yakınını “tuhaf” olarak tanımlayacak biçimde çizgiyi aşan bir üslûp öne çıkar. Söz konusu tutum ve üslûp, ister istemez, hasta yakınlarının doktor – hasta ilişkisi konusundaki kaygılarını arttırır.

Juraj Lerotić & Snjezana Sinovcic

Damir ve diğer hastaların psikolojik durumlarının da etkisiyle doktorlarla aralarında oluşan güç dengesizliği, onları daha da savunmasızlığa itecek ve zayıflatacaktır. Bir doktorun Damir’e “teke tek bir seans için umutlanma” demesi, tedavi sürecinde birçok şeyin yanlış ilerlediğinin en açık kanıtlarından biridir. Burton’un sözünü ettiği karamsar ruh halini pekiştirmekten başka bir işe yaramayacak olan bu tümce, Paugam’ın şu tespitini hatırlatır: “umutsuz kişi düşünür, çevresindeki varlıkları, nesneleri sessizce sorgular. Karşılığında kendi üzgünlüğünün yansımasından başka bir şey olmayan olumsuz ve cesaret kırıcı yanıtlar alır. Bunları yaşamdan ayrılması için bir yüreklendirme, bir teşvik olarak yorumlar. İşte ancak o zaman kendini öldürür. Toplumun ışıklı yanı olduğu gibi gölge yanı da vardır ve umudunu yitirmiş insana en karanlık çekilmiş resimlerini gösterir” (2013, s. XLIV, XLV). Damir’in yüzüne fırlatılan en karanlık resimleri, sonraki intihar girişimlerine de zemin hazırlar. İntiharı ikinci kez herkesin içinde denediğinde tam anlamıyla “göz göre göre” bir sona yaklaşılmaktadır ama akla “Bu sonu değiştirmek için alınabilecek bir önlem, bir yöntem yok mudur?” sorusu da mutlaka gelecektir. Tedavi sürecinde gözden kaçırılan bir şeyler mi vardır yoksa seyirci mi kalınmıştır umursamazca? Oysa afişte ve filmin sonunda gördüğümüz, Damir hastaneden kaçtığında Bruno’nun polislere verdiği fotoğraf, başka ve umutlu sonlara dair ihtimallerin olabileceğini hissettirir sanki.

Güvenli Bir Yer’i yalnızca gerçek bir olaya dayandığı için değil, tartışmaya açtığı meseleler nedeniyle de bir kurmaca hikâyeyi takip etmenin daha ötesinde irdelemek gerekiyor. Bruno’yu pek çok sahnede Damir’in hastalığı ve tedavi sürecine ilişkin kendinde eksikler ararken görürüz. Juraj Lerotić’in de benzer iç hesaplaşmalar yaşadığını, yetersizlik duygusuyla boğuştuğunu tahmin etmek mümkün; fakat bir izleyici olarak bana yansıyan başka bir gerçek var: Bruno, dolayısıyla Juraj Lerotić’in, Damir’i anlamaya ve ona yardımcı olmaya çalışırken elinden gelenin en iyisini yaptığı. Elbette Goran Marković’in performansıyla da güçlenen Damir karakteri ve dertleri, hem senaryodaki hem de beyaz perdeye yansıyan tüm yönleriyle – bazen bir bakışı, gülüşü, bazen ağzından çıkan birkaç sözcükle bile – izleyiciye eksiksiz biçimde aktarılmış. Hikâyesine dikkatle kulak verenlerin Damir’i intihara yönlendiren duygu ve düşünceleriyle beraber en çok duyacakları seslerin başında bu girişimlerinin yarattığı suçluluk duygusu gelir. “Yarattığım şu karmaşaya bak”la başlayıp “Her şeyin benim etrafımda döndüğünü sandığım için hastayım”la devam eden tümceleri, pantolonunu değiştirirken cebinden düşen küçük bir bıçak nedeniyle Bruno’ya karşı duyduğu mahcubiyet, bir yandan o karanlık düşüncelerden yakasını kurtaramazken bir yandan da yakınındakilere hata yaptığının farkında olduğunu sıklıkla dile getirmesi, sonunda “Bence ben bir tür şeytanım” diyecek kadar kendisine öfkelenmesi, yaşadığı çatışmanın had safhada olduğunu ortaya koyar.

Goran Marković

Simon Critchley, İntihar Üzerine Notlar adlı kitabında “intiharın ‘suçluluk ve suçlama yakıştırmalarından azade olduğunu’ ileri süre[n]” David Hume’un savına yer verir (2016, s. 34). Damir ise kendisini bu duygudan alıkoyamaz. Hume, intihar edimiyle suçluluk arasındaki ilişkiye dair “Eğer intihar suç teşkil eden bir eylemse, o halde bu suç, ya Tanrı’ya, yakınlarımıza ya da kendimize karşı olan ödevlerimizi yerine getirmememizden kaynaklanıyor olmalıdır” biçiminde bir varsayım yapar ki önceki alıntılanan savı, bu varsayımını çürütür ama varsayımı, Damir’in suçluluk duygusundaki eksikliği de görmemizi sağlar (2016, s. 115). Damir, yakınlarına karşı suçluluk duyarken kendisine karşı sorumluluk duygusu taşımaz. Bu eksikliğin temelinde, içselleştirdiği değersizlik duygusu vardır. Kendisine dışarıdan bakmaya kalkıştığı her an, gördüğü fotoğrafta karşısına çıkan imge, onun deyişiyle “şeytan” imgesi, benliğine yönelttiği düşmanca duyguların değersizlik duygusuyla bütünleşip hayatını son dakikasına kadar karanlık bir kuyuda sürdürmesine yol açar. Yakınındakilerin dışında kendisine karşı da sorumluluk duygusunu kazanıp bir düşman addettiği Damir’i sevmeyi başarabilseydi başka bir fotoğrafla karşılaşması da mümkün olacaktı muhtemelen.

Bunca karamsarlığın içinde Damir’in azıcık da olsa bir ışık bulup tutunduğu anlar hiç yok mudur? Ailesinin ilgisinden, hastanedeyken Bruno’nun yanında biraz daha kalmasından memnundur örneğin. Bruno’yla annesi de Damir’in bu anlarını yakalayarak benzer bir ümidin peşinden gitmeye çabalamaktadırlar. Bruno’nun telefonuna Damir’in yanıt vermesi, bir yardım isteği biçiminde yorumlanır. Hastaneden kaçıp eve gelmesi [i], Split’e gitmek istemesi, bir anlamda onlara sığınmasının ve onun da kendisine “güvenli bir yer” inşa etme çabasının birer göstergesidir. O korunaklı bölgede kişilerin ruh halleri, karamsarlığa düştükleri ya da iyimser olabildikleri anların sıklığı, kısacası deneyimleri ortaklaşmaya başladığında film, diğer iki başkarakterinin duygu değişimlerini de aynı oranda izleyiciye yansıtır. Açılış sekansında endişeli ve elinden bir şey gelmediğini düşünerek kendisini yermeye hazır bir Bruno görürüz. Bir araya geldikleri ilk sahnede annesinin de, Damir’e nasıl yaklaşması gerektiği başta olmak üzere pek çok konuda tereddüt ettiği hissedilir. Birbirlerini olaydan sonra ilk kez gördükleri sahnede aradaki cam bölme, ne Damir’in ne yakınlarının aşmaya güçlerinin yettiği görünmez engelin simgesi gibidir. Damir’in tedavisi için kısa zamanda etkili çözümler bulunmasının dışında verilmesi gereken başka kararlar da vardır. Arayan eşe dosta ya da Damir’in iş arkadaşlarına ne açıklama yapacakları, bu meselelerden biridir. Paugam, intiharın gizlenmesi, bildirilmemesi konusunun intihar üzerine çalışan uzmanlar tarafından çokça tartışıldığını belirtir. Halbwaschs’a atıfta bulunarak toplumun yargılayıcı tutumundan korunmak başta olmak üzere pek çok nedenle müntehirin yakınlarının bu eylemi gizlediklerini ifade eder (2013, s. XXXIII). Saklama tercihinin intihar üzerine yapılacak akademik çalışmalara etkisinin ötesinde gözden kaçırılmaması gereken yer, hasta ve yakınlarının mahremiyet haklarıdır.

Akademik çalışmaların dışarıdan bakarak saptamalarda bulunduğu bir konuya Güvenli Bir Yer, içeriden yaklaşarak tam da bu gözden kaçırılanları idrak etmemizi sağlıyor. Sözgelimi, Damir’in işyerinden arkadaşı aradığında telefona yanıt vermemelerini, bir açıklama yapmama kararlarını o perspektiften baktığımızda anlayabiliyoruz. Bu kararın arkasında Damir’in daha fazla yıpranmasını istememek gibi bir saik bence hemen seziliyor. Dolayısıyla ailenin verdiği karar, Halbwaschs’ın bahsettiği, ayıplanma kaygısı gibi nedenlerin epey uzağında. Müntehirin ayıplanması ya da kınanması bir yana, eylemiyle ilgili sorular, sorgulamalar, meraklar bile onu fazlasıyla yıpratmaya yetecektir. Ezcümle bu, çok yerinde bir karardır. Yine aynı konuda ileride intihar girişimi hakkında bir açıklama yapıp yapmama kararını Damir’e bırakmaları da ona bir birey olarak her koşulda saygı duyduklarının göstergesidir. Buna karşın, Damir için el yordamıyla en iyi olanı bulma çabaları, bir zaman sonra çaresizlik duvarına çarpıyor. Split’teki evlerindeyken de Damir bir gün kaybolduğunda annesine Bruno’nun Damir’i bulunur bulunmaz hastaneye götürmeleri gerektiğini söylediği sahnede iki karakterin karanlıkta kalmış birer siluet biçiminde görülmeleri, anlatının ilerleyeceği hattın karanlığını imliyor. Yalnızca Damir’in sürüklendiği çıkmaz değil, örneğin kayıp ihbarında bulunmaya gittiklerinde karşılaştıkları umursamaz tavırlar ve döndükleri hastanenin az çok bildikleri koşulları, Damir’i o kuyudan çekip kurtarmak için gösterdikleri gayrete bağlı olarak korudukları sakinliklerini ve hatta az da olsa iyimserliklerini kaybetmelerine neden oluyor.

Güvenli Bir Yer, ilk sahnesinden başlayarak filmin üç başkarakteriyle de empati kurmamızı sağlayan bir anlatım biçimine sahip. Bu nedenle karakterlerin yukarıda bahsettiğim gelgitlerinde onlarla beraber düze çıkacağımızı umuyor ya da kasvetli bir ruh halini içselleştirebiliyoruz – tabii biz de çabalarsak – ama her şeye karşın hikâyeyi “karşıdan izlemek durumunda olan” kişiler olarak yanıtlamamız gereken bir soru var: Biz, bulunduğumuz konumdan Damir’i ne kadar anlayabiliyoruz? Bruno’nun annesinden telefon geldiğinde alelacele eve döndüğünde Damir’le konuştukları bir sahne var. Bu sahnede kamera, odanın dışında ve Damir’in yüzünün yarısını gösteriyor. Damir’i, eylemlerini, kendisini kurtaramadığı karanlığı izleyiciler olarak işte bu kadarıyla görüp onu anlamaya çalışıyoruz ya da bazı izleyiciler bunu bile başaramayıp karakteri yargılama kolaylığına sığınıyor. Anlatmadıkları, anlatamadıkları aklına bile gelmiyor onun hakkında bir kanıya varırken. Jamison, vaka kayıtlarındaki hastalardan birinin yazdığı notlarda karşısına çıkan “kimse yaşadığım özel tecrübeleri bilmiyor bu yüzden onlara söylediklerimi asla duymayacaklar” tümcesine dikkat çekiyor bu bağlamda (2004, s. 85). Karl Marx, “Peuchet: İntihar Üzerine” başlıklı yazısında “intihar edenleri lanetleyerek intiharı önlemenin mümkün olduğu düşünüldü. Durumunu savunmak için artık hayatta olmayan insanları bu şekilde karalamanın ahlaksızlığı hakkında ne söylenebilir ki? […] eğer intihardan birisi suçlanacaksa, suçlanması gereken geride kalan insanlardır” diyerek kişiyi bu eyleme sürükleyen ve akabinde onu yargılamaya teşne olanların eylemdeki sorumluluklarının altını çiziyor (2006, s. 12). Critchley ise yaşadığı travma hakkında zerre kadar fikir sahibi olmadığımız bir kişiye tepeden bakarak hüküm vermekten kaçınmamız gerektiğini hatırlatıyor (2016, s. 101) ve film tam olarak bize bu olanağı sağlayacak bir perspektif sunuyor. Kapanış sekansında gördüğümüz o fotoğraf, hayatta belirli anlarda aklımıza gelmeyen resimler, deneyimler ve olanakların bulunduğunu fısıldıyor.

Baran Barış

Kaynakça

  • Burton, R. (1976). The Anatomy of Melancholy. University of California Press: Berkeley.
  • Critchley, S. (2016). İntihar Üzerine Notlar. Çev. Utku Özmakas. Pharmakon Yayınevi: İstanbul.
  • Durkheim, E. (2013). İntihar. Çev. Z. Zühre İlkgelen. Pozitif Yayınları: İstanbul.
  • Hume, D. (2016). İntihar Üstüne. İntihar Üzerine Notlar içinde. Çev. Utku Özmakas. Pharmakon Yayınevi: İstanbul.
  • Jamison, K. R. (2004). Erken Çöken Karanlık: İntiharı Anlamak. Çev. Emine Bademci. Ayrıntı Yayınları: İstanbul.
  • Jamison, K. R. (2005). Durulmayan Bir Kafa. Çev. Pınar Kür. Oğlak Yayıncılık: İstanbul.
  • Marx, K. (2006). İntihar Üzerine. Der. & Çev. Barış Çoban, Zeynep Özarslan. Yenihayat Kütüphanesi: İstanbul.
  • Parlatır, İ., Gözaydın, N., Zülfikar, H., Aksu, T., Türkmen, S., Yılmaz, Y. (1998). Türkçe Sözlük 2. Türk Dil Kurumu Yayınları: Ankara.
  • Paugam, S. (2013). “İntihar Karşısında Toplumbilimci”. İntihar içinde. Çev. Z. Zühre İlkgelen. Pozitif Yayınları: İstanbul.
  • Paugam, S. (1991). La disqualitification sociale. Essai sur la nouvelle pauvreté. PUF: Paris.

[i] Jamison, hastaların “hastanenin görece güvenli ortamını, çoğu zaman hâlâ çok hastayken terk et[tiklerini] ve yıpratıcı hayatlarına, kaotik ruh hallerine geri dön[düklerini]” belirtir. Yazarın tümcesinde hastane ortamındaki güvenliğin görece olduğunun altını çizmesi, sözü edilen güvenli alanın inşasının ne kadar zor olduğunu bir kez daha ortaya koyar (2004, s. 326, 327).

Destek / Yardım Hattı (yeni pencerede açılır)

Bir Cevap Yazın