Site icon Dial M for Movie

HAMNET: Kamusal Bir Efsanenin Boş Beşikte Sallanan Etkileyici Bir Portresi

Maggie O’Farrell’ın 2020’de yayınlanan aynı adlı romanından uyarlanan Hamnet (2025), Chloé Zhao’nun yönetmenliğinde kendisini doğadan inşa edilmiş bir prodüksiyonun içerisine bırakıyor ve orada “yapay” bir şekilde hayat bulmayı bekliyor. Film, William Shakespeare’i merkezine asla almıyor ancak onun etkisi altında kalmayı olabilecek en sade anlatımla gerçekleştiriyor. O’Farrell’ın romanına göre, “Hamlet” ve “Hamnet” aynı isim niteliği taşıyor, filmde de bunun ayrımı özellikle anlatıma yedirilmiyor. Bu açıdan romanı okumadan önce eğer filme doğrudan bir giriş yaptıysanız filmin anlatısından farklı bir boyut bekleyebilirsiniz. Öte yandan Zhao’nun filmi açıklamalardan ziyade belli referansları göze batırmadan karşımıza sunuyor. Filmin başrollerinde Jessie Buckley (Agnes), Paul Mescal (Will), Emily Watson (Mary), Joe Alwyn (Bartholomew), David Wilmot (John), Zac Wishart, James Lintern, Eva Wishart ve Effie Linnen gibi isimler bulunuyor.

Paul Mescal, Jessie Buckley

Anlatı merkezini doğrudan bir kayıp üzerinden aktaran Hamnet, acıyı ve acının trajik yanını doğrudan resmetmiyor, onun bir eskizini yapıyor ve bu şekilde tüm tablosunu sade bir şekilde kendi duvarına asıyor. Filmin arka planında zaten belli bir hikâyesi ve kendisine ait duruşu olan Hamnet/Hamlet anlatısının kendisine ait trajik yanı filmde bir nevi baharat unsuru olarak var olan atmosfere renk katıp onu canlandırıyor. Film bu doğrultuda en büyük dinamiğini sadeliğinden ve sekanslarının akışındaki yavaşlığından alıyor. Filmin senaryo koltuğunda da bulunan O’Farrell ve Zhao’nun esasında film daha başlamadan ellerinde bulundurdukları isimle beraber hali hazırda bir trajedi başlattığı söylenebilir. Film bunu sadece daha da can alıcı renkler eşliğinde gerçekleştirmeyi mümkün kılıyor.

Jessie Buckley (kırmızı elbiseli)

Tiyatronun Esintisinden Kurtulamamak

Anlatı boyunca filmde alışılmış sinemasal öğelerin ortaya çıkmasından ziyade teatral vuruşların daha yoğun olduğunu görüyoruz. Bu da filmin klasik bir gişe filmine göre daha farklı bir noktada konumlandırılmasına imkan sağlıyor. Bir anlamda filmin etkin gücünü de kıran ve izleme seyrini sadece edebiyat tarihindeki bir alana sürükleyen bu durum, görsel akıştaki etkiyi her zaman ikinci bir plana alıyor. 16. yüzyıl İngiltere’si burada karşımıza adeta özenle hazırlanmış bir arka plan olarak çıkıyor. Dönemin şehri filmde adeta ayrı bir karakter. Bu, kompozisyonun önüne geçmiyor ancak karakterlerin giyiminden, bulundukları ortamlara kadar anlatının görsel makyajlandırılmasına büyük ölçüde etki ediyor. Jessie Buckley’nin karakteri üzerinden annelik konusu ve bununla bağlantılı olarak keder, doğa, aile gibi temalar Hamnet’in bel kemiğini oluşturuyor.

Paul Mescal

Her ne kadar olayların kökleri geçmişte belli bir noktaya uzansa da senaryonun akışı izleyiciyi her zaman şimdiki zamanın içerisine doğru çekiyor. Film bu kipte uzun bir müddet ilerliyor ve en nihayetinde kendi ritminde kendi zamanının köşesine çekiliyor. Film, Shakespeare‘in gerçekte kim olup olmadığıyla doğrudan ilgilenmiyor, hatta böyle ismi direkt olarak karşımıza çıkarıp anlatının tamamen buna bağlı olarak ilerleyeceğinin ipucunu dahi vermiyor. Bu şekilde anlatı, karşımıza sanki olağan bir dönemin olağan hikâyesi gibi çıkıyor. Buna rağmen filmin anlatı kısmında kritik bir kırılma noktası denebilecek yeri olabildiğince fantastik bir atmosfere dönüştürüyor. Bu da filmin trajik anlamdaki annelik temasının ciddiyetini kırıyor. Birçok izleyiciye göre bu türden bir kırılma noktası oldukça dikkat çekici ve vurucu gelirken diğer yandan da sahnenin gerçeklik yapısını zayıflatıyor.

Anlatıcı Birinci Tekil Şahsı Tahtından İndirmek

Filmin anlatım biçimi doğrudan birinci veyahut, ikinci şahıs üzerinden ilerlemiyor. Ancak filme adını veren tarihsel dokunun altında ezilerek ilerliyor. Romanda olduğu gibi filmin neredeyse tamamı boyunca da Shakespeare adını duymuyoruz. Her ne kadar bu bilinçli bir yaklaşım olsa da filme adını veren Hamnet başlı başına Shakespeare’e edebiyat tarihi açısından bir gönderme niteliği taşıdığı için esasında bu bilinçli yaklaşımın da bir noktada kendi bacağına kurşun sıktığını görüyoruz. Yönetmen ve yazar bu şekilde izleyicinin ilgisinin başka bir noktada ivme kazanmasını bekliyor ancak yine de neredeyse markalaşmış olan bir ismin üzerinden de prestij kazanmaya çalışıyor. Bu şekilde hem edebiyat hem de sinema ağırlığını istediği perspektifte aktaramıyor ancak filmin amacını kaçınılmaz olarak ortaya döküyor. Bu da anlatımın kırılgan yanının perspektif açısından daha fazla sönükleşmesine neden oluyor. Öte yandan filmin tonu bir terapi niteliğinde ilerliyor; karakterlerin betimleme biçimi uzun veyahut detaylı bir öğe olarak karşımıza çıkmıyor.

Mistik bir zaman ve büyülü bir gerçekçilik ile oynarken Hamnet, stil, tema ve sahne kurgusu bakımından yoğunlaştırılmamış bir senaryonun ham hali gibi karşımıza çıkıyor. Buna rağmen sert bir şekilde teatral damarını avucunda tuttuğundan etkisini tam anlamıyla kırmıyor, aksine izleyici üzerinde farklı tonda bir ağırlık bırakıyor. Yaratıcılığın, zekanın veya sanatın bir başarısı burada doğrudan yüceltilen bir mesaj olarak karşımıza çıkmıyor. Öte yandan ele alınan dönemin de bu tip kategorik unsurlara karşılık gelebilecek herhangi bir sözlük açılımı havada kalıyor. Bu bağlamda izleyici olarak klasik bir sanatçının buhran dolu hayatına davet edilmiyoruz, aksine her zaman gölgede kalan anne teması üzerinden ilerliyoruz. Ancak uyarlamanın, isim olarak markalaşmış olan ve hali hazırda bir referansa sahip bir ismi kullanarak içerik olarak bu türden bir viraja girmiş olması da filmin geneli açısından bazı dengesizlikler oluşturuyor.

Joe Alwyn, Jessie Buckley

Tarihi Bir Figürün Tesadüfi Olarak Hayat Bulması

Filmde çocuk oyuncuların özenle seçildiğini ve karakterlerin filmin hikâyesine göre iyi bir şekilde tasarlandığını söyleyebiliriz. Özellikle çok az sahnesi olmasına rağmen filmin anlatımında uzun süre izleyicinin gözleri önünden gitmeyecek olan James Lintern’in oyunculuğu ve ekrandaki silueti doğrudan bir etkileşim aracı olarak kullanılıyor. Jessie Buckley ve Paul Mescal’in filmdeki anlatıma yaklaşım biçimleri oldukça teatral boyutta kalıyor. Buna ek olarak mekân kullanımının bilinçli olarak aynı şekilde teatral olana yaslanması filmi yer yer anlatım bakımından dar bir alana sürüklüyor. Filmin şiirsel duyarlılık yanı oldukça ağır basıyor ancak Shakespeare‘in ağırlığını filmde hissetmeniz neredeyse mümkün olmuyor. Medeniyet ve doğa arasına sıkışmış olan görsel mekânların bir nevi kostüm gibi kullanılması karakterlerin bedenlerini, taşıdıkları isimler bakımından ilkel arketiplere yaklaştırıyor. Hamnet, sahip olduğu anlatım ve yaklaşımıyla oldukça işlevsel ancak bir o kadar da şiirsel bir film olarak senenin beklenen yapımları arasında yerini buluyor.

Burcu Meltem Tohum

Exit mobile version