Mark Jenkin’in yazıp yönetmiş olduğu, Dünya Prömiyerini geçtiğimiz yıl Venedik’te yaptıktan sonra 2026’da birçok festivalde boy göstermiş olan Rose of Nevada (2025) filmi bilim kurgu türüne dayalı bir vaat üzerinde çok çalışmış, ancak son anda bu fikrinden vazgeçmiş olan bir yapım. Öyle ki filmin adının bile doğrudan çöl ve uzak bir Amerikan eyaletini (Nevada) çağrıştırması anlatının kendi içerisinde yabancılaşmaya açtığı bir kapı. Bu, her ne kadar coğrafi bir gönderme olarak karşımıza çıkıyor olsa da, daha çok karakter odaklı olan filmin bu başlığı izleyiciye bir nevi uyarı niteliğinde sunmuş olması muhtemeldir. Öte yandan film, başlangıçtan itibaren sadece genel bir coğrafya içerisinde yabancılaşmayı değil mekânın, zamanın, bireylerin hatta bireylerin kendilerinden yabancılaşmasına gönderme yapar. Deniz kavramını bilinçdışının uğrak mekânı haline getiren Jenkin, tekne kıyıya vurdukça bilinçdışının yüzeye çıkışı için de yine onu araç olarak kullanıyor. Eşik mekân olarak adlandırılabilecek olan limanın kendisi karakterlerin sürekli olarak temas ettikleri bir zaman diliminin de ana giriş kapısı olarak adlandırılabilir. Filmin başrollerinde George MacKay (Nick) ve Callum Turner (Liam) bulunuyor. Deneyimlenen zamanın kendisine odaklanan Rose of Nevada, zamanı kaosun arketipi olarak kullanır. Teknenin sürekli olarak aynı rotayı takip edip geri dönmesi ise alışılmış olanın pek de mümkün olmayan yanına işaret eder.
Banyo Edilmiş Mekân
Filmin tamamının 16 mm olarak çekilmiş olması karakterler arası belleğin maddeselliğine de gönderme yapmakta. Elindeki tüm bilim-kurgu tematiğine sahip olan Mark Jenkin, Rose of Nevada’yı asla doğrudan ya da dolaylı bir bilim-kurgu veya fantastik bir türe dönüştürmüyor. Ancak bu türlerin yansımalarını sıkça kullanırken, filmin akışı da tamamen kendi içerisinde kendisini tamamlıyor. Grenli, çiziklerle dolu görüntüler filmin görsel anlatısına belli bir estetik katarken diğer yandan yönetmenin de arayışında olduğu nostalji kavramını filmin kompozisyonuna giydiriyor. Görüntünün kendisi de bir nevi geçmiş dönemi andırdığından, anlatının içerisinde harmanlanan zamansal kavram yapıyla uyumlu bir beraberlik sağlıyor. Klasik bir eve dönüş mitini anlatmaya asla yanaşmayan yönetmen bu tercihiyle eve dönüşün olmadığı kâbusvari bir mit dinamiği yakalamış oluyor. Zaman ve imge durumu bu yapımda sık sık karşımıza çıkıyor olsa da tam olarak her ikisi de kendi içinde uyumlu bir alışveriş yakalayamıyor. Bastırılmış toplumsal hafızanın vücut bulmuş hali olarak teknenin bir araç bağlamında ortaya sürülmesi tarihsel açıdan kaybolan emek kültürüne de göndermede bulunuyor. Teknenin kaybolduğu yıl olarak 1993 yılının seçilmesi Cornwall’un işçi sınıfı tarihini referans alıyor. 1980’ler ve 90’lardaki Thatcher politikalarıyla bölgede yerel balıkçılığın ve madenciliğin bilinçli olarak, kademeli bir şekilde bitirildiğini röportajlarında ön plana çıkaran Jenkin, bu yılı geçmişin bir nevi konforlu ve romantize edilen bir yarası olarak vurguluyor. Tarihi açıdan belli bir eleştiri noktasına dokunan Rose of Nevada, bu anlamda bilim-kurgu türünü elinde fırsat olmasına rağmen doğrudan kullanmayarak bilinçli hareket ettiğini gösteriyor. Öte yandan anlatının bu anlamdaki tarihsel hiciv yanı, türün altında ezilebilirdi.
Terkedilmiş Gerçeklikte Toprağa Olan Borç
Bir toplumun sosyolojik ve tarihsel yapısı içerisinde gelgitlere sebep olan nedenselliklere bağımlı hale gelen Rose of Nevada, bu nedenlerin sonuçlarına ilişkin bir bağlantı kurarak elindeki hikâyeyi genişletmiyor. Denizin ve toprağın varlığı bu film boyunca hiçbir şekilde romantikleştirilmiyor veyahut bu görsellikler herhangi çekici bir turist trafiğine de mesaj göndermiyor. Aksine bugünün reklam pazarı içerisine girmiş bu yansımaları sadece hicvediyor. Film genel olarak ağırlığını ve ciddiyetini bu yanlarından alıyor. Tekne aracılığıyla 30 yıllık bir döngü içerisinde dolanan bir trajediyi kucaklayan Rose of Nevada, bireylerin bağımsızlıklarının sistem tarafından ipotek altına alınmasından kendisine bir mit çıkarıyor. Böylelikle bahsi geçen bağımsızlık, sadece etiketleşmiş bir kağıt parçası olarak havada süzülüyor. Yönetmenin çekimlerde tamamen analog üzerinden ilerlemesi ve buna ek olarak en fazla 27 saniyelik çekim yapma hakkı olan makineleri kullanması tıpkı ele aldığı anlatıda olduğu gibi zamanın kısıtlı ve döngüsel yapısına doğrudan göndermede bulunuyor. Bu anlamda zamanla fiziksel olarak da düello halinde olan Jenkin, imgeleri tamamen akustik bir evrenin içerisine hapsediyor. Her ne kadar film, zaman zaman kendi anlatısının içerisinde sıkışıp kalsa da görsel kompozisyondaki teknik açıların sunumu, seyircide belli bir merak uyandırıyor. Görsel akış kimi zaman monokroma çalan bir gri-mavi tonundayken kimi zaman ise süper doygun, canlı renk geçişleriyle çürümüş geçmiş ile çürümeye yüz tutmak üzere olan anın karışımını elde ediyor. Bu türden tercihler bazı anlarda filmin mekanik yanına göz kırparken diğer yandan senaryonun aktarımındaki bağlantı noktalarının merak uyandırmasıyla düşünüldüğü kadar soyut bir görsel anlatım yaratmıyor.
Zamanın İnsan Bünyesindeki Varlığı
Yönetmenin Enys Men (2022) filminde zaman kaymaları kendisini sık sık gösterirken aynı türden yansıma biçimleri başlangıçta Rose of Nevada için planlanmış bir dokunuş değilmiş ancak yönetmenin aktardığına göre bu durum daha çok kurgu aşamasında ortaya çıkmış. Esasında bu yansıma tüm filmin tanıtımı açısından da etkin bir rol oynuyor. Diğer yandan bu yansımanın doğrudan bilinçli olmadığına dair işaretler, senaryo yapısında bizi açıkça karşılıyor. Filmin neden bilim-kurgu yönünde değerlendirilemeyeceği de tam bu noktada ortaya çıkıyor. Geçmişi idealize edebilecek potansiyeldeki politik ve teknolojik “tehlikeli” hareketlerin ortaya çıkabileceği konusundaki gerilimli yapısına rağmen hem kendi tarihi hem de Cornwall‘ın tarihi açısından Rose of Nevada, ekonomik boyutta bir zaman yolculuğu sunuyor ve bunu da ampirik olarak oldukça kısıtlı kılıyor. Nick ve Liam karakterlerini her zaman tek kişi olarak düşünen Jenkin, her iki karakterin de farklı oyuncular tarafından canlandırılmasıyla görsel anlatımın sınırlarını biraz daha genişletmiş. Öte yandan yönetmenin karakterler açısından da ekonomik bir yola girmesi filmin hikâyesinin yapısını oldukça sıkışmış ve sınırlı kılabilirdi. Zaman kavramının tamamen karanlık bir metafor olarak kullanıldığı film hem tarihsel hem de teknik açıdan dar ve klostrofobik anların uğrak yeri olarak sinema tarihinde yerini alıyor.

