Site icon Dial M for Movie

SALTBURN: Tuzlu Gözyaşlarından Kokteyl Yapmak

Bir nevi peri masallarında sıklıkla karşımıza çıkması muhtemel olan minyatür oyunlara benzeyen Emerald Fennell’in son filmi Saltburn (2023), nesneler aracılığıyla oluşturulan hayallerin kökenini samimiyetle deşiyor. Yılın en çok beklenen filmleri arasında yer alan yapım, sadece bir hayalperestin düşlerine odaklanmıyor aynı zamanda onu, kanatları kırılan bir hayalpereste dönüştüreni de hedef alıyor. Formel bir düzene yeni bir yüz kazandırmak yerine var olan düzenin yüzünü sert bir şekilde soymayı tercih eden Saltburn’ün ana kompozisyonu Rembrandt’ın gülen yüzlü çalışmalarını hatırlatıyor. Bu da yüzün yapısökümsel doğası nedeniyle bir biçimi diğeriyle değiştirmeye değil yüzü yerinden oynatmayı, hiyerarşiyi altüst etmeyi; veya saklı olanı açığa çıkarma odaklı bir sistemi yansıtır. Emerald Fennell’in hem yazıp hem de yönettiği yapım, masalcının yeteneğine ve o masalı takip edenin düş kurma yeteneğine bağlı olarak sarmallarını açığa vuruyor.

Tahammül Edilemez İçgüdüselliğin Tuhaf ve Çekici Yanı

Doğal ve fazlasıyla doğrudan bir hikâye anlatımıyla beslenen film, son derece doğal insani duyguları ve kompozisyonun “en uç” olarak tanımlanmaya hazır olan yanlarını estetik bir yaklaşımla törpülüyor. Bu da filmin pigmentlerini nemlendirerek karakterler aracılığıyla beklenen içsel “sıkıntıların” ifşasını hazır hale geliyor. Teknik ve modern vizyonun bir araya getirilişi Saltburn’e özgün bir çekicilik kazandırıyor. İngiliz kırsalında geçen yıkıcı bir dram konusuna sahip yapım, kişiyi imkânsız arzuya sahip olmaya değil onu baştan yaratmaya davet ediyor. Yoğun arzunun varlığı başlangıç noktasında tamamen naifliğini korurken arzunun yerleştirildiği mekânın genişliği arzuyu ucu açık olan deliklerden içeriye doğru davet ediyor. Bu oldukça tuzlu arzunun yönetici koltuğunda ise Oliver Quick karakteriyle Barry Keoghan’ı görüyoruz. Kırsalın her bir köşesini saran bu yoğunlaştırılmış ve koyulaştırılmış arzu modellemesi yaratılan mekânın giriş kapısı haline gelmeye başladığı noktadan itibaren onun saflığını bozan tek şey onu kışkırtan pencereler oluyor. Öte yandan arzunun deliklerine örnek olarak Oliver Quick’in küvetin zeminini yaladığı sahneyi örnek verebiliriz. Bu sahne ile “ulaşılamaz” olanın haritası çizilmeye başlıyor ve arzuyu giderek kayganlaştıran ve onun etrafını sarıp sarmalayan sıvılar ise deliklerden akıp gittikleri an arzunun kaleleri inşa edilmeye başlıyor.

Barry Keoghan

Yapışkan, Acil ve Yumuşatılan Bir Duygu

Filmin senaryosu üzerinde uzun yıllar çalıştığını ifade eden yönetmen, son taslakta hikâyenin duygusal dürüstlüğünü yıkmamaya çalıştığını belirtiyor. Oliver Quick‘in (Barry Keoghan) ve Felix Catton‘un (Jacob Elordi) arasında gidip gelen dünya hiçbir zaman kalın etlerini hikâyesi ile izleyici arasına inşa etmiyor. Aksine tüm anlatı boyunca kompozisyonun bel kemiği tamamen yok oluyor ve inşa edilmiş bedenlerin satıhları yırtılıncaya kadar giderek inceliyor. Filmin açılış sekansının koluna giren “Ona aşık değildim” ifadesi, Oliver’ın ne istediği ile istemediği arasına yerleştirilen bir virgül gibi havada asılı kalıyor. Film boyunca izleyicinin kulaklarını çınlatan bu ifade hiçbir zaman kesinliğini tam olarak göstermiyor. Film, kapanış sekansını gerçekleştirdiği anda dahi bu cümle kendine has bir ifade ile son bir kez daha yankılanıyor.

Jacob Elordi

İhtiyaç duyulan şey kişinin kimliğini tanımlayamadığı gibi kimliğin sürekli değişen yanı film boyunca madalyonun her iki yanına da selam vermeyi aksatmıyor. Filmin koreografisi oldukça doğal birkaç katmandan oluşuyor. Bu anlamda “estetik” olanın doğallığı dahi Saltburn’e özgün kimlikten kaftan dikiyor. Filmin akışını mevsimler aracılığıyla belirleyecek olsak Oliver’ın soğuk rüzgarlarını kıran ancak yine de ona galip gelemeyen Felix’in yansıtmış olduğu sıcak yaz günleri aklımıza gelebilir. Her karakterin görünüşte birbirleriyle uyumlu ancak detayda birbirlerinden ayrıksı halleri tam anlamıyla bir Saltburn çıkmazını yansıtıyor. Filmin ayrıntıları arasında, Saltburn kırsalının ortasında yer alan Stanley Kubrick tarzındaki labirent kilit rol oynuyor, bu labirentin iki ayrı girişinin olması ise Oliver ve Felix karakterlerini simgeleyen (farklı yollardan aynı noktaya, labirentin merkezine ulaşılıyor) önemli detaylardan biri olarak kendini gösteriyor.

Yüzü Sökmek, Paradoksal Öznelliğin Kara Deliğinden Çıkmak

Bir filmde kullanılması beklenen tüm ayrıntıları büyük bir özenle besleyen Emerald Fennell’in Saltburn evreninde teknik anlamda görüntü yönetmeni Linus Sandgren, editör Victoria Boydell, kostüm tasarımcısı Sophie Canale, saç ve makyaj tasarımcısı Sian Miller ve yapım tasarımcısı Suzie Davies dikkatimizi çekiyor. Ayrıca Barry Keoghan’ın koreografisi ile bizzat ilgilenen Polly Bennett ise filmin özellikle final sahnesi açısından kompozisyonunda önemli bir noktada duruyor. İnsanı hiçbir zaman o aradığı mükemmelliğe / kusursuz olan’a yönlendirmeyen yönetmen, bunu filmin her sekansına ayrıntılarla adeta işliyor. Özellikle anlatının ilk yarısında kendimizi bulduğumuz Oxford‘un inanılmaz havası ve boş odaların, bir yanda depresif insanlar dururken diğer yanda bu depresifliğin otomatların ışıklarıyla canlandırılması, bir anlamda mükemmelliğin tek başına bir köşede av misali beklemediğini gösteriyor. Öte yandan filmin başlangıcından itibaren Oliver karakteri üzerinde de bu türden bir havaya rastlamıyor. Onu filmin sonuna değin naif kılan en önemli yansıma da bu oluyor. Onun mükemmel diye ulaşmak istediği nokta sadece nesnelerin ona sunduğu kadar mükemmeller.

Rosamund Pike

Bu şekilde “sonsuz” bir döngüye dönüşen “mükemmel” olanın arzusu zehirli bir sarmal gibi her yanı sarıyor ve zehri o kadar tatlı oluyor ki hiçbir şekilde can yakışını fark edemiyoruz. Özellikle kampüs çekimleri için kullanılan steadicam ile yapılan çekim anları mükemmelliğin kişisel olmasına göndermede bulunuyor gibi. Bu şekilde kusursuzluğa ulaşmanın binlerce yollarından sadece kendisine sunulanı seçmiş olan Oliver’ın karakteri bir anlamda inşa edilen bir duvarın açıklık kısmı gibi emanet duruyor. İstenilene ulaşıldığında dahi tamamlanamamış olmanın arzusu onu tüm filmin kompozisyonu boyunca besleyen en büyük ve can alıcı itki oluyor. Sir James Catton, Richard E. Grant’in ses getiren oyunculuğuyla bütünleşiyor, Rosamund Pike’ın canlandırmış olduğu Elspeth Catton karakteri ise en mizah dolu konuşma halkalarını bünyesinde barındırıyor. Bu anlamda Richard E. Grant ve Rosamund Pike ikilisinin doğal uyumu satranç hamlelerine benzer tarzda duygusal ve akıcı bir bağ oluşturuyor. Çiftin arasına bir evcil hayvan misali yerleştirilen Pamela karakteri ise, farklı rollerde izlemeye alıştığımız Carey Mulligan’ın oyunculuğu sayesinde akılda kalıcı bir film tonu yakalıyor.

Carey Mulligan

Bir Tutam Ot Koruya Dönüşünce

Şunu açıkça söylemek gerek, Saltburn malikanesinde kimsenin aurası temiz değil. Tıpkı Oliver’ın A Midsummer Night’s Dream (Bir Yaz Gecesi Rüyası) temalı doğum günü partisinde olduğu gibi en temiz, düzenli sekansta dahi herkesin yansıması dağınık, aldatıcı bir atmosfere sahip. Bu anlamda Oliver’ın özellikle Venetia (Alison Oliver) tarafından “gerçek” diye nitelendirilmesi dikkat çekici bir ayrıntı olarak kendini gösteriyor. Bu şekilde tüm Saltburn ailesinin tozlu bir gölgenin altında yaşaması ve Oliver’ın bu gölgenin altına yerleştirdiği küfü soluması, beklenen yıkımı daha da yavaşlatıyor. Parti sahnesinde yaklaşık 280 oyuncu ve figüran bulunan filmde ayrıca aynı sahnenin müzik seçimleri için yönetmenin 2007 yılında kullandığı parti müzik listesi kullanılmış. Promising Young Woman (2020) filminin, yer yer şekerli yanı tamamen terk edilmiş hali denebilecek Saltburn, içerisine inşa edilen kendisine has yapısıyla psikolojik gerilim türünü gotik dram ile birleştiriyor.

Bu gotik samimiyeti filmin kompozisyonuna yedirebilen en önemli öğe, mekân olarak kullanılan Catton Ailesinin malikanesi oluyor. İngiltere malikane ve şato bakımından birçok olasılığa sahip bir atmosfer sunuyor. Röportajında aradığı malikanenin daha önce kullanılmamış olmasına önem gösterdiğini belirten Emerald Fennell, baktıkları ikinci mülkün Saltburn için çok uygun olduğunu belirtiyor. Her ne kadar tüm prodüksiyon ekibi malikanenin nerede olduğunu gizlemiş olsa da, bazı kaynaklarda çekim mekânının Lowick, Northamptonshire‘daki Drayton House olduğu bilgisine ulaşılıyor. Bu mülkün mimari tasarımı ise William Talman’ın elinden çıkmış. Kendisi İngiltere’de günümüzde tanınan Dyrham Park, Chatsworth House ve Fetcham Park gibi yapıların mimarı. Bu türden hikâyesini mekânından alan filmler için Drayton House, tam anlamıyla Saltburn için seçilmiş, oldukça karakterli bir mekâna olarak ortaya çıkıyor.

Barry Keofhan ve Archie Madekwe

Günümüzde Stopford Sackville ailesine ait olan ve kökeni 1300’lü yıllara dayanan bu mülke randevu alınarak gidilebiliyor. Barok yapısı ile Saltburn’ün anlatısında oldukça zengin bir arka plan yaratıyor. Bu anlamda kompozisyonun tam ortasına inşa edilen bu mülkü bir nevi filmin oyuncu kadrosunda sayabiliriz. Fennell’in verdiği bir röportaja göre evin günümüzdeki sahibi Oliver’ın doğum günü partisi esnasında gözüküyor. Bu türden bir Alfred Hitchcock göndermesi mülkün yapısını anlatıda daha da karakteristik bir hale sokuyor. Tüm çekim esnasında bu mülkte vakit geçiren oyuncular ve prodüksiyon ekibi bu türden bir mekânı özümseme esnasında kompozisyona büyük bir doğallık kazandırmış oluyorlar. Bu anlamda filmin Saltburn’de geçmiyor olması ancak Kuzey Yorkshire’da Saltburn-by-the-Sea adında gerçek bir İngiliz kasabasının varlığı filmin anlatı iskeletine adlandırma bağlamında da anlam kazandırıyor. Öte yandan Emerald Fennell, film için bu ismi seçmesinin altında şehvetin, terin, zevkin ve acının varlığını bir araya getirme tutkusu yattığını belirtiyor (salt burn: tuzun cildi veya açık yarayı yakması).

Richard E. Grant

Bir Yaz Gecesi Rüyası için Ağıt

Yönetmenin karakterler arasında “merkez” sistemiyle oynadığı söylenebilir, misal Felix başlangıçta anlatının merkezinde yer alırken sonra yerini Oliver’a bırakıyor. Karakterlerin ağırlıklarıyla tek tek oynayan Emerald Fennell, her yaratmış olduğu karaktere güçlerini kullanmaları için tek tek hak tanıyor. Özellikle Pamela (Carey Mulligan) karakterinde bunu rahatlıkla görebiliriz. Canlandırdığı karakterle rahatlıkla başka bir filmin ana karakteri olabilecek Pamela’nın kırılgan kimliği en sağlam parkelerin bile üzerini çizdirecek tarzda. Film her ne kadar The Talented Mr. Ripley (1999) ile karşılaştırılıyor olsa da Saltburn’un gotik ve edebi zenginliği hiçbir şekilde Mr. Ripley’in şehirli anlatısıyla uyuşmuyor ve aksine sırıtıyor. Farleigh (Archie Madekwe) karakterinin Oliver’ınkiyle sürtüşmesi ve hatta kimi noktalarda iki karaktere verilen “bonus özelliklerin” aynı çapta olması ve her nasılsa Oliver’ın kendisini öne çıkarabilmesi ve içindeki Farleigh’i yıkması senaryonun en oyuna benzeyen yanları arasındaydı. Oliver’ın homoerotik saplantısının dışsallaştırılmış ve abartılı bir temsili kimi zaman Venetia karakteri üzerinden sekerken filmin sonuna değin saklanan Murder on the Dance Floor şarkısı ise Oliver’ın en doğal haliyle özgürlüğüne göndermede bulunuyor. Bir gotik film olarak insanın duygularının en uçlarına dokunmayı başaran Saltburn, tüyler ürpertici olanı Shakespearevari bir anlatıya dönüştürüyor.

Burcu Meltem Tohum

Exit mobile version