53. Uluslararası Rotterdam Film Festivali’nin (IFFR 2024) Limelight kategorisinde dikkatimizi çeken bir anlatıya sahip olan Firebrand (Meşale, 2023), soğuk soğuk yenilen bir intikamın soluğunu dişler arasında hissetmek için oldukça iyi bir tercih. Yönetmen koltuğunda Karim Aïnouz’un oturduğu filmin başrollerinde Alicia Vikander (Katherine Parr), Jude Law (Kral VIII. Henry) ve Sam Riley (Thomas Seymour) gibi ünlü isimler dikkat çekiyor. Anlatıda ilksel bir nesne olarak sunulan Katherine Parr karakteri, mahrem bir öfke patlamasının hırsına kapılarak hakikati daha yüksek sesle söylemenin bir yolunu arıyor. Kral VIII. Henry ise tarihin klasik çerçevesinden simgesel bir hadımın taşıyıcısı olarak göz kırpıyor. Akıtılan kanlarla ünlü olan Tudor hanedanlığı sinemasal olarak her zaman ihtişamını koruyan bir içeriğe sahip. Bu anlamda film, serbest bir akışta diyebiliriz. Yönetmenin İngilizce olarak çektiği ilk uzun metrajı olan Firebrand, gösterişli bir performansın asasını elinde taşıyor. Hükümdar VIII. Henry ve onun son (altıncı) eşi Katherine Parr’a odaklanan film, radikal kararların ve kurnazlığın ince bir şekilde sergilenişine tanıklık etmemize izin veriyor.
Gerçeğin Karanlık Aşırılığı
Filmin anlatısı boyunca aydınlığı temsil eden Katherine, VIII. Henry ile arasında gidip gelen gerginliğin ipini elinde tutuyor. Tarihsel açıdan büyülü yanını filmin sonuna değin asla kaybetmeyen Firebrand, bir dönemin çürümekte olan etik algısını tekrar uyandırıyor ve gözlerini kapatmasına asla izin vermiyor. İngiliz tarihinin en çok evlenen hükümdarı olarak tarihin yanı sıra sinema dünyasına da adını kalın harflerle yazdıran VIII. Henry, hazcı şehvetin kurbanı olmaktan ziyade dönemin ağırlığının kendi üzerinde kurduğu baskın gücünün altında nefes alarak kendisini var ediyor. Öte yandan dönemin veba salgını ile belli sıkıntılar yaşadığını hesaba kattığımızda karakter kanunu olarak Kral VIII. Henry, tabiri caizse Katherine’in ellerini ve kollarını anlatının tahtasına çiviliyor. Bir anlamda kraliyet mirası için herhangi bir engel teşkil etmeyen bir kişi olarak görülen Katherine karakteri, yönetmen Karim Aïnouz’un elinde adeta devleşiyor. Jude Law ise tüm tarihsel ağırlığı VIII. Henry karakteri üzerine bindiriyor. Özellikle filmin her anına işleyen, kralın bileğindeki açık yara meselesi üzerinden Firebrand’in kompozisyonunun dallanıp budaklanması, bir ayrıntının etkin kullanımına sinemasal açıdan çok iyi bir örnek.
Aralıksız Taşınan Bir Meşale
Firebrand, anlamı itibariyle (“meşale” anlamı dışında insanlar için kullanılan “delifişek” veya “ortalığı kızıştıran kimse” anlamları da mevcut) kesinlikle Katherine’i işaret ediyor. Kangrenin akışını durdurabilecek veyahut onu bir şelale gibi akıtabilecek tek kişinin Katherine olarak çizilmesi filmde karakterlerin ağırlık dengesine de işaret ediyor. Bu şekilde Firebrand’in tarihsel ibre bağlamında anakronik bir alt yapıyı beslediğini söyleyebiliriz. Kompozisyonda görüyoruz ki yapay olarak iyileştirici etkiye sahip olan tek kişi Katherine ancak onun da tarihsel bir virajın alınmasında kilit noktada olduğunu düşünecek olursak Firebrand’de doğrudan bir tedaviden söz etmek imkansız. Bu da tüm sekanslar boyunca Kral VIII. Henry ve onun acısı eşliğinde hüzünlü bir piyese denk düşebileceğimizi işaret ediyor. Öte yandan herhangi bir tedavi söz konusu olduğunda dahi onun iyileştirmeye yönelik olamaması, tarihin karanlık noktalarına günümüzden bazı tozlar serpiştiriyor. Organizma ve onun dengesiyle birlikte gelen iyileşme evresi Firebrand’de bir statü kapışması olarak kendisini var ediyor. Buna göre sağlıklı görünen taraf gücünü belli bir incelikte kullanırken terazinin diğer yanında duran ise kaybetmeye mahkûm bırakılıyor. Bu şekilde statü gücünü eril bir merkezden değil, belli bir organizmaya bağlı olarak alıyor. Bu tip bir denge oyununu filmin içerisine eşit olarak dağıtan Karim Aïnouz, gerçekliği kendi başının çaresine baksın diye yalnız bırakıyor gibi.
Yasaklama Kipinin Nihai Başarısızlığı
Elizabeth Fremantle’in Queen’s Gambit kitabından serbest bir şekilde uyarlanan filmin senaryo koltuğunda Henrietta Ashworth, Jessica Ashworth ve Rosanne Flynn bulunuyor. Senaryo açısından sağlam bir anlatıma sahip olan Firebrand, tarih boyunca bilindik bir hikâyeyi soluk soluğa izlememizi sağlıyor. Temel aksiyonunu tarihsel arka planın yanı sıra kostümlerinden de alan filmin kostüm departmanıyla Michael O’Connor ilgilenmiş. Kendisini daha önce çalıştığı The Duchess (2008) ve Jane Eyre (2011) filmlerinden hatırlıyoruz. Özellikle renk kullanımı olarak kahve tonlarının tercih edilmesi tarihin karanlık, kanlı yanını kendi kiriyle boyayabilmek adına oldukça tutarlı bir ayrıntı. Bu tonların kullanımı filmin her sekansında bir tabloya bakar hissi bırakıyor. Bu da filmin tarihsel ağırlığının hiçbir zaman kaybolmamasını sağlarken, film boyunca Caravaggio ve Rembrandt tablolarındaki o esrarengiz tonu bulmamız dahi mümkün oluyor. Bunun dışında Katherine’in sürekli olarak VIII. Henry’nin yıkımına saydam destek niteliğinde dolaştığı mekânların perspektifi açısından da kahverengi, filme ton olarak ağır bir hava katıyor. Sistematik adaletsizlik ve modern istismarın çamura battığı bir yansıma olarak kostümlerin film kompozisyonunda ağırlığını hissettirmesiyle ortaya çıkan görsel derinlik de yadsınamayacak düzeyde.
Kraliyet Kahvaltısında İçi Çamurla Doldurulmuş Atıştırmalık Hamurlar
Katherine Parr’ın profiline VIII. Henry aracılığıyla ağırlık veren Firebrand, edebiyat ve sinemanın hâlâ kölesi olmuş bir tarihsel yansımayı kendi diliyle yorumluyor. En şiddetli anlarda bile filmin tonunu sivriltmeden yumuşak tarzda yaklaşım gösteren Karim Aïnouz, eril gücü romantikleştirmeden anlatının melodramatik yapısını koruyor, misal 1544 İngiltere’sinin huzursuzluğunu oldukça huzurlu gibi gözüken bir Pazar kahvaltısına oturtmuyor. Günah keçisi olarak ilan edilenin konumunu bir başkası ile değiştirerek güvenilir olanın potansiyelini sonuna kadar zorlayan Firebrand, tarihi kuru bir fanteziye dönüştürmekten uzak durarak güç kavramının sahip olduğu konumun dalgalanmasını kendine has bir şekilde kurguluyor.

