Site icon Dial M for Movie

MY FIRST FILM ya da ALWAYS, ALL WAYS…

Felsefede kavramların imal edilmesi ile bir sanat yapıtının üretimi arasında benzerlik kuran Deleuze, karmaşık olarak betimlediği iki sürecin temelinde zorunluluk, diğer deyişle gereksinim olduğunu ileri sürer ve bunlar, hem felsefeciyi hem sanatçıyı yönlendirir (2003, s. 19, 20). Zia Anger’ın 2024 yapımı filmi My First Film başkarakteri, genç yönetmen Vita’nın (Odessa Young) anlatı zamanından on beş yıl öncesine ait ilk uzun metraj filminin üretim aşamasını irdeler. Deleuze’den hareketle, Vita’yı bu filmi yapmaya iten gereksinimler nelerdir? Hem günlük yaşamının hem de adımını attığı sektörün koşulları, gereksinimlerini giderek daha da görünür hale getirir. Sektörde gücü elinde bulunduranların filmlerin içeriğini belirlediği bir düzen, özellikle Vita gibi yolun başında olan sinemacılara neyi anlatması, neyi anlatmaması gerektiği gibi kurallar ve dolayısıyla engeller koyarken çözülmesi gereken meselelerden biri bu olur ve aynı zamanda başkalarının hayallerinin gerçekleşmesinde bir aracı olarak konumlandırılmasına yönelik kısıtlamalar, kendi filminin de yapımında rol oynayan gereksinimlerin ortaya çıkmasına vesile olur.

Devon Ross

Yirmi beş yaşındayken hazırlıklarına başladığı filminin serüvenini biçimlendiren ve öncekiyle doğrudan ilgisi olan bir diğer dış etken, o tarihlerde dünyanın büyük bir ekonomik krizden yeni çıkmış olmasıdır. Ekonomik eşitsizlik yaşamın her alanında görülürken bir ekonomik krizin yarattığı sonuçlardan en çok etkilenenler, mevcut düzende ikincilleştirilenler olur. Bu yüzden bir erkek yönetmen, özellikle sektörde belirli bir güce erişmişse, bağlantılarını kullanarak söz konusu koşullarda bile film yapma olanağına sahip olurken genç bir kadının sinema sektöründe kendisine yer bulup film çekebilmesi, ardından bu filmi izleyiciye ulaştırabilmesi, çok daha büyük mücadeleleri ve buna ayrılacak uzun bir zamanı gerektirir; ancak Vita’nın mücadele alanı, sektörle sınırlı kalmaz ve özel yaşamını da kapsar. Böylece farklı hatlarda ilerleyen hikâyeler, ilk filminde iç içe geçer.

Odessa Young

Virginia Woolf, Kendine Ait Bir Oda’da cinsiyetçi perspektifle, erkek eleştirmenler tarafından belirlenen değer ölçütlerinin kadınların yazdıkları yapıtlarda işlenen konuların önemsizlikle yaftalanmasına, buna karşı erkeklerin yazdıklarının her daim önemli addedilmesine neden olduğunu belirtir (2010, s. 82). Oysa erkeği yücelten perspektiften kendimizi kurtarıp gerek edebiyatta, sinemada gerekse sanatın diğer disiplinlerinde kadınların ürettikleri yapıtlarda ele aldıkları meseleler üzerine düşündüğümüzde önemsiz diye tanımlananın ne denli önemli olduğunu kavrayabiliriz. Vita’nın hem özel hem meslek yaşamında engellerinden biri, partneri Dustin’dir (Philip Ettinger). Ataerkil düzen, evlilik içindekini olduğu gibi flört şiddetini de meşrulaştıracak bir tutum benimser; fakat taraflardan birinin rızası olmadan gerçekleşen cinsel içerikli her eylem, cinsel şiddettir.  Örneğin, “stealthing” kavramı, ataerkil düzenin uzun yıllar hasıraltı ettiği suçlardan birini gündeme getirmiştir. Vita’nın rızası olmadan Dustin’in prezervatif kullanmadığı bir birleşmede boşalması da cinsel şiddettir. My First Film, bu eylemin başkarakterinin özel ve meslek yaşamında yeni bir çatışmaya yol açmasına dikkatleri çevirir. Dustin’in hem ilişkilerinde hem meslek yaşamında sınırlarını ihlal ettiği Vita’nın gerginliği artarken bu çatışmalar, filminin hikâyesini de etkiler. Dustin, fütursuzluğuyla Vita’nın setini sabote eder. Onun yüzünden Vita, bir sahneyi iptal etmek zorunda kalır. İki alanda da Vita’nın duygularını anlamaktan uzak olan Dustin, sevgilisinin yanında olmaya çalıştığını öne sürer. Ne var ki derdi, Vita’nın hayatında hep birinci sırada olmaktır. Bu arzusuna ulaşmak için de Vita’nın sınırlarını ihlal etmekten çekinmez. Birinin yanında olmanın onun yaşamını işgal etmek anlamına gelmediğini kavrayabilecek zihniyette değildir. Kendisini bu kadar merkeze koyarken Vita’nın yaşamında önemli bir yeri olan filmi küçümser, sonunda bütün bunları ciddiye almadığını açıkça dile getirir.

Dustin’in karşısındaki insanın düzenini bozma girişimlerine karşılık gelen somut bir “hayır”dan sonra seçtiği yöntemde manipülasyonlarla amaçlarına ulaşma çabası söz konusudur. “Benden çok daha iyisin”, “Mükemmelsin, seni seviyorum” gibi tümcelerin arasına sıkıştırılan, sözgelimi Vita’nın çocuk sahibi olmak istemediğini açıkça ifade etmesine rağmen aksinin gerçekleşmesi için Dustin’in kurduğu tümceler, kadının geleceğinin, istemediği bir düzen içinde inşa edilmesine zemin hazırlar. Oysa Vita’nın filmi, tek başına kendisini var etmenin bir yoludur. Yaşamındaki her türlü kısıtlamalardan, manipülasyonlardan, baskılardan, iç ya da dış çatışmalardan uzaklaşmanın, hatta kurtulabilmenin bir yolu… Tam bu dakikalarda Vita’nın “Filmi tek başıma benim ciddiye aldığıma ikna olmuştum” sözü duyulur. Evet, set ekibinde – özellikle işin başlarında – filmi en çok önemseyen kendisidir; çünkü filminin başkarakterinin atacağı çığlık, Vita’nın ifade etmek istediği her şeyin bir toplamıdır.

Vita, başkarakterin çığlık attığı sahne ile hamile kaldığı an arasında bir koşutluk kurar: Çünkü hem kendi yaşamında rızası dışında başlayan gebelik sürecinde yaşadığı gerilimi, huzursuzluğu, öfkeyi bu çığlık duyuracaktır; hem de bu süreç çocukluğundan kalan başka bir hikâyeyle önce birleşecek, ardından anlatının sonraki kesitlerinin yapılandırılmasında etkili olacaktır. Filminin kurgusunu yaptığı odanın aynı zamanda çocukluğunun geçtiği evdeki oda olması, yaşamının iki farklı dönemindeki meselelerin çektiği filmle birlikte bir uzamda da somutlaşmasını sağlar. Diğer deyişle bu uzam, ayrı gibi görünen iki dönemdeki meselelerinin bağını imler. Filminin otobiyografik öğeler taşımasının nedenini “Galiba başkaraktere benimkine benzer bir hayat vermemin sebebi, bu meseleler hakkında nasıl konuşacağımı bilemememdi” diye özetleyen Vita, devamında filme dair iki endişesinden bahseder: “Ya da sinemanın kurallarının bunları yansıtmayacağını düşündüm. Yine de keşke size gerçek bir şey gösterebilseydim”. Dış ses anlatıcı olarak izleyiciyle paylaştığı bu düşünceleri, My First Film’in ve kurmaca içindeki bir kurmaca olan Vita imzalı Always, All Ways filminin temel meselelerinden birini daha vurgular.

Hangi sanat dalı olursa olsun bir hikâye anlatacak her anlatıcı, öyle ya da böyle yaşanmış ya da yaşanması muhtemel gerçekliklerden yola çıkarak bir anlatı kurgular. Gerçekliğin bir sanat yapıtındaki işlenişi, elbette bütün anlatıların meselelerindendir. Bu bağlamdaki tartışmalarda sıklıkla düşülen hata, anlatıcıdan dış dünyanın birebir kopyası bir kurmaca evren inşa etmesini beklemektir. Vita da başlarda filminde kendisinden böyle bir gerçeklik yansıtmasını bekler; fakat üretim aşamasındaki deneyimleri, bunun mümkün olamayacağını, zaten olması gerekmediğini de öğretir. Önceki paragrafta alıntıladığım konuşmasının bir yerinde de – bu konuyla bağlantılı olarak – bir yönetmenin kaç film çekerse çeksin yaşamı boyunca aynı filmin farklı versiyonlarını çektiğini söyler Vita. Bir yanıyla auteur sinemasına işaret eder bu düşünce. Aynı zamanda bir bütünlüğü ifade eder.

Odessa Young

Sinema tarihine adları geçmiş yönetmenler, Deleuze’ün gereksinim sözcüğüyle tanımladığı meselelerini farklı karakter ve hikâyeler ama ortak bir biçemle birden çok filmde işlerken genel bir söylem inşa eder. Vita da yolun başındaki genç yönetmene on beş yılın ardından bakarken bu gerçeği görür. Zaman zaman tökezleyerek, çıkmaza girerek ama deneyim kazandıkça sorunlarla baş etmenin birden çok yolu olduğunu öğrenerek devam ettiği meslek yaşamı, yalnızca ona değil, birlikte yol aldığı, filminin başrol oyuncusu Dina’ya da (Devon Ross) özgürlüğünü kazandırır ve bir aydınlanma yaşatır. Proje başladığında ortak bir dil bulmakta güçlük çekerlerken Vita ve Dina’nın bir yönetmen ve oyuncu olmanın dışında bir kadın olarak yaşantıları, aralarındaki iletişimi de biçimlendirir. Dina da Vita kadar Always, All Ways’i sahiplenir; çünkü filmin hikâyesi, yalnızca Vita’nın olmaktan çıkar ve başkalarının hikâyeleriyle de bağ kuracak bir düzeye erişir. My First Film, Always, All Ways’le birlikte kadınların erkek soyunu sürdürme aracı olarak konumlandırıldıkları rolleri reddederek kendi hikâyelerini anlama ve anlatmaları üzerine bir üretimi seçtikleri yolun anlatısı olur.

Devon Ross

Peki bu yol, Vita’yı nereye ulaştırır? Filmi hiçbir festivalden kabul almaz. Hatta internetteki kayıtlarda filmin tamamlanmadığı dahi yazılır. Dolayısıyla izleyiciye ulaşamaz. Bu, üreten bir insanı başlarda yıldıracak bir sonuç gibi görülebilir. Oysa Vita’ya bir arkadaşının söylediği gibi kimilerince “başarısızlık” olarak tanımlanacak böyle bir sonuç, herkesin başına en az bir kez gelmiştir. Onlar sadece bu “başarısızlıklarından” bahsetmemeyi yeğlemişlerdir. Vita, on beş yıl önce projeyi devam ettirip ettirmeme konusunda bir karar verme aşamasındayken kararsızlık yerine filmi sonlandırmayı seçer ama her şeyin bittiğini sandığı anda başka bir yol belirir önünde. Bu yol, ona bütün kaygıların uzağında üretme olanağını sunarken iki farklı yolu birlikte değerlendirdiğinde her defasında kendisini yeniden inşa ederek gerçeğin yeni yeni versiyonlarını bulacağını keşfeder. Bir sahnede jinekolog, Vita’ya “Bir şey yaratmak için sadece bir bedene ihtiyacın var ama ne yaratacağın sana bağlı” der.

Bu tümce, “Özne sensin” anlamına gelir. Yeni bir fikrin ortaya atılıp zenginleştirildiği bütün disiplinlerdeki üretimi Yaratma Cesareti kitabında çözümleyen Rollo May, söz konusu sürecin de bir parçası olan kendini arama meselesini tartıştığı bir başka kitabında şöyle der ve bir örnek verir: “Özgürlük, sorumluluk, içsel bütünlük, sevgi, cesaret… Bu saydıklarımın hepsi kimsenin tamamen erişemediği ideal özelliklerdir ama bizler için psikolojik hedefleri çizerler. Sokrat ideal topluma ve ideal yaşam tarzına dair görüşlerini açıklarken Glaucon ona itiraz etti: ‘Sokrat, ben senin tarif ettiğin türde bir şehrin dünya üzerinde hiçbir yerde olduğuna inanmıyorum’”. Sokrat’ın yanıtı ise şu olur: İnsan aklını kullandığı takdirde bu ideallerin gerçeğe dönüştüğü bir yaşamı kendisine kurmaya çalışır. Tümden ulaşamasa da kendi düzenini bu idealler temelinde kurmak için çaba harcar (May, 1997, s. 254).  May de Vita’nın doktoru gibi bireyin kendi yaşamının öznesi olabildikten sonra inşa edilen bir düzeni ifade eder. My First Film’de hem iç hem dış kurmacanın yönetmenleri Vita ve Zia Anger, sonunda bu bilgiye erişmişlerdir. Anlatıyı finale bağlayan kesitte doğum çığlığı, artık kendi yolunu bulmanın verdiği bir rahatlamanın göstergesi olmuştur.

İzleyici, Vita’nın yolculuğuna tanıklık ederken vardığı yeri anlatının finalinde öğrense de Zia Anger,  bu yolu biçimlendiren etkenleri anlatıya ipuçları gibi yerleştirmiştir. Vita, izleyiciyi önceleyerek anlatısını kurgulamıyor ki bu, kendine varabilmesi için en önemli etken. Kendisine ait bir hikâye yazmak için önce anlatıcıyı sürekli yargılayan, yönlendiren, olumsuzlukları sıralayan, kısacası caydırmak için didinen bütün dış sesleri dışarıda tutmak gerektiğini Vita, vaktinde fark eder. Kullandığı metaforlardan birinin minnet duygusu taşımamakla ilişkilenmesi, bu nitelikle de bağlantılı olarak Vita’nın özgürlüğünü imleyen bir diğer öğe olur. Nasıl başlayacağını bilemediği bir aşamadan hikâyesini izleyiciye aktarmanın hazzını yaşadığı aşamaya varıncaya dek tüm serüven, gerçekle birlikte kendisini de yeniden var ettiği, bulduğu, dönüşüp başka bir kişiye evrildiği süreci barındırır. Anlatının başına döndüğümüzde “Yine de gördüğünüz ilk şeyin ‘neşe’ olması gerektiğini düşündüm; çünkü izlediğiniz için gerçekten çok mutluyum” tümcesinin altı, finalle eksiksiz biçimde dolar.

Vita’nın arzusu, izleyiciyi tavlama oyunlarına düşmeden, bunun için hesap kitap yapmadan hikâyesini anlatmak ve tamamlayıp bunu anlayabilecek izleyicilere ulaştırabilmektir. Açılışta sözünü ettiği mutluluğun nedeni budur. Kendisi kalarak kendisini anlatmayı başarmak… Bir başarıdan bahsedilecekse evet bu, tam bir başarı addedilmelidir. May’in dile getirdiği içsel bütünlüğe ulaşabilmiştir sonunda ve yine ilk sahnelerde duyduğumuz bir başka sözcük – ezoterik (dilimizdeki karşılığı “içrek”) – Vita’nın finalde ulaştığı hedef için başlattığı yolculuğunu dolaysız tarif eder. Ezoterik, “belirli bir insan topluluğunun dışında kimseye bildirilmeyen, yalnızca sınırlı, dar bir çevreye aktarılan her türlü bilgi, öğreti” anlamına gelir. Vita, sayısının kaç olduğuna / olacağına bakmaksızın, kimilerince sınırlı kabul edilecek bir gruba hikâyesini anlatmak üzere yola çıkmış ve Zia Anger, sonunda başkarakterinin kendisine dair edindiği en önemli bilgiyi My First Film’in izleyicisiyle paylaşırken karakterini ve genel olarak anlatısını bir bütünlüğe ulaştırmıştır.

Baran Barış

Kaynakça

Exit mobile version