Site icon Dial M for Movie

THE UGLY STEPSISTER: Tek Gözlü Kikloplar İki Gözlülere Hayran Kalırken

Emilie Blichfeldt’ın ilk uzun metraj filmi olan The Ugly Stepsister (Den stygge stesøsteren, 2025) bu yıl 75. Uluslararası Berlin Film Festivali’nin (Berlinale) Panorama kategorisinde gösterildi. Dial M for Movie olarak hazırladığımız film seçkimizde yer alan The Ugly Stepsister, özellikle son dönemlerde “güzellik” ve “çirkinlik” üzerinden yürütülen kavramlara şapka çıkarıyor. Başrollerinde Lea Myren (Elvira), Thea Sofie Loch Næss (Cinderella), Ane Dahl Torp, Flo Fagerli (Alma), Isac Calmroth (Prens Julian), Adam Lundgren (Dr. Esthétique) ve Katarzyna Herman (Madame Vanja) bulunuyor. Güzellik anlayışını belli bir Cinderella mitine giydirip kendi hikâyesinden çıkardığı “body horror” temasını yüzyıllar boyunca süre gelmiş olan görsel dünya tartışmasına yediriyor. Bunu yaparken ellerini hiç kirletmeyen ana hikâye, pislenmeden izleyicide iğrenme duygusunu öne çıkarabilme kapasitesine sahip. İnsan etini bir nevi doğada açık bir arazide bekleyen kurban misali ortaya atıp sonra bir vahşinin bu eti yakalamasını usulca bekleyen The Ugly Stepsister, temel güzellik anlayışını evrensel düzlemde eleştiriyor. Çirkinliği bir tutku modeli olarak kullanıp onun yok oluşuyla tutkunun da yollarını kapatan film, güzelliğin hem bedelini hem de tutkusuz yanının pahasını gözler önüne seriyor. Daha önce birçok uluslararası festivalde karşımıza çıkan dikkat çekici filmlerin yapım şirketi olan Mer Film, The Ugly Stepsister ile prodüksiyonunun kalitesini ve stilini koruduğunu gösteriyor.

Ana Dahl Torp, Lea Myren

Güzelliğin Simetrisini “Bozan” Çirkinlik Maskesi

Toplumda estetik yargı kopukluğunu irdeleyen film, bunu yaparken klişe temaları sonuna kadar kullanıyor ancak yönetmen bunu tamamen kendi estetiği çerçevesinde gerçekleştirdiği için sekansların dışavurumu hiçbir şekilde sıkıcı bir ritim doğurmuyor. Filmde çirkinliğin esasında bir tür salt tutkuya işaret ettiği noktada deforme olma üzerinden yaratılan kimi zaman tiksindirici, kimi zaman dehşete düşürücü şekli bozulmuş bir “karşı” tutku uğraşına tanık oluyoruz. Böylece bir korku tasarısı olarak karşımıza çıkartılan güzel olma uğraşı, bedensel ölümün bir noktada canlıyken zaferini doğuruyor. Film boyunca Elvira karakterine hayat veren Lea Myren’ın dikkat çeken performansı anlatının ana temasını her sekansta tazeliyor. Bu anlamda herkes için farklı olan güzellik algısı en “hayalet” boyutuna indirgenirken, ulaşılmak istenen nokta olabildiğince romantikleştiriliyor. Bu şekilde şiddet içeren bir sekans dahi görsel ağırlığını yarı yarıya hafifletmiş oluyor ve pembe dokunuşlarını gerçekleştiriyor. Filmin ritmi özellikle görsel düzlemde mekân ve kıyafet tasarımlarıyla yükseliyor. Elvira’nın bir nevi ana görselini güzel olmak uğruna mecazi anlamda idam mangası önüne çıkardığı her nokta, kompozisyonun gerilim yapısını yükseltiyor.

Adam Lundgren, Lea Myren

Güzellik Sonludur, Çirkinlik Sonsuz Bir Yelpazedir

Hemen ilk sekansta karşımıza çıkan bedenin çürüme halinin ilk nedenselliği “ölüm”, en canlı haliyle ileri sekanslarda Elvira’nın bedenine yapışırken çok farklı: Yabancısı olduğumuz faktörlere hiç değinmeden çirkinlik hali üzerindeki dikkat çekici tutkusal bakışı öldürmeye çalışıyor. Güzelliği nesnel ve duygusuz hale getirmekten onun tözünü çirkinliğe yaftalanan temel etiketlerle hareketlendiriyor. The Ugly Stepsister, aynı zamanda olumsuz ve belki de iğrenilesi dışavurumları da yine güzellik algısının içerisine yerleştiriyor. Bu da filmde güzelliğin malzemesinin ve temel katlarının çirkinlik adı verilen ham madde üzerine inşa edilmesini sağlıyor. Bu şekilde film boyunca sürekli olarak form değiştiren bedenin yapısı toplumsal olarak en ideale ulaşmaya çalışırken kendisine addedilen çirkinlik malzemesinden de çalıyor. Bu çalma işlemi sınırsız bir şekilde devam ettikçe ana malzemenin tükenmesi ise bedenin kendisini deforme olmaya açık bir hedef haline sokuyor. Bu bağlamda film başlangıçtan sonuna değin belli bir zinciri takip ediyor. Takip biçiminin yansıması ise ölüm ve yaşama dair olan dışavurumlar etrafında kendince bir mücadele. Bu noktada Elvira, yaşayan ama ölmekte olan bir bedenin içerisine hapsolmuşken babasının ilk sekanstaki vefatı ile bedensel bir boyut paylaşımına geçiyor. Görsel göndermelerde ince ayrıntılara yer veren Emilie Blichfeldt, mide bulandıran şeylere hayran olan kesime değil, güzelliğin uç noktalarındaki kulak çınlatan dönüşümün çığlıklarına odaklanıyor.

Lea Myren

Çirkinliğin Zenginliği

Güzelliği çirkinliğin bir nevi antidotu olarak kullanan The Ugly Stepsister, estetik değerlerin göreliliği üzerine doğrudan satirik bir dokunuş yapmıyor. Bu bağlamda filmi izlerken kimi zaman güzel ile çirkin olanı ayırt edemediğiniz anlar da yaşanabilir. Yönetmenin kendisine has oyunsal bir tarzı olan bu dokunuş tereddütsüz bir şekilde tanıdığımız ve bir anlamda gizli özne niyetine zevk nesnesi ilan ettiğimiz çirkinliği koruma altına alıyor. Karakter ve mekân kullanımı olarak minimal dokunuşları olan Blichfeldt’in makroya dönüştürdüğü sekanslar daha çok “iğrenme” eylemini besleyecek sahneler oluyor. Bu anlamda da dengeli bir çerçeve sunan filmin akışı uyumlu bir bağlam oluşturuyor. Çirkinlik yasasının en tatlı, masalsı ve bir o kadar da dili yakan hikâyesine tanıklık etmek isterseniz Elvira’nın portresi sizi elinizden tutup tavşan deliğinde benzersiz bir yolculuğa çıkarabilir.

Burcu Meltem Tohum

LEA MYREN ile gerçekleştirdiğimiz röportaj için tıklayın.

Yönetmen (tam ortada) ve film ekibi, geçtiğimiz günlerde Berlinale’deki photocall’da.
Exit mobile version