Site icon Dial M for Movie

LATE FAME: Bir Şehir Kültürü Olarak Sanatın Sahiciliği Üzerine Düşünmek

Bu yıl 55. Uluslararası Rotterdam Film Festivali (IFFR) kapsamında Limelight kategorisinde izleme fırsatı bulduğumuz Kent Jones’un Late Fame (“Geç Gelen Şöhret”, 2025) adlı filmi sanat ve kültürel yansımalar üzerinden sadece karakterlerinin hikâyesini değil şehir olarak New York’un da aynı temalar ışığındaki yansımalarını ele alıyor. Arthur Schnitzler’in aynı adlı 19. yüzyılda geçen novellasından uyarlanan film, Jones’un yorumuyla günümüze uyarlanmış. Filmin başrollerinde Willem Dafoe (Ed Saxberger), Greta Lee (Gloria) ve Edmund Donovan (Meyers) gibi isimler bulunuyor. Filmin senaryo koltuğunda Schnitzler’in yanı sıra Samy Burch yer alıyor. Late Fame, daha önce kitabı yayınlanmış ancak adını duyuramamış eski bir şairin, zamanın getirdiği ağırlıkla beraber kendi içsel bunalımının dalgalarına atladığı sırada karşısına çıkan ve tamamı gençlerden oluşan “Enthusiasm Society” adlı grubun karşılaşmasını takiben gelişiyor. Bu şekilde karakterlerin üzerinde dolaşan zamansal ağırlık, giderek senaryonun büyük katmanını oluşturuyor. Görsel bağlamda donuk, soğuk renk paletini tercih eden Jones, sanata dair klişeleşmiş kalıpları kült bir anlatımın parçası haline getirmeye çalışıyor. Bir anlamda karakterlerin değil ancak şehrin hikâyesine odaklanan film, daha çok karakterler aracılığıyla şehrin sanatsal bağlamındaki dinamiğine dokunuyor.

Willem Dafoe

Tesadüf Eseri Kadronun Kemiklendirilmesi

Şüphesiz filmi ön plana çıkaran en büyük etmenlerden biri ekipte Willem Dafoe’nun ismini görmemiz oluyor. Filmin yönetmeni Kent Jones ile uçakta tesadüfen karşılaşan ve bunun üzerine yönetmenin elinde tuttuğu novelladan yola çıkarak başrol için Dafoe’nun ekibe dahil olması bu anlamda filmin ekibinin oluşum sürecini adeta organikleştiriyor. Öte yandan Ed Saxberger karakteri de her yansımasıyla Dafoe’nun üzerine tam oturuyor. Bu bağlamda yapım hiçbir eksiklik hissettirmiyor. Sanat teması çerçevesinde film belli bir dönemin kültürel yansımalarını yad etme konusunu kendisine hiçbir şekilde görev edinmiyor. Bu türden belli denklemlere sahip olan yapımlarda çoğu zaman geçmişin özlenen ancak günümüzde kendisine yer edinemeyen yansımalarının akışı takip edilip anılırken Late Fame bu nostaljiyi en doğal, belki de nötr haliyle karşılıyor. Değişimin kendisini şimdiki zamanın bir parçası haline getiriyor ancak yine de bitmiş olanın acılı yanını ince şekilde tariz ediyor.  

Graham Campbell

Değişimin doğallığı ve bir o kadar da zamansız duruşu acımtırak bir hava oluştururken diğer yandan kendi gerçekliğini de besliyor. Mekân olarak New York gibi bir şehri arka planına alan film, alan kullanımında görsel düzlemde çok fazla yere başvurmuyor. Nihayetinde elinde New York olduğundan bu başlı başına anlatım akışının dinamiği için yeterli oluyor. Bu bağlamda filmin birçok sekansı kapalı mekânda geçse de, izleyici olarak New York her zaman bize hatırlatılıyor. Bunun dışında oyuncu / karakter kullanımı açısından da çok dağılmadan belli bir grup üzerinden ilerleyen Jones, hem karakter hem de mekân dağılımını anlatımda dengelemeye çalışıyor. Bu da filmin kurgusunun rahatça sindirilmesine yardımcı oluyor, bu bağlamda Late Fame izleyiciyi yoran yapımlardan değil.

Greta Lee

Sanatsal Referanslar Üzerinden Müzikal Bir Ton Yakalamak

Film boyunca statik kamera kullanımı doğrudan Ed’in hayatındaki tekdüzeliğe göndermede bulunuyor, düşük kontrastlı ışık kullanımı doğrudan New York’un alışılmış yapısını vurgular ve onu yüceltirken, diğer yandan şehrin sesini Ed’in kendisinden daha fazla duymamız filmde bir ahenk unsuru yaratıyor. Kalıplaşmış, meşrulaşmış eserleri yanlış okumanın getirdiği başka düzeydeki bir haz biçimi çoğu zaman filmin sekanslarını içten dışa dolduran bir eko etkisi bırakıyor. Bu şekilde anlam bir şekilde doğrudan metnin içine hapsolmuş olmuyor, aksine görsel anlatımla bütünleşiyor. Buna rağmen film, asla geç kalınmış bir egonun fırtınası peşinde koşmuyor, hatta bu türden bir fırtınanın görünmez kalmış olan ağırlığı ve onun yabancılaşmış haliyle buluşuyor.

Edmund Donovan

Sanat ve kültür taşıyıcısı diyebileceğimiz figürlerin bugün aramızda sessizce dolaşmasına sadece kulak misafiri olan Late Fame’in hikâyesi kişinin ait olmadığı yerde yankılanmasına ve onun çırpınışına tanıklık ediyor. Bunu yaparken Bertolt Brecht etkisini bir nevi siluet olarak kullanan film, sanatın bir derinlik yankısından doğmasını değil, sermayeleşmiş network (klik) dolaşımına alet edilişini ele alıyor. Burada hiçbir unsur bir kartpostal görseli olarak izleyiciyle buluşmuyor, her bir sekans izleyiciye kişilerin, olayların, eşyaların geçiciliğini anımsatıyor, bir nostalji adeta karakterlerin kollarına girerek tüm şehri film boyunca dolaşıyor. Late Fame, kesinlikle gürültülü ve düşüncelerini bağıran bir film değil ancak zaman kavramını geciken bir tepki olarak kullanan, duygusal yönden mesafeli bir yapım.

Burcu Meltem Tohum

Exit mobile version