45. İstanbul Film Festivali seçkisinde yer alan, Olivier Assayas’ın geçtiğimiz festival döneminde oldukça ön plana çıkan yeni filmi 2025 yapımı The Wizard of the Kremlin (Kremlin’in Büyücüsü), çoklu bakış yöntemiyle klasik anlatımın dışına çıkıyor. Dial M for Movie olarak daha önce Paris’te, Max Linder Panorama’da Fransa prömiyerine katılarak yönetmeniyle de tanıştığımız filmin başrollerinde Paul Dano (Vadim Baranov), Jude Law (Vladimir Putin), Alicia Vikander (Ksenia), Tom Sturridge (Dmitri Sidorov), ve Andrei Zayats (Igor Sechine) gibi isimler yer alıyor. Doğrudan tarihsel bir özneyi parmakla gösterip onu didaktik bir nesne haline getirmeyen film, Giuliano Da Empoli’nin 2022 tarihli aynı adlı romanından uyarlama. Romanın klasik tekil anlatıcı üslubunu tamamen reddeden The Wizard of the Kremlin, David H. Pickering’in diyalog aktarımı, Emmanuel Carrère ve Olivier Assayas’ın da senaryo katkılarıyla tekil anlatıcının güvenilmez korunaklarını yıkmış oluyor. Filmin görüntü yönetmeni koltuğunda Personal Shopper (2016) ve Only Lovers Left Alive (2013) filmleriyle tanınan Yorick Le Saux bulunuyor. Tamamen hakikat arayışı içerisinde ilerleyen film, 21. yüzyılın iktidar estetiğini sinemasal evrende analiz ediyor. İzleyici açısından bu türün belki de en zayıf yönü olarak görülebilecek, taraflı ve tarihsel yanları doğrudan yüze vurmuyor, bunları belli öznelerin karşılıklı aktarım biçimleriyle çeşitlendiriyor. Buna göre Vadim Baranov her zaman hikâyenin anlatıcısı olarak hem görsel hem de içerik açılarından anlatımın yüzeyinde dolanıyor gözüküyor. Buna karşın bir üçüncü göz olarak onun peşinden koşan kameranın onun siluetine güvensiz bir şekilde yaklaşımıyla Assayas’ın sinema dili ortaya çıkmış oluyor. Bu da filmi en güçlü kılan etmenlerden ilki ve seyir boyunca gerektiğinde, kendisini zaman zaman belli ediyor.
Gücün Rahatsız Edici Kontrollü Yüzü
Romanın filme adaptasyon kısmı oldukça gizli bir şekilde yürütülerek gerçekleştirilmiş, film ilk gösterimini yapana kadar medyaya bilgi sızdırılmamış. Bu açıdan, yürütülen yapım süreci dışarıdan herhangi bir müdahaleye fırsat tanımamış oldu. Uyarlanan romanın da Grand prix du roman de l’Académie française ödülünü alarak bu alanda yazılan romanlar arasında son dönemlerin en politik ve Machiavellist metinlerinden biri olarak etiketlendiğini ekleyelim. Filmdeki karakterlerin tasarımı tam anlamıyla sinematik maskelerle, olabilecek en gerçekçi konuma indirilmiş. Adeta mitolojik bir figür olarak işlenen Vladimir Putin’e hayat veren Jude Law,karakterin yapısına son derece gerçekçi bir şekilde oturuyor. Putin’i adeta özel yapım bir takım elbise gibi giyiyor ve karakterin sahici yanı hiçbir şekilde sırıtma etkisi yaratmıyor. Bu da bildiğimiz anlamda gerçek bir karakteri taklit ediyormuş gibi görünme hatasına düşmesini engellemiş. Putin karakterinin adeta bir maske olarak kullanıldığı The Wizard of the Kremlin, minimum dokunuşla maksimum tehditkârlığa başarıyla ulaşmış. Jude Law film boyunca Rus aksanı yapmak yerine tamamen kendi ses tonunu kullanarak, yine klişe taklit unsurunun önünü tamamen tıkıyor. Buna ek olarak karaktere mekanik, mesafeli bir özellik eklerken diğer yandan protez saç tasarımıyla ve soğuk bakışlarıyla karakterin gerçeklik yanına oldukça yakından dokunuyor. Röportajlarında bu karakteri korkarak değil ancak anlamak isteyerek oynadığını belirten Law, doğrudan tarihsel bir yargıdan ziyade karakter aracılığıyla perspektif sunuyor. Bu da filmin vizyona girdiği günden beri beklenen tartışmalara kafasını doğrudan sokmamasını sağlıyor. Bu anlamda sinema tarihinin tekinsiz tanıklıklarından biri haline gelen The Wizard of the Kremlin bir karakteri değil bir fikri açığa vurmak için kendisini sahanın ortasına atıyor.
Gerçek Olan Şey Değil, İnanılan Şey Ortak Gerçekliğimizdir
Sistemin ürünü olarak ikonik isimleri filmde/roman çerçevesinde doğrudan kullanmak bir anlamda izleyiciyi/okuyucuyu yönlendiren etmenlerden biri olsa da film, koordineli ve bilinçli bir şekilde bu bağlamdaki etkisini paravan olarak kullanıyor. Bu şekilde izleyici gizli bir göz moduna girip tamamen “bakmama” üzerine kurulu olan bu gizemli yapının içerisine doğrudan girmiş oluyor. 90’ların kaotik görsel yapısına zaman zaman grenli, el kamerasıyla çekilmiş ve soğuk renkli görüntülerle belli bir canlılık katan The Wizard of the Kremlin, görüntüyü doğrudan dönemler arası geçiş yöntemi olarak kullanıyor. Bu şekilde başlangıçta tamamen durgun ve soğuk bir tonda dolanırken, iktidarın zirveye çıkma aşamalarında sabit kadrajın kullanımı, televizyon estetiğinin araya girmesiyle ve yavaş yavaş iktidarın kendi yerini edinmesiyle simetrik ve altın renkli kompozisyonların ortaya çıkması kesinlikle teknik olarak sinematik çerçevede üzerine hayli düşünülmüş birkaç detaydan biri olarak karşımıza çıkıyor. Buna bağlı olarak Olivier Assayas’ın özellikle sık sık gün/tarih belirtmeden sadece sinemanın izin verdiği sınırlar ve görsel anlatım dili çerçevesinde zamanın kendisiyle oynadığını görüyoruz.
Bu şekilde iktidar başa gelmeden önce anlatım yapay sinema dilinden oldukça uzakta bir noktada iken, iktidarın içerisine girdikçe bu sefer görsel dil yapaylaşmaya başlıyor. İzleyiciyi bir nevi dönemin halkı olarak tasvir eden filmin akışında modern politikaya doğrudan yarı açık bir mektup var. Buna rağmen The Wizard of the Kremlin, politik açıdan direkt olarak kimsenin yanında olmuyor, sadece mevcut iktidar mekanizmasını yelpazesine yediriyor. Jude Law’ın yanı sıra aynı zamanda filmin duygusal ağırlığını da avucunda tutan, Vadim Baranov’ı canlandıran başarılı oyuncu Paul Dano, gerçeği tamamen manipüle etmeye çalışıp daha sonra o gerçekliğin inşası altında ezilip bir nevi kendi manipülasyonunun kurbanı haline gelen Baranov rolünde çok iyi. Karakterin sekanslar arasında dönüp dolaştığı entelektüel dünyanın kapıları sürekli olarak şekil değiştirerek bu karakteri bir nevi kendi içerisinde sıvılaştırıyor. Ancak bu şekilde geçirgen bir madde olarak kullanılması onu gerçekliğin sanatçısı haline getiriyor. Böylece her zaman arzulanan o sanat dünyasının bir başka kurmaca katmanını yakalamış oluyor. Röportajlarında aynı şekilde oynadığı karakteri doğrudan taklit etmek yerine onu yaşamayı tercih ettiğini dile getiren Paul Dano, sessizliğini her zaman silah gibi kullandığını düşünüyor. Onun tam tersini, hareketin ve arayışın kendisini temsil eden Jude Law’ın karakteri ile Baranov arasında tehlikeli bir gizlilik atmosferi ortaya çıkıyor.
İktidarın Altında Yavaşça Çöken Bir Omurga
Paul Dano ve Jude Law’ın etkileyici performanslarına ek olarak Alicia Vikander’in karakterinin (Ksenia) kaos kontrolü etrafında şekillendiğini söyleyebiliriz. Nasıl ki Vladimir Putin yavaşça yükselen bir dinamik kazandırıyorsa, Vadim Baranov melankolik bir his doğuruyorsa, Ksenia ise adeta bir satranç oyununun oynanan en büyük taşı olarak karşımıza çıkıyor. Bu karakter ile birlikte 90’ların vahşi, görkemli özgürlük yapısından 2000’lerin sterilleştirilmiş otoriter ortamına hızlıca bir dalış gerçekleştiriyoruz. İncelikli işlenmiş karakterleriyle engellenemeyen bir çürümenin portresi haline gelen The Wizard of the Kremlin, sistem tarafından filmden bağımsız olarak rahatlıkla düşünebileceğimiz bugünün evcilleştirilen ruhunu yansıtıyor. Karakterlerinden birinin bugün hâlâ yaşıyor olmasıyla; politik ve sosyal hayatın önemli oyuncularından biri olarak aramızda olmasıyla politikanın artık bir gerçeklik üretme sanatı olduğunu açıkça ortaya seriyor. Film, Vadim Baranov’un sanatçı ruhuyla bizzat yaratımında usta olarak yer aldığı Vladimir Putin ve insanlığın son kırıntısı olarak sembolize edilen Ksenia karakteri ile politikanın gerçeklik etiketi altında bir kurgu düzeneği olduğuna göndermede bulunuyor. Kimi zaman insan gözüne en yakın, 50 mm’lik çekimlerle kimi zaman ise uzun ve statik çekim teknikleriyle özellikle Putin’i kendi gölgesi altında ezilir şekilde, Baranov’u da onun büyücüsü olarak tasvir eden The Wizard of the Kremlin, soğuk rasyonalitenin buz rengindeki bir kâbusu olarak tanımlanabilir. Filmi festivalde mutlaka izleyin deriz, ülkemizde genel gösterime giriş tarihi ise 8 Mayıs 2026.

