Olumsal bir gerçeklikten evrensel bir unvana dönüştürülmüş ve kendisini bozguna uğratarak her defasında saf tekerrüre odaklanan bir hikâyeyi izleyiciyle paylaşan James Mangold’un son çalışması A Complete Unknown (2024), 54. Uluslararası Rotterdam Film Festivali (IFFR) kapsamında gösterildi. Dünyaca ünlü bir ismi hikâyesinin tarihsel hatlarıyla süsleyen ve bunu sunarken hiçbir ağdalı anlatım tarzına başvurmayan Mangold, müziğin toplumsal ve evrensel yansımasını anlatımının odağına koyarak bir dönemin bağlarının “mekanik” aksesuarlar aracılığıyla parçalanmasını kayıt altına alıyor. Bunu yaparken bir figür olarak Bob Dylan’ı kullanan yönetmen, kompozisyon bakımından klasikleşmiş ve artık ete kemiğe bürünmüş olan alışıldık biyografi türünün dışına çıkmıyor. Bu da filmi zaman zaman monoton ve sınırlandırıcı kılıyor. Atmosfer olarak en canlı ortama bile belli bir bulanık siluet kazandıran görsel kompozisyon, filmi başlangıçtan itibaren melankolik bir yapının içerisine yerleştiriyor. Başlangıçtaki ölümcül ortam sekansını filmin içerisinde karakterlere yedirerek belli bir ton yakalamaya çalışan A Complete Unknown, hali hazırda tahmin edilebilir akışıyla Bob Dylan sevenler için keyifli birkaç saat geçirme sözü vermenin ötesine geçemiyor. Ton ve yansıma olarak biyografik film türünün formülünü oldukça temiz bir şekilde işleyen Mangold, Bob Dylan ile kastedilen canlı öznellik yapısını ölü otomatizm ile birleştirerek türler arası karşıt bir belirlenim yakalayamıyor.
Müziğin Mirasını Kemiren Muğlak Misafirler
A Complete Unknown, izleyiciye daha fazlasını vermeye çalıştıkça küçük detaylarda köşe kapmaca oynayan ancak diğer yandan da bunu saklamasını çok iyi bilen bir film. Bu anlamda maruz kaldığımız Bob Dylan’ın hikâyesi, bir anlamda onu canlandıran Timothée Chalamet’nin kendisini ne kadar zorlayabileceği yarışına evriliyor. Hal böyle olunca bu senenin Oscar adayları arasında yer almasıyla beraber Chalamet’nin oyunculuk anlamında kendisini (artık kaçıncı kez) keşfetmesi ve kendi sınırları etrafında tur atmasına odaklanan bir anlatı evreni filmin göbeğine oturuyor. Yer yer Dylan’ın da senaryoya bireysel olarak hem içerik hem de materyal bağlamında danışmanlık yapmasının yanında gitarist Elijah Wald’ın 2015 tarihli Dylan Goes Electric!: Newport, Seeger, Dylan, and the Night That Split the Sixties adlı kitabına da dayanan A Complete Unknown, yapısı açısından 60’ların müzik anlayışına ve çevrelerine göz kırpıyor.
Yine de çok fazla ayrıntıyla beslenmeyen filmin anlatı iskeleti, klasik Hollywood anlatımının yanı sıra bir miktar örtük de kalırken, buna bağlı olarak Dylan’ın kariyerindeki dönüm noktasını 1965 Newport Caz / Halk Festivali‘ne bağlıyor. Daha çok bir sanatçının etkinlikler ve o etkinliklerin çevrelerindekilerin şekillendirdiği ortamlara bağlı kalarak bir profil çıkaran ancak derinlemesine bir çocukluk, gençlik veyahut kişisel kaygılara yönelik Dylan’a asla dokunmayan A Complete Unknown, bilindik isimler ve şarkılar çıkarıldığında klişeleşmiş bir dram olmanın ötesine adımını atamıyor. Bu da, 2005 yılında sinemaseverlere harika bir Johnny Cash portresi (Walk the Line) çizmiş olan yönetmen adına, en hafif tabiriyle şaşırtıcı.
Kilisede Islık Çalınmaz
Her ne kadar film boyunca karşımıza Sylvie Russo (Elle Fanning), Joan Baez (Monica Barbaro) ve Johnny Cash (Boyd Holbrook) gibi önemli isimler çıksa da hepsi bir şekilde Dylan’a bağlanmak için oradalarmış izlenimi veriyorlar, senaryo aşamasında hiçbiri için derinlemesine birer portre çizilmemiş. Bir anlamda bu türden bir biyografi çalışması, sanatçının kendisinin de normalde dışarıya aşırı kapalı biri olmasına yönelik bir gönderme de taşıyor. Bu şekilde film boyunca akışta geçen her türden gönderme biçimi üzerleri örtük halde etrafta dolanırken, misal Caz Festivali gibi uzamsal ve tarihsel olarak bir türün gelişimini-batışını gösteren grafik noktalara odaklanılıyor. Bu durum A Complete Unknown’un rahatlıkla en yüzeysel biyografi filmi olarak anılmasına sebep olabilir, ki bu da filmi sadece Timothée Chalamet’nin kişisel gösterisi olmaktan öteye götüremiyor. Prodüksiyon olarak dönemin yansımasını özellikle kahverengi tonlarla kullanarak bir tür arada kalmışlığa gönderme yapan yapım, karakterlerinin görsel tasarım veya mekân türü açısından havasını bozan herhangi bir ayrıntıyı akışına dahil etmiyor.
Pete Seeger’ın (Edward Norton) anlatıda bir anlamda “ara başlık” görevi görmesi ve Dylan’ın belli bir kademeyi atladıkça aralarda söz alma biçimi filmin kompozisyonunu statik bir koruma altına alıyor. Bu türden bir anlatı akışı filmi adı gibi “bilinmedik” bir yere sürüklüyor ve bu konuda asla yalan söylemiyor. Böylece bilinmeyen, her zaman bilinmeyen olarak kimliğini koruyor. A Complete Unknown bu anlamda bilinmeyen olanın güzellemesini yapmaktan başka bir konuya el atmıyor. Sinematik bir anıt olarak tipik bir yükseliş hikâyesine tanıklık ettiğimiz film, bilinmeyeni herhangi bir arzu nesnesi haline getirmeye çalışmayarak yaklaşım olarak türünün diğer yapımlarının uyguladığı tarzdan uzaklaşmaya çalışıyor. Keskin bir mizah anlayışı kullanmak yerine akışın hali hazırda sunmuş olduğu harcı kendi temeline yediriyor.
Bir Caz Festivaline Damgasını Vuran İkonik Bir Kaosun Özeti
Film ana hatlarıyla aslında müzik tarihine, ya da başka bir deyişle bilinen bir yüzün esiri olmayı bir kenara itip müzik endüstrisinin halkla ilişkiler kısmına odaklanıyor. Bu da filmin anlatısını masalsı atmosferden hızlı bir şekilde çekip ana karakteri hayalperest olandan öteye taşımaya çalışan bir karnaval aracına benzetiyor. Bu anlamda A Complete Unknown, bir Hollywood kimliği taşıyor ve bilindik bir oyunun yeniden uyarlaması olmanın “gururunu” taşıyor. Bu da filmin en cılız halkası misali senaryonun fuları olarak kullanılmış denebilir. Dikkat dağıtan büyük temaları kullanmaktan kaçınan James Mangold, “tanınmış bir figürü daha ne kadar gölgeleyebilirim ve bir filmi sadece oyuncular için bir deneme-yanılma oyun tahtası haline nasıl getirebilirim” yarışını yönetiyor.

