Site icon Dial M for Movie

THE TESTAMENT of ANN LEE: Mistik Deneyimin Cinsellik Karşıtı Dini Vizyon ile Buluştuğu Deneysel Bir Müzikal

76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Berlinale Special Gala çerçevesinde gösterilen Mona Fastvold yönetmenliğindeki, The Brutalist’den hatırladığımız Brady Corbet’nin senaristliğini yaptığı The Testament of Ann Lee (2025), Amanda Seyfried’in canlandırmış olduğu Ann Lee karakterini müzikal bir ibadetin içerisinde ikonikleştirmeye çalışıyor olsa da bunun yerine ortaya sadece deneysel, bedensel titremelerden oluşan birbirinden kopuk sekansları izleyicinin önüne seriyor. Ann Lee’nin kendisini dişi Mesih ilan etmesi durumunu hiç ara vermeden neredeyse her sahneye yansıtan The Testament of Ann Lee temposu ve tekrar eden sahne modellemesiyle seyir keyfini sürekli olarak duraklatıyor. 18. yüzyılın sosyal, dini ve ekonomik atmosferine odaklanan yapım, yeni dini mezheplerin çıkmaya başladığı dönemdeki hem toplumsal dinamiği hem de dönemin işçi sınıfının düzenine odaklanıyor. Gerçek tarihsel bir kişi olan Ann Lee’nin (1736-1784) bağlı olduğu Protestan Shaker topluluğu (United Society of Believers in Christ’s Second Appearing), günahın bedenden çıkmasını ve arınmayı dansa bağlı bir titreme ile gerçekleştiriyor. Film boyunca Amanda Seyfried’i titrer ve dans eder halde çeşitli ayinlerin parçası olarak görmek kimilerine göre oyunculuğuna yönelik bir iltifat düzlemi hazırlayabilir ancak bu ufak dokunuş dahi The Testament of Ann Lee’nin yoğun ve gürültülü ortamından izleyiciyi söküp atamıyor.

Amanda Seyfried

Bir Hayvan Gibi Kendi Derinden Başka Deriler Üretmek

Filmin anlatıldığı döneme tarihsel arka plan olarak hâkim değilseniz filmin genel çerçevesi anlatım içeriği bakımından gevşek gelecektir. Cinsel ilişkiyi kötülüklerin babası olarak değerlendirip günahsız yaşam sürmenin sadece cinsel ilişkiden uzak durarak mümkün olacağını defalarca kez filmde açıkça izleyiciye hatırlatan The Testament of Ann Lee, bir anlamda izleyiciye kendi tarzında vaazını veriyor. Bunun yanı sıra Ann Lee’nin film boyunca dört çocuğunu da kaybetmesi ve her zaman çocuk sahibi olmak için uğraşması filmde daha iyi açıklanabilirdi belki, zira gerçekte Ann Lee, dört çocuğunu kaybettikten sonra bekarlık konusunda ısrar etmeye başlamış (Kaynak). Filmde Shaker topluluğunun doğuşu ve gelişimi belli bir kronolojik sırayı takip ederek anlatılmakta. Toplumsal eşitlik ve kadın liderliği temelinde kurulmuş olan bu hareket, hiyerarşik toplumda o dönemde kadın liderden çekinen kesim için oldukça tehditkârdı. Ritüelin kendisi filmde müzikal etkiye maruz kaldığı için film aktarmak istediği mesajı sakız gibi ağzında çiğneyerek uzatıyor. Filmin en negatif yanı kendisine göre ciddi bir konuyu ele alırken bunu müzikal gibi, günümüzdeki konumu hayli tartışmalı olan bir teknik kullanıma dahil etmesi. Böylece ciddi ve gergin ortam, kendisini bir anda duaya öykünen performansa dayalı bir ritüelin içinde buluyor ve bu da senaryoyu oldukça yoran bir etmen olarak kendisini yoktan var edip film boyunca dört bir tarafı yoruyor.

Politik ve Teolojik Alegorilere Sığınan Parçalanmış Anlatım

Dans, su, arınma, kırık ayna motifleri gibi tematik dokunuşlar karakterlerin kurgusuyla pekiştiriliyor. Amanda Seyfried dışında filmin kadrosunda Lewis Pullman (William Lee), Thomasin McKenzie (Mary Partington / Anlatıcı), Christopher Abbott (Abraham Standerin), Matthew Beard (James Whittaker) ve Stacy Martin (Jane Wardley) gibi isimler yer alıyor. Aynı zamanda filmin oyuncu kadrosunda yer alan The Brutalist filmiyle geçtiğimiz yıl Oscar ödülü kazanan besteci Daniel Blumberg‘in filme belli oranda gerilim katmaya çalıştığı aşikâr ancak filmde müzik kullanımı hiçbir zaman belirgin bir karakter kazanamıyor. Bu türden bir yansımaya sebep olan ise filmin dağınık konsepti. Görsel anlamda minimalizmin yoğun biçimde kendini gösterdiği, hızlı kamera kullanımı ve titreşimli ışıklar aracılığıyla Shaker anlatısına sembolik dokunuşların yapıldığı The Testament of Ann Lee’de modern feminist yaklaşımlar sıklıkla kendisini gösteriyor.

Amana Seyfried, Lewis Pullman

Bu anlamda dini geleneğin de referanslarını kullanarak hem görsel anlatımı hem de senaryo biçimini olabildiğince belirsiz apokaliptik imgelere dönüştürüyor. Film, Rönesans sonrası Hristiyan mistisizmi bağlamında sergilenen bedenin mistik yapısını doğrudan tanrısal bağ ile dışa vurmaya çalışıyor. Günümüzde bu türden bir kullanım, içinin tarihsel olarak doldurulması gereken bir anlatı iskeleti ortaya çıkarıyor ve filmi izlemeden önce belli bir araştırma yapmış olmayı, en önemlisi onu bilinçli olarak izlemeye gitmeyi zorunlu kılıyor. The Testament of Ann Lee bu anlamda bugüne kadar katıldığı basın davetlerinde, galalarda ve etkinliklerde kimliğini doğrudan aktaramadı. Bu açıdan yılın belki de en fazla içi doldurulmaya çalışılan ancak bir hayalet gibi etrafta dolaşan filmi oldu diyebiliriz.

Amanda Seyfried

Bireysel Egonun Kolektif Ruh ile Ortaya Çıkma Çabası

Sosyolojik ve psikolojik yansımalarıyla bir anlamda ütopyacı bir toplum inşası yapmaya çalışan Mona Fastvold, The Testament of Ann Lee ile kesinlikle herkesin seyir tadına uyan bir film sunmuyor. Dönemin ahlaki reformunu adeta çoktan sönmüş ve üzerini tozlar kaplamış bir mum gibi kullanıyor. Loş ve doğal ışıkların görsel kimlik ile buluşması da çoğunlukla bundan kaynaklı gözüküyor. Sabit kamera kimi zaman Ann Lee’nin hareketli haline bir nevi denge oluşturmak için köprü görevi görürken kimi zaman ise kendisini otoritenin kişisel çekiciliğine kaptırıyor: Özgürlük söylemi sınırlanıyor, anlatı tamamen performatif folklora dönüşüyor.

Burcu Meltem Tohum

Exit mobile version