M. Night Shyamalan’ın yazıp yönetmiş olduğu en yeni filmi Trap (Tuzak, 2024), gerilim türünün aksiyon kategorisine hizmet ettiği bir köşe kapmaca oyununu anımsatıyor. Aynı şekilde kullanılan ana mekânların yansıması da tamamen bu türden bir koşuşturmayı her sekansta besler nitelikte karşımıza çıkıyor. Bir şeyden kaçma, ardından başka bir olayın, çatışmanın içerisine dahil olma durumlarını sıklıkla karşımıza çıkartan Trap, bir anlamda her sahnesini istediğimiz gibi değiştirsek dahi kompozisyon sarmalında kendimize her seferinde aynı sonu sunduğumuz bir yapım. Tedirginliğin getirmiş olduğu varoluşsal sıkıntıyı tüm film boyunca sırtlayan, Josh Hartnett’ın başarıyla canlandırdığı Cooper karakteri içsel korkusunu; bir konser etkinliği aracılığıyla bağ kurduğu mekânın içerisine inci gibi inşa eder. Bu şekilde neredeyse filmin büyük bir bölümünün Cooper’ın varoluşsal sıkıntısı, gerginliği ve bu iki durumun yaratmış olduğu aksiyon temelli gerilim ile kendimizi bir arada bulabiliriz. Bu anlamda film, ilk etapta izleyiciyi tıpkı Cooper’ın yaşamış olduğu gibi bir alanın içerisine sıkıştırıyor. Bu şekilde tüm görsel kompozisyon alanımız sadece ana karakterin ulaşabileceği yer ile sınırlı kalıyor. Sekanslar arasına dışarıdan herhangi bir görsel yan kompozisyon eklemeyen Shyamalan, izleyicide bir noktaya kadar sanki konser izlemeye / dinlemeye gitmiş gibi bir izlenim bırakıyor.
Davetsiz Misafir Gibi Görünen Hayaletler
Karakterlerin duygu durumlarını bir anlamda pragmatizmin anahtarı olarak kullanan Shyamalan, şüphe durumunu film başlar başlamaz anlatının içerisinde ana baharat olarak katıyor. Bu şekilde izleyici aracılığıyla ayakta tutmuş olduğu enstrümantal psikolojik durumun aksiyon öğelerini, çeşitli gerilim kombinasyonlarıyla kendisine has bir kompozisyona dönüştürüyor. Filmin anlatı içeriğinden ziyade mekân kullanımının ve yansımalarının yoğunlukla dikkat çektiği filmin akışında M. Night Shyamalan’ın kızı Saleka Shyamalan’ın Lady Raven karakteriyle tam anlamıyla uzatılmış bir reklam kampanyasına dönmüş olması ise filmin rahatsız edici faktörü olarak dikkat çekiyor. Bu anlamda çok yönlü bir anlatıma sahip olan film, av ve avcı ilişkisini bilinçli bir rastlantısallık üzerine temellendirerek yıkımı izleyicilerin eline bırakıyor. Filmin tonu bu anlamda korku türünü doğrudan beslemiyor ancak gerilime dayalı aksiyon yanı ve zaman zaman beklenmedik çıkışları karanlık bir polisiye imajı çiziyor. Bu anlamda mekân, anlatı ilişkisi kimi zaman kol kola gitse de film kendi derinliğini yakalamaya hazırlanırken bir anlamda yorucu gelmeye başlıyor. Bu noktada yönetmenin filmin kompozisyonuna eğlence amaçlı muzip bir imaj çizdiğini söyleyebiliriz.
Dişlerini Kendi Etine Geçirmiş Olanla Aynı Kafesi Paylaşmak
Cooper karakteri filmin ilk yarısı için tek olaya bağlı takıntılı biri olarak resmedilirken filmin geri kalanında tam anlamıyla onun hastalıklı geçmişinin içerisinde bir yere yerleşiyor olmamız ve bunun çoğu zaman yakın çekimlerle ifade ediliyor olması bir anlamda filme mizahi bir aroma kazandırıyor. Bu şekilde ilk zamanlarda uzaktan görmeye eğilimli olduğumuz karakterin içsel yapısı biz onu kabul etmeden kendisini kabul ettirmeye çalışıyor. Bu açıdan karakter yapısı bize Michael Powell’ın Peeping Tom (1960) filmini anımsatabilir. Her iki filmin de detayları, sahne kuruluşları ve ana karakter üzerine yükleniliyor olması izleyiciye tek yönlü uçuş bileti sunuyor. Müzik ağırlıklı bir gerilim filmi olarak tasarlanan Trap, ilk yarısında bu sözünü sonuna değin tutuyor. Bir konser mekânının içine hapsolma ve buna bağlı olarak kapalı alanın ortaya çıkarmış olduğu bireysel zorlukların dışa vurumu filmi ilk bölüm bitene değin ayakta tutmaya çalışıyor. Tamamı Saleka Shyamalan’ın tasarlamış olduğu şarkılar üzerinden ilerleyen filmin ritmi günümüz jenerasyonunun bağımlı olduğu kültür yapısına da göz kırpıyor.
Üretimler Arası Mekâna Sadık Kalmak
Bildiğiniz üzere bu yıl Ishana Night Shyamalan’ın The Watchers filmi de Shyamalan Ailesi üretimi olarak sinema tarihinde yerini almış oldu. Trap ve The Watchers’ın ortak yönü karakterlerden ziyade alanın kullanımına sadık kalmaktı. Her iki filmde de alanın kompozisyonu filmin tüm akışını belirler nitelikte. Ebedi bir şimdiki zamanın öznesi olan Cooper ve geçmişte kaldığı bileşik kişiliği, yönetmenin önceki eserlerinden Split (2016) filminin yapısını anımsatıyor. Diğer yandan yönetmenin bizzat kendisinin filmde bir karakter olarak kompozisyonun en kilit noktasında ortaya çıkması da Alfred Hitchcock filmlerini anımsatıyor. Tamamıyla karanlığa gömülen bir karakterin dış etkiler tarafından iç yolculuğuna doğru giden bir serüvenin en muzip ve eğlenceli hale getirilmiş versiyonu olan Trap, M. Night Shyamalan’ın filmografisinde büyük ihtimalle en sevdiğiniz filmi olarak yer almayacak ancak izlerken eğlenmenize izin verecek dinamikleri barındırdığı da su götürmez.

