Her bölümün kapanışını seyirciyi hayli merakta bırakan sonlarla (cliffhanger) bezeyen Severance’ın ikinci sezonu, “Who Is Alive?” başlıklı üçüncü bölümde de bu düsturunu bozmuyor. Başlığın kökeninde elbette Mark Scout’un (Adam Scott) retinasına yakmaya çalıştığı “Kim Hayatta?” imgesi üzerinden Ms. Casey (Dichen Lachman) arayışı yatmakta ancak nasıl “Lumon dinliyor” bilgisi iki yönlü ise, bölüm başlığının da çift anlamlı olduğunu var saymak, en azından Severance kalitesi özelinde mantıklı olacaktır: Çalışma hayatını gündelik hayatından ayırma kararı alarak bir anlamda kendinin farklı bir versiyonunu yaratan outie / dışsal mı, bu yeni yaratılmış kopuk innie / içsel mi yoksa bu bölümün sonunda ilk adımlarına tanık olduğumuz ve belki de “omni” olarak adlandırılabilecek versiyon mu herşeyi başlatan dışsalın (outie) hayatı üzerinde söz sahibidir? Gerçekte hayatta olan veya yaşamayı ve tüm ipleri elinde tutmayı hak eden, bu üçünden hangisidir? Dizinin yaratıcıları Ben Stiller ve Dan Erickson, bu açıdan sağlam bir felsefi dilemma yaratmışlar.
Mevsimsel Bir Tezat ve Exports Hall
İlk sezonun kapanışıyla beraber gölgesi bütün ikinci sezon üzerinde hissedilen Ms. Casey, bu bölümün başlangıcında da ilginç, mevsimsel bir soru sorduruyor. Bölüm son derece soğuk ve karlı bir görüntüyle açılırken (burada yapımcıların detaya gösterdikleri özene de şapka çıkartmak gerek, uzak çekimde kamyonun hafifçe park halindeki arabaya yönelmesi çok ince bir dokunuş), hemen ardından gelen sahnede Ms. Casey’nin fotoğrafını görüyoruz. Ne var ki fotoğraf, olabilecek en güneşli günde çekilmiş. Bu tuhaf tezat, sonraki bölümlerde bir yere varsa da varmasa da, seyircinin dikkatini ve merakını ayakta tutmakta oldukça başarılı.
Bölümdeki bir diğer ayrıntı da, Irving’in (John Turturro) çizdiği kırmızı tuşlu koridorun –önceki yazılarımızda testing floor / test katı olarak anmıştık– Felicia (Claudia Robinson) sayesinde “exports hall” başlığıyla daha net bir kimliğe kavuşmuş olması. İster “testing floor” ister “exports hall” olsun, buranın Lumon çerçevesinde Lumon için bile karanlık işlerin döndüğü bir yer olduğu su götürmez bir gerçek. Dizi etrafında dönen komplo / senaryo teorileri arasında elbette Lumon ile ilişiği kesilenlerin bu bölgeye alındığı, daha da kötüsü onlar üzerinde bazı deneyler yapıldığı var. Biraz daha zorlarsak Ms. Casey’nin gerçek dünyada ölü olarak ilan edilerek Lumon sınırları içinde bir şekilde varlığını sürdürmesi mi söz konusu olduğu bile akla gelebilir. Tabii tüm bunlar şanslıysak bu sezonda, aksi takdirde üçüncü sezonda netleşecek.
Keçilerinizden Biri Kaybolsa Aramaz mısınız?
Sevgili Gwendoline Christie’nin canlandırdığı Lorne karakterine Mark’ın yönelttiği bu sorunun Türkçe’deki bir deyime tam oturması bir yana, dizideki Eagan ve innie’ler, dolayısıyla “İsa Mesih ve koyunları” göndermesine denk gelmesi daha önemli. Lumon bünyesinde neden bir “Memeli Yetiştirme Departmanı” (Mammalians Nurturable Department) olduğuna dair en azından bu bölümde elimizde yeterince veri yok ancak hem bu bölümün başlığında hem de dizinin birçok noktasında gönderme yapılan “ikilik” burada da mevcut, ne de olsa keçi; kavram olarak saflığı temsil etse de, aynı zamanda Katolik inanışında kötülüğün hatta şeytanın fiziksel temsillerinden biri olduğu da göz ardı edilemez, ne de olsa kamera da birçok defa siyah, boynuzlu bir keçi postu giymiş bir MND üyesine (Jared Johnston) yaptığı yakın çekimlerle bu yan anlamı destekliyor.
Bakış Yüklü Bir Bölüm
Bölümün başında Helly (Britt Lower) ile Irving kısa ile uzun arasında bir süre bakışınca, zaten aklımızda “acaba Helly kendini ayrıştırdı mı yoksa ajan olarak mı orada?” sorusu varken oldukça şüphe çekici bir durum doğmuş oldu. Ancak asıl bakışma, Helly ile Mark arasında, MND’ye girmeden önce gerçekleşiyor, o kadar ki bu bölümü yöneten Ben Stiller sanki sinema tarihindeki klasik bakışmalara gönderme yaparak seyircinin beklentileriyle dalga geçmek istemiş gibi. Böyle diyoruz çünkü iki karakter tam 46 saniye boyunca bakışıyor! Bu ikinci, Helly’nin ayrık (severed) olup olmadığı konusunda fazlasıyla şüphe uyandıran bakışmadan sonra Helly ile Ms. Cobel (Patricia Arquette) arasındaki gerilim yüklü bakışma / görüşme de bölümün en iyi sahnelerinden, ona birazdan değineceğiz. Bölümdeki kronolojik sırayla üçüncü bakışma ise Seth Milchick (Tramell Tillman) ile Natalie Kalen (Sydney Cole Alexander) arasında gerçekleşti ve bu 25 saniyelik bakışma süresince ekrana hiyerarşik rekabet, düşmanca duygular, aşağılama, korku ve belki bir miktar da cinsel gerilim yansıdı. Natalie’nin Lumon bünyesindeki yeri sağlam görünse de her hareketinin yapay olması nedeniyle hiçbir şeyden emin olamıyoruz.
Natalie ile Milchick arasındaki bakışmanın nedenine de değinelim; ilk sezondan bu yana birçok defa gördüğümüz ve Optics & Design bölümünün sağladığı Kier Eagan çizimleri. Bu sefer çizimlerde beyaz Kier Eagan yerine, onun siyahi versiyonunu görüyoruz. Lumon bu sayede Afrikalı Amerikalı Seth Milchick’in, kendisini “temsil edilmiş” hissetmesini sağlamaya çalışmış, ne var ki Milchick’in çizimlere hayal kırıklığına uğramış bakışında da görebildiğimiz gibi, bu hediye Lumon’un her ırktan çalışanına değer verdiğini göstermek bir yana, daha çok ırksal eşitliğe ne kadar yüzeysel, çocukça hatta ırkçı bir açıdan baktığını tekrar hatırlatmış oluyor.
The Shawshank Redemption’a Saygı Duruşu
Helly ile Ms. Cobel’in bakışmalarının yer aldığı gece çekimi gerçekten harika, çünkü birçok gangster filmine çok incelikli bir gönderme yapmışlar. Başka filmlerden de örnek verilebilir belki ama Helly’nin Ms. Cobel’e “gelin, kurulla görüşüp yeni bir başlangıç yapalım” demesiyle hemen zihnimde canlanan film, IMDb’nin zirvesinde yer almayı her saniyesiyle hak eden Esaretin Bedeli (1994) oldu. Filmde hapishane müdürü Norton (Bob Gunton), Andy Dufresne’in (Tim Robbins) suçsuzluğunu kanıtlayacak tek şahit olan Tommy’yi (Gil Bellows) öldür(t)meden önce onunla konuşur, ona “insan gibi” davranır ve bir sigara ikram eder. Helly’yi canlandıran Britt Lower’ın bakışları, mimikleri ve özellikle beden dili o kadar ustalıklı bir şekilde az önce bahsettiğim sahnedeki Bob Gunton’ın hareketlerini taklit eder ki, kamera manevralarıyla ve Patricia Arquette’in oyunculuğuyla birleşince The Shawshank Redemption’daki söz konusu sahnenin aklımıza gelmemesi neredeyse imkansız. Sinema tarihinin biz seyircilerin zihnine işlemiş olmasından başarıyla yararlanılmış bir sahne, Ms. Cobel’in aslında Lumon’dan ne derece korktuğunu anlatmak için çok yerinde bir tercih olmuş.
Sonuç
Sonda ilk sezonun “kahramanı” Petey (Yul Vazquez) ile olan bağı üzerinden tekrar ortaya çıkan Asal Reghabi karakteri (Karen Aldridge) büyük önem taşıyor. Bölüm resmen Reghabi’nin Mark’ı bir omni’ye, diğer bir deyişle içseli ile dışsalının ayrık hayatlarının tüm detaylarına hakim olan yeni bir bilince dönüştürmesiyle bitiyor, dördüncü bölümde neler olacağı elbette merak konusu. Öte yandan hayal meyal de olsa ilk sezonda Irving’in içsel / dışsal sınırındaki bozulmalar nedeniyle çektiklerini, aynı şekilde Petey’nin de, Reghabi’nin onu tekrar Lumon’a entegre etmesiyle bilinç kopuklukları yaşadığını hatırlıyoruz, bu tür bozulmalar Mark’ın da başına gelecek mi, ya da “reintegration” başarılı oldu mu hep birlikte göreceğiz.
SEVERANCE 1. Sezon (9 Bölüm, 9 Eleştiri Yazısı – Burcu Meltem Tohum)

