79. Cannes Film Festivali’nde Séances de minuit (Geceyarısı Gösterimleri) kategorisinde gösterilen Quentin Dupieux’nün yeni filmi Full Phil (2026), filmi izlerken izleyicinin aklına adeta La Grande Bouffe (Büyük Tıkınma, 1973), Le Charme discret de la bourgeoisie (Burjuvazinin Gizli Çekiciliği, 1972), Playtime (Oyun Vakti, 1967) ve It Came from Beneath the Sea (Ahtapot, 1955) gibi filmleri getiriyor. Senaryonun kendisi de Quentin Dupieux’ye ait olan Full Phil’in başrollerinde Woody Harrelson (Philip Doom), Kristen Stewart (Madeleine Doom), Charlotte Le Bon (Lucie) ile Emma Mackey ve Raphaël Quenard gibi isimler bulunuyor. Avrupa-Amerikan ortak yapımı olan film, bir aile drama atmosferiyle anlatısının girizgahını oluşturuyor. Günümüz absürd sinemasının özgün yönetmenlerinden biri olan Dupieux, komedi öğesini bu sefer filminde modern bir yabancılaşma üzerinden ele alıyor. Yer yer karakterlerin psikolojik krizleri senaryonun temelini süslüyor. Bunu takiben varlığın anlamsızlığı üzerine de felsefi bir bakış açısı geliştiren Full Phil, bir anlamda tam da adının anlamını, içeriğinde doğrudan veriyor (İngilizce’deki “gerçekleştirmek, yerine getirmek” anlamlarına gelen “fulfill” fiiline yapılan göndermeyi unutmadan).
Anlatım biçiminde toplamda 3 görsel akış katmanına sahip olan filmde en önemli katmanı baba-kız ilişkisini yansıtan Philip Doom ile Madeleine Doom kapıyor. Bunu takiben zaman zaman Madeleine’in kendisinin izlediği film de Full Phil’in ikinci katmanını oluşturuyor. Üçüncü katman ise filmin tamamen küçük bir diliminde yer alıyor ve o da Madeleine’in izlediği filmin içinde film olarak kendisini var ediyor. Bu şekilde hem görsel akışta hem de senaryonun içerik akışışında bu katmanlar birbirleriyle adeta masa tenisi oynar gibi oynuyor. Her bir anlatım katmanı uzun bir cümlenin birbirini destekleyen virgülleri gibi akış gösteriyor. Bu şekilde incelikle işlenmiş olan Full Phil, izleyiciye sadece gülüp geçeceği bir düzenek sunmuyor, aksine elindeki komik unsuru hem kültürel hem sosyolojik hem de politik çerçevede besleyerek izleyicinin düşünmesi için alanlar oluşturuyor. Bunu yaparken bu alanlarda izleyicinin serbest dolaşımı için bilinçli bir şekilde boşluklar oluşturmayı da ihmal etmiyor. Bu da izleyicinin, filmin akışı boyunca sadece düz bir çizgiyi takip edip anlam arayışı içinde kaybolmasını engelliyor.
Kültürel Tükenişin Kendisi Bir Menü Olunca
Filmin açılış sahnesinden itibaren Kristen Stewart’ın karakterini sürekli bir şeyler yerken görüyoruz. Bu doğrudan tüketim toplumuna göndermede bulunurken ayrıca karakterin amansız davranışları da çağdaş toplumun anti sistem karakteri olarak kendisini var ediyor. Buna karşın Woody Harrelson karakteri ise sistemden yorulmuş bir figürü yansıtıyor. Böylece birbirinde hem jenerasyon hem de karakter yapısı olarak farklı bir gösterge çizen ikili elitist yapı üzerinden kültürel çöküş, kapitalizmin insan doğası üzerindeki yansıması gibi temalara doğrudan dokunuyor. Full Phil bu türden temalara değinmek adına gündelik hayatın basit malzemelerini kullanıyor. Bu da filmin görsel düzlemde anlatım yapısını yumuşatırken içerik bakımından filme daha yoğun ve düşünsel bir atmosfer ekliyor. Böylece yönetmenin alışılmış mizah dokunuşuyla karakterlerin varoluşsal korku krizleri iç içe geçiyor. Gastronominin filmde kendisini yoğun bir biçimde göstermesi bir medeniyet sembolü olarak kullanılıyor ama aynı zamanda bu faktör, karakterler arası yabancılaşma da oluşturuyor. Paris arka planda, filmde bilinçli bir şekilde restore edilmiş bir mekânı andırıyor. Paris’in şehir kimliğiyle öne çıkarak özellikle yer aldığı noktalarda, kent doğrudan eleştiri yağmuruna tutulmuş bir mekan olarak karşımıza çıkıyor. Bu da karakterleri birbirine yakınlaştırmak yerine adeta birbirinden uzaklaştırmak için bir etki olarak kendisini var ediyor.
Ruhsal Boşluğun Kendisini Özgür Kılmaya Çalışması
Filmin adının metaforik ve psikolojik bir şekilde görünür hale gelmesi filmin içeriğine hiçbir zaman aşırı yükleme yapmıyor. Aksine filmin fikrini başlangıçtan sonuna değin gururlu bir şekilde taşıyor. Yazının başında değindiğimiz (to fulfill) Türkçe karşılıklara “aşırı yüklenmiş, dolu, eksiksiz, taşmış” anlamlarını da eklediğimizde, filmin adı içeriksel olarak sınırların aşılmasını ve durumun ihlal edilmesi gibi göndermelerle sahte, boşlukta sallanan salt bir çöküşün kimliğini işaret ediyor. Paris’in sözde bunaltıcı atmosferi bir yandan bu ismi desteklerken, diğer yandan ise ortaya çıkan krizin sessizce büyümesine olanak tanıyor. Ego, para, kültür gibi konularda tamamen doymuşluğu yansıtan bu isim karakterlerin ruhsal boşluklarına odaklanıyor. Bu şekilde Quentin Dupieux, içi doldurulamayanı nasıl patlatacağını çok iyi biliyor. Öte yandan boşluk bireyi tüketen, onun kimliğinden bir şeyler çalan ve yarığı giderek açan bir etmen olduğu için ironik ancak oldukça gerçekçi, acı bir dokunuş yaratıyor. Filmin görüntü yönetmenliğini de Quentin Dupieux yapıyor ve bu ayrıntı filme oldukça iyi bir dokunuş katıyor. Filmin müziklerini ise Siriusmo üstleniyor ve eğer yönetmenin bir önceki filmi L’Accident de piano’yu izlediyseniz Full Phil’de de aynı ritim ve tınıları rahatlıkla bulabilirsiniz. Oldukça steril aynı zamanda simetrik bir anlatımı olan Full Phil, Avrupa-Amerikan ortak yapımı olsa da asla doğrudan Hollywood yapısını kendisine çekmiyor. Full Phil ciddi anlamda Dupieux’nun imzasını taşıyan modern dünyanın ironik, saçma yapısını bireyin varoluşsal krizi ile harmanlayan, bu anlamda izleyiciyi güldürürken aynı zamanda huzursuz eden bir film. Tavsiye edilir.

