LE DEUXIÈME ACTE: Absürt Tiyatronun Küllerinden Kaleler Yapmak

77. Cannes Film Festivali’nin açılış filmi olarak seçtiği Quentin Dupieux’nün son filmi Le deuxième acte (İkinci Perde, 2024) gerçeklik algısının kurgudaki yoksunluğu ile yumuşak bir şekilde alay eden bir yapım. Yönetmenin diğer işlerini, özellikle Daaaaaalí! (2023) filmini anımsıyorsanız Le deuxième acte filminde “bir sonraki seviye” ile karşılaşabilirsiniz. Sinemanın klasik yansımalarını filmlerinin ruhundan tamamen soyan ve oldukça alaycı, yenilikçi yapısıyla dikkat çeken Dupieux, festivalin yarışma dışında yer alan (Hors Competition) bu filmiyle, tanıdığımız görsel geleneği ortadan kaldırıyor. Filmin başrollerinde Louis Garrel, Léa Seydoux, Vincent Lindon, Raphaël Quenard ve Manuel Guillot yer alıyor. Kırsal bölgeyi arka planına alan açılış sekansıyla anlatımının perdelerini aralayan Dupieux, ilk önce izleyiciyi çok kısa süren bir anlatının gerçekliğine inandırıyor ve sonra “size bir şaka yaptım, aslında gerçek olan tam olarak bu değildi” tarzında bir ifadeyle kurgusunu yıkıyor. Bu şekilde kimseye benzemeyen tarzıyla görsel olanda sinema dilinin tüm anlatılarını alt üst ederken diğer yandan bunu senaryo yazımında da gösteriyor. Bu şekilde kamera kullanımı da karakterleri hiçbir şekilde belli bir anlatı hapishanesine yerleştirmiyor, aksine onları olabilecek en ferah bölgeye doğru bir yürüyüşe çıkarıyor.

Léa Seydoux & Raphaël Quenard

Gerçeklik Algısını Yıkan Kurgunun Kişilik Bozukluğu

Tamamı gergin diyalog ağırlıklı olan filmde minimalist çekim açılarıyla insan ilişkileri, varoluş, eşcinsellik, özgürlük gibi konulara değiniliyor. Karakterler kimi zaman belli bir rolün içerisine girerek kendileriyle sözsel alışverişe girerken kimi zaman yaratılan diyaloglar kesinlikle maskesiz bir ortam hazırlayarak, seyirciyi sinemanın yaratmış olduğu kurgusal gerçeklik algısı üzerine düşünmeye itiyor. Karakterler arasında sürekli yaşanan içerik değişikliği onlara farklı açılardan bakmamızı sağlarken diğer yandan iğneleyici bir mizah tarzı ile sürekli kendisini ön plana atan kompozisyon, masasına herkesi davet ediyor ancak herkese aynı içkiden ikram etmiyor. Diyalogla buluşan eylemlerin akışı kendisine ne zaman bir beden bulsa o anda diğer karakterlerin varlığını yok etmeye çalışıyor. Bu şekilde filmin başından sonuna değin gerçekliği tamamıyla tüketme arzusu hâkim. Uzun sekansların ve birbirinin içerisine giren diyaloglarla komedinin ağızda lastik tadı bıraktığı bir akışa bizi davet eden Le deuxième acte, adı itibariyle asla birinci perdeye yönelik bir detay vermiyor. İzleyiciyi doğrudan ikinci perdeye çekiyor ve tıpkı karakterler üzerinde kurmuş olduğu anlatımsal sıkışmışlık hissi gibi filmin tüm kompozisyonunu da tek bir alana sıkıştırıyor. Film, her ne kadar arka planında şehir kavramından tamamen uzak bir doğa bulundursa da, tabiatın kendi gerçekliğinde basıklık yarattığı o havayı oldukça etkin bir şekilde yansıtıyor.

Louis Garrel & Vincent Lindon

Meta Dünyanın İlk Meta Elmasını Isırdığımızda

Yazım aşamasında yapay zekâ ile birleştirilen senaryonun akışı, takip edilmesi gereken bir kurgu sunmuyor. Öte yandan bu durumun filmin asıl amacına hizmet ettiği çok açık bir şekilde gösteriliyor. Bu şekilde yapay gerçeklikte tamamen savunmasız kalındığında ortaya çıkabilecek olasılıkları takip ediyoruz. Sinema sanatının bilindik akışını takip etmeyen ve bu sanatın müzik, klasik kurgu gibi unsurlarıyla ilgilenmeyen Le deuxième acte, gerçeküstü bir anlatım tarzına sahip. Bu durum ona özel bir hava kazandırsa da kimi yerlerde anlatıyı doyurmuyor. Sinemayı kurgunun içinde harabeye dönüşmüş bir yansıma olarak gören ve bunu bir ayna gibi yansıtan Quentin Dupieux, herkesin bildiği ancak kimsenin konuşmaya ne yeltendiği ne de yeltenmek istediği bir konuyu soru sormadan kendi cevabıyla tam olarak masanın ortasına bırakıyor.

Manuel Guillot

Özellikle bunu biçimsel olarak Manuel Guillot’nun oynadığı karakterle oldukça iyi aksettiriyor. Öyle ki bu dışavurum filmin 77. Cannes Film Festivali’de kullanılan afişinde rahatlıkla karşımıza çıkıyor. Yarım yamalak doldurulmuş şarap bardakları ve kimsenin içmeyeceği ancak masanın tam ortasına emanet gibi bırakılmış içkiler Guillot’nun titrek elleriyle kendi aldatıcı gerçekliğine kavuşuyor. Le deuxième acte içerisinde birçok gizemi barındıran bir film; yönetmenin Festival boyunca bu çalışmasına yönelik hiçbir röportaj vermeyeceğini açıklaması ise bu gizemi daha da büyüten bir alan açıyor. Festivalin basın toplantısına da sırf “kibar olduğu için” geldiğini belirten Dupieux, tıpkı filmlerinde yaygın bir şekilde kendisini var eden alaycı tonu her fırsatta besleyen bir başka alayı da kendi tarzında harmanlamış oldu.

Louis Garrel

Somut Bir Dayanak Aranmaması Gereken Bir Film

77. Cannes Film Festivali boyunca gazetecilerin hiçbir sorusuna cevap vermeyen ve verse de cevapların hiçbir elle tutulabilir gerçeği yansıtmaması durumuyla adeta bir yapay zeka kodlaması sonucu ortaya çıkmış bir basın toplantısı gerçekleştiren filmin ekibi, tam anlamıyla Le deuxième acte’a uygun bir kılıfı kendilerine giydiriyor. Bu bağlamda filmin kurgusu hiçbir şekilde genişletilemediği için film sadece izlenildiği noktada kalıyor. Yapay zeka ve #MeToo hareketini bazı açılardan tiye alan Le deuxième acte, kendi içinde coşkun olan bir metasinema kavramının cansız pencerelerinin perdelerini sadece birer figüran olmaktan çıkarıyor.

Burcu Meltem Tohum

Bir Cevap Yazın