Site icon Dial M for Movie

COLONY: Enfeksiyonun Kolektif Bilinç Manifestosu

Geçtiğimiz 79. Cannes Film Festivali’nde Geceyarısı Seansı (Séance de Minuit) kategorisinde gösterilen Yeon Sang-ho’nun yeni filmi Colony (2026), klasik bir zombi saldırısına farklı bir dokunuş getiriyor. Filmin adeta bir dans şölenini andıran koreografisi dışında konusu her ne kadar klasik bir zombi filmine göre teknik açıdan farklı bir akış takip etse de Vince Gilligan’ın Pluribus (2025) serisini anımsatan yönleri mevcut. Bu noktada en belirgin benzerlik elbette “kolektif” hareket etme biçimi, dolayısıyla daha temel bir örnek vermek gerekirse, Star Trek: The Next Generation (1987-1994) serisindeki Borg’ların çalışma biçimini fazlasıyla andırıyor. Yeon Sang-ho, burada farklı olarak bu tekniği zombi enfeksiyonu üzerine yerleştiriyor. “Diğer zombileri yöneten alfa zombi” kavramını geçen seneki 28 Years Later’da (Danny Boyle) görmüştük ama yine de ortak bilinçle hareket etme, bu türde yapılan filmler üzerine farklı bir renk getiriyor. Öğrenilen ve bununla birlikte aktarılan bir organizma olarak kendisini gösteren enfeksiyon biçimi, ortak bir zekâ bağlantısıyla toplumsal alegori yanılgısını cilalıyor. Bu bağlamda klasik zombi anlatısına yeni bir formül kazandırarak ilerleyen Colony, bireyselleşme kavramını yıkarken zombilerin varlığı ile toplumun tekelleşmiş, aynı sıradanlığına da vurgu yapıyor. Ancak aksiyon seviyesi oldukça yüksek olduğu için filmin okumasının bu yöndeki detayları havada kalıyor. 

Ji Chang-wook

Kıyametin Dikey Versiyonu

Saf aksiyon ve korku enerjisini filmin başından sonuna değin salgılamaya çalışan ve bu özelliği filmin her karesine izleyiciye nefes aldırmadan yediren Colony, biyolojik bir tehdit ile yüz yüze kalmaktan ziyade bireylerin enfeksiyon aracılığıyla ortak öğrenme mekanizmasının tehditkâr yanına odaklanıyor. Film, mekân olarak daha çok dev bir alışveriş merkezinde geçiyor. Bu binanın tasarımı görsel kompozisyonda karakterlerin daha çok dikey bir biçimde merkezleşmesine neden oluyor. Katlar arasındaki geçişler, asansör boşlukları, katlar arasında gergin iniş çıkışların kareleri doldurması binayı kullanım açısından pratik bir konuma getiriyor. Bu da kimi zaman sahnelerin bir oyundan alındığını hissettirecek kadar yapaylaşmasına neden olabiliyor. Diğer yandan hayatta kalma meselesi katlara çıktıkça bir nevi level atlama pozisyonunu aldığı için de filmin dinamiği tek mekân içinde oyuna benzer aksiyon yapısını destekliyor. 

Organik bir sürü bilinci akışında ilerleyen karakterlerin yapısı kimi zaman izleyiciye gerilim duygusu yansıtmak yerine dans ve dövüş koreografilerini anımsatıyor. Filmin başrollerinde Jun Ji-hyun (Se Jeong), Koo Kyo-hwan (Seo Yeong Cheol), Ji Chang-wook (Choi Hyeon Seok), Kim Shin-rock (Choi Hyeon Hui) ve Go Soo (Han Gyu Seong) gibi isimler var. Yüz deformasyonları, yaralar ve deri dokuları görsel düzlemde filmin kamera diline renk katarken diğer yandan filmdeki bedensel dönüşüm anları görsel düzlemde fiziksel bir etkileşim yaratıyor. Tek organizmadan çıkan ses dalgası oldukça bilinçli işlenilmiş, sistematik bir formül doğuruyor. Yönetmenin bu türdeki en son filmi olan Train to Busan (2016) sonrasında yine aynı temalara dokunan bir film ile izleyici karşısına çıkması özellikle yönetmenin takipçileri açısından büyük bir beklenti doğuruyor. Ancak Colony, içerik yapısı gereği Train to Busan filmiyle hiçbir yakın etkileşime girmiyor. Bu, yönetmenin bu yazı yayımlanırken post-prodüksiyonda olan Lost Paradise filminin de Colony’den sonra merak uyandırmasına engel değil elbette. 

Jun Ji-hyun

Virüs Teknolojisi

2019 pandemisi sonrası virüs temalı filmler kategorisinde kendisine 2026’da bir halka edinen Colony, içerik bağlamında gözetim teknolojisini eleştirirken, akla insanlığın yarattığı herşeyi sömürüp sistemli bir şekilde kusması açısından yapay zekanın günümüzdeki konumunu da getiriyor. Virüs tabanlı ortak izleme, veri takip etme sistemi kendi ekseninde hızla dönüyor. Kümeleşme, ayrışma ve sonradan tekrar kümeleşme gibi kendi içerisinde belli bir sistematik çizgiyi takip eden virüsün varlığı karınca kolonilerine de doğrudan göndermede bulunuyor. Filmin görsel anlatım tonu daha çok grimsi metalin üzerinde yeşile çalan küflenmiş renkte şeklini alıyor. Enfeksiyonun doğrudan öldürmemesi ancak bedenin organik mekanizmasını ortak bir işleyişe doğru dönüştürmesi ve bu şekilde kişiye özel olan doğal kimliğin silinerek kolektif bir sisteme dahil olması (film 1980’lerde gösterime girmiş olsaydı direkt sosyalizm korkusuyla çekilmiş denebilirdi) Colony’yi ön plana çıkaran ancak sinemasal çerçevede pek de yükseltmeyen bir özellik. Diğer yandan günümüzün sosyal medya sistemiyle otomatikleşen iletişim becerileriyle de benzerlik taşıyan bu tür yansımalar filmde kendi sistem eleştirisini yapıyor ancak bunu yaparken hikâyenin aksiyonu içeriğin kendisinden çok ön plana çıkıyor ve mesaj niteliği taşıyabilecek unsurlar bu vesileyle birer birer yıkılıyor. 

Kendisine oldukça kontrollü bir oyun alanı seçen Yeon Sang-ho, önceden planlanmış, temkinli sahne modellemesi ile veri paylaşımı, süperorganizma yaratma mantığıyla organik bir teknoloji paranoyası yaratıyor. Ana karakterlerin çizimi, dans, oyun ve dövüş koreografilerini anımsatan zombi figürlerinin önüne geçemiyor ve alışılanın aksine silik kalıyorlar. Bu da filmi deneyimleyen izleyicileri sadece tek bir dikkat noktasına doğru yönlendiriyor. İnsanın bireyselliğini kaybetmesini alt metinde yansıtmak için her açıdan uğraşan Yeon Sang-ho, mantıkla değil tamamen elde edilen veriler çerçevesinde gelişme halinde olan teknolojiye karşı Colony’yi eleştirel bir silah gibi kullanıyor. Enfeksiyon ile evrimleştiği düşünülen bireyin kimliğini yetirmesini ve tamamen çöküşünü konu alan film, insanlıktan geriye bir şey kalmadığının altını çizmeye çalışsa da, elinde bu tür mesajları izleyiciye derin bir şekilde aktarmaya yetecek görsel malzeme barındırmıyor. Sonuç olarak görsel aksiyonunun her karede tavan yaptığı Colony, bu tür bir mesaj kümesini aktarmak için doğru bir tercih değil. 

Burcu Meltem Tohum

Exit mobile version