GODZILLA MINUS ONE – Bir Görsel Efekt Zaferi

Dünya Prömiyerini 1 Kasım 2023’te Japonya Uluslararası Film Festivali’nde yapan ve yönetmen koltuğunda Takashi Yamazaki’nin oturduğu Godzilla Minus One (Gojira -1.0) 2024’te son derece sınırlı olarak birkaç ülkede bazı festivaller kapsamında gösterildikten sonra, resmen ortadan kayboldu. O kadar ki, prodüksiyon şirketlerinin ve tabii ki sinema emekçilerinin kabusu haline gelen “internet ortamında” dahi filme aylarca ulaşılamadı. Bunun bir sebebi de Godzilla x Kong: The New Empire adlı Hollywood filminin 29 Mart 2024’te ABD’de gösterime girmesi oldu, zira Godzilla’nın haklarını doğal olarak elinde bulunduran Japon Toho firmasıyla Warner Bros arasındaki anlaşmaya göre, piyasayı gereğinden fazla meşgul etmemek adına aynı yıl iki Godzilla filmi gösterime sokulamıyor. Yalnız bu sınırlamanın Toho’dan ziyade ABD kökenli prodüksiyon firmalarını köşeye sıkıştırdığını da hatırlatalım. Godzilla Minus One 2023’te, Godzilla x Kong ise 2024’te gösterime girmiş olsa da Godzilla Minus One’a olan ilgi ve merak özellikle Oscar ödülleri sonrasında öyle büyüdü ki filmin ABD’de Mart ayında genel gösterime girmesi beklendi, tabii yapım şirketleri arasında kapalı kapılar ardında konuşulanları bilmek mümkün değil. Godzilla Minus One’ın ev sinemasındaki yansıması bile hala oldukça kısıtlı, örneğin güzel bir Blu-ray edisyonu sadece Japonya’da satışta, tabii Amazon Japonya (burada) tüm dünyaya gönderim yapıyor ancak setteki herşey Japonca. Uzun sözün kısası görsel efektleriyle öne çıkan bu önemli filme en sonunda Netflix ile kavuşabildik, film 1 Haziran’dan beri yayında.

Ryunosuke Kamiki

Görsel Efektler

Öncelikle yapımın öne çıkan özelliğinden, görsel efektlerinden bahsedelim zira senaryosu bir Godzilla filmi için oldukça tuhaf, nedenlerine daha ileride değineceğiz. Görsel efekt yaratmak için sinemada en sık kullanılan teknik elbette yeşil veya mavi ekran. Ne var ki eğer bir yeşil ekran / perde önünde çekim yapıyorsanız, yeşil fonun önünde duran oyuncunun üzerinde yeşil renk bulunamaz, oyuncu şeffaf kıyafet giyemez veya bu özellikte bir aksesuar takamaz, misal elinde bir bardak su tutamaz (tutacaksa da bu bir post-prodüksiyon kabusuna yol açabilir). Dolayısıyla mükemmel bir yöntem değil, yine de çok sık başvuruluyor. Yeşil ekranlı çekimlerde ise kilit nokta, yeşil fon önünde duran oyuncular veya dekor ile, yeşil ekrana yansıtılan görüntülerin birleşim noktaları. Dikkatli veya bu konuda eğitimli gözlerden kaçması zor olan bu ayrıntılar, fark etmeye başlayınca tüm film deneyimini negatif yönde etkileyebiliyor.

Godzilla Minus One’ın başarısı ise, sadece canavar imgesini yaratmak için değil, bu birleşim noktaları için de bir o kadar emek harcamış olmaları. Örneğin Godzilla’nın okyanus içinde ilerlediği sahnede tamamen yeşil fon kullanmak sırıtacağı için, suyun bir kısmını bile CGI olarak üreterek gerçek okyanus görüntüsüne yedirmişler, bazı sahnelerde post prodüksiyon notlarından öğrendiğimize göre sadece suyun hareketi bile 500 Terabayt’lık yer kaplıyormuş, dolayısıyla var olan teknolojik / bilişimsel imkanların sonuna dek zorlandığı ve ayrıntılar üzerinde fazlasıyla durulan, emek harcanmış bir yapım var karşımızda.

Godzilla Minus One’ın bir diğer başarısı da tabii ki meşhur canavarın pek sabit durmaması, ne de olsa 1954’ten bu yana Toho Stüdyosu’nun çekmiş olduğu 30 küsur Godzilla (Gojira) filminde yer alan canavarlar ya maketten ibaretti ya da canavar kostümü giymiş oyuncular tarafından canlandırılıyordu. O kadar ki bir Gojira filminde canavarın neredeyse hareketsiz olarak, ellerini veya başını bile fazla oynatmadan şehirde yürümesi ve bu şekilde etrafa dehşet saçması, alışılagelmiş bir durumdu ve seyirciler tarafından yadırganmıyordu. Godzilla Minus One’ın uluslararası basın ile paylaşılan ilk görüntülerinin ise canavarın önce sabit, maketmiş gibi yavaşça yürüyüşünün hemen ardından boyun kasları ve gözlerine, ağız yapısına varıncaya kadar her yerinin inandırıcı bir şekilde hareket edebildiğini gösteren bir sekanstan oluşması tesadüf değil. Özetle sadece canavar imgesi üzerinde değil, canavarın ve sayısız görsel efektin “gerçek dünyaya” entegre edilirken seyircinin gözünü rahatsız etmemesi için ayrıntılar üzerinde de yoğun bir çalışma yürütülmüş, başarıya da ulaşılmış.

Bu sekans Gorecki’nin tınıları eşliğinde çok ustaca çekilmiş, aksiyon ritmi yerinde, son derece dokunaklı bir sahneydi (Shikishima canavara dönüp bağırana dek).

Japonya’nın Bağrından Çıkan Bir “Amerikan Filmi”

Bu başlığa bakıp da “Japonya’dan Japon filmi çıkmalı” gibi gerçekdışı bir iddiada bulunduğum anlaşılmasın, ne var ki söz konusu atom bombası olduğunda, Japonya ile ABD’nin konuya bakışları oldukça farklı, bunu çok yakın zamanda Oppenheimer ile de görmüş olduk. Atom bombasından bahsediyorum zira Godzilla’nın, daha doğrusu Gojira’nın temsil ettiği tam da bu: Genel düzlemde atom bombasının, özelde ise 1945’te Hiroşima ile Nagasaki’ye atılan atom bombalarının Japon toplumu üzerinde yarattığı etki. 1954’te vizyona giren ilk Godzilla filmi Gojira’nın yönetmeni Ishiro Honda (1911-1993) bir röportajda şöyle der: “Godzilla sıradan bir canavar veya bir dinozor olsaydı, bir top mermisiyle öldürülebilirdi. Ancak bir atom bombasına eşit bir canlı olunca, onunla ne yapacağımızı bilemezdik. Ben de o nedenle atom bombasının tüm özelliklerini alıp Gojira’ya uyguladım”. Aynı şekilde 1954 tarihli filmin prodüktörü Tomoyuki Tanaka da şöyle der: “En başından beri filmin teması, atom bombasının yarattığı korkudur. İnsanlık atom bombasını yarattı, doğa da bu şekilde insanlıktan öcünü alıyor”. Dolayısıyla bugüne dek çekilmiş 33 Gojira filminin her biri, dayandığı hikaye gereği atom bombalarına bir tepki içerir, canavarın varoluş sebebi Hiroşima ve Nagasaki bombalamalarıdır.

Kuranosuke Sasaki, Hidetaka Yoshioka, Miou Tanaka

Godzilla Minus One için, hikayenin yukarıda özetlediğimiz temeline sadık değildir diyemeyiz, ikinci kez izlediğimde birçok güzel ayrıntı, hatta ayrıntının ötesinde veri mevcut bu konuyla ilgili. En başta canavarın radyoaktif özellikleri ve sinirlendiğinde bir atom bombasının yarattığı etkiye eşdeğer patlamalara yol açması, Godzilla’yı doğrudan Japon halkının atom bombalarına karşı duyduğu dehşete bağlıyor. Öte yandan, insan ister istemez filmde Godzilla’nın ortaya çıkış nedenini 6 ve 9 Ağustos 1945’te ABD’nin attığı iki atom bombasına bağlayan bir sekans arıyor. İlginç bir şekilde böyle bir sekans yok: Filmin başında “1945, Savaşın son günleri” yazısı çıkıyor, savaş sürdüğüne göre bombalar henüz atılmamış, hemen ardından gelen sahnede ise ekranda görünen yazı “Aralık 1945”. Filmin sanki 6 ve 9 Ağustos felaketinden bahsetmeyeceğini özellikle duyurur gibi bir hali var.

Filmin 27. dakikasında ise, “1946 Bikini Atoll Nükleer Testi” başlığıyla, 4 saniye (!) süren bir görüntü paylaşılmış, atom bombası mantarının ardından da alevler içinde bir Godzilla görüntüsü. ABD’nin 1946 ile 1958 yılları arasında bu bölgede toplam 24 nükleer deneme yaptığı düşünülürse, film iyi bir noktaya parmak basıyor, ancak canavar kısa bir sahneyle değil çok daha dramatik bir sekans aracılığıyla 1945 patlamalarına veya daha sonraki nükleer denemelere bağlanabilirdi. Zaten bilinen bir şeyi Japon halkına neden tekrar söylesinler gibi bir sav öne sürülebilir, ancak o zaman canavarın adı niçin neredeyse filmdeki her karakter tarafından şaşkınlık içinde defalarca telaffuz ediliyor? Japon kültürü Gojira ile fazlasıyla haşır neşir, aynı mantıkla canavarın adı filmde hiç geçmese bile olurdu.

Filmde Godzilla’yı ABD’nin nükleer testlerine bağlayan tek sahne, o da sadece bir stok imge.

Filmin (A)Politik Yönü

Uzun sözün kısası verilen Oscar ödüllerinden de anlaşılacağı üzere ABD, Godzilla Minus One’da “yeterince” ABD eleştirisi görmemiş olacak, ki haklılar da. Hatta filmde birkaç yerde Japonya kast edilerek “bu ülke hiç değişmeyecek mi?” şeklinde negatif anlamda replikler mevcut. Kamikaze pilot sistemine tepeden, daha doğrusu 2020’li yıllardan bakılması da ayrı konu tabii. Japonya’yı eleştiren bir Japon filmi Hollywood’un hayli hoşuna gitmiş olmalı. Bir başka noktada ise Godzilla’nın ilk saldırısından bahsedilirken bir karakter “ben onu ABD saldırısı sanıyordum” derken, diğer karakter “hayır, Godzilla idi” anlamına gelecek şekilde başını sallıyor! Gojira evreninde ikisi aynı şey? Üstelik bu şekilde ABD ile Godzilla’yı apayrı noktalara yerleştiren film, suçlu ararken SSCB’nin adını dahi geçiriyor. Filmin bir sahnesinde ise “kendi yarattığımız canavarla kendimiz baş edelim istiyorlar” repliği geçiyor… Gojira’yı Japonya yaratmış demek, pes.

Miou Tanaka (en sağda)

Tarih dersine hiç gerek yok ancak kısaca hatırlatalım, 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı bitmek üzereyken sadece Japon İmparatoru Hirohito teslim olmayı reddedince ABD 6 ve 9 Ağustos tarihlerinde Hiroşima ile Nagasaki’ye birer atom bombası atarak savaşı Japonya için sonlandırmış oluyor ve takip eden uzun yıllar boyunca da Japonya’daki askeri varlığını sürdürüyor. Ne var ki ABD’nin “bu bombaların bu derece güçlü olduğunu bilmiyorduk” beyanı düpedüz yalana dayanıyor zira 1945 bombalamaları öncesinde birçok farklı noktada test yapmış, bombanın vereceği zararı ayrıntılı bir şekilde belgelemişlerdi. Dolayısıyla Godzilla’yı ABD’den bağımsız düşünmek sayısız tarihsel gerçeği alaşağı etmekle eşdeğer. Oppenheimer ile birlikte, senaryo kronolojisinde 1945 yılını da barındıran nükleer enerji temelli iki filmde de 6 ve 9 Ağustos patlamalarına, yani yaklaşık çeyrek milyon insanın öldüğü, 535 bin kişinin de (Hibakusha) ilerleyen yıllarda radyasyona bağlı farklı hastalıklardan dolayı hayatını kaybettiği nükleer bombalamalara doğrudan değinilmediğine tanık olduk, bakalım daha neler göreceğiz.

Minami Hamabe

Hollywood Tipi Senaryo

Birkaç paragraf yukarıda kullandığım “Amerikan Filmi” nitelemesi, sırtını büyük ölçüde senaryoya dayıyor. Godzilla Minus One’ın senaryosunda Hollywood filmlerine hatta Marvel evrenine göndermeler bulmak mümkün. Belli başlı etkilenimlere gelmeden önce Ryunosuke Kamiki’nin canlandırdığı baş karakter Koichi Shikishima’nın, sinemasal olarak her bağlamda “baş karakter” hatta “tek karakter” olduğunun altını çizelim. Sanki karakterler Godzilla etrafında değil de, herşey Shikishima etrafında açımlanıyormuş gibi bir ortam var, bu da elbette sinemada Amerikan tarzı hikaye anlatımının olmazsa olmazlarından biri. Örneğin Vittorio De Sica’nın Bisiklet Hırsızları başyapıtı, Ozu’nun Tokyo Story’si, Kurosawa’nın Yedi Samuray’ı, Rossellini’nin Roma Açık Şehir filmi, hatta Chaplin’in The Kid şaheseri bile bireysel hikayeler anlatmazlar; evet tüm bu filmler merkezine bir aileyi alır ancak zaten ele alınan aile, tarihin o noktasında, o coğrafyada aynı veya benzer şeyleri yaşayan birçok ailenin arketipidir, dolayısıyla film tüm bir toplumu beyazperdeye taşır. Aynı şekilde George Stevens’ın muhteşem üçlemesi de (Shane, Giant, A Place in the Sun) hep belli ailelere (son filmde bir kişiye) odaklanıyor gibi görünse dahi, aslında bütün bir Amerikan toplumunun oluşum şemasını çizer, beyazperdede izlediğimiz bütün bir toplumdur, bir kişi veya bir aile değil.

Ryunosuke Kamiki

Öte yandan mesela Roland Emmerich’in 2004 yapımı The Day After Tomorrow’unun (Yarından Sonra) konusu gereği bütün Dünya’nın veya en azından ABD toplumunun buzul çağı tehlikesi karşısındaki duruşunu anlatması beklenirken, film baştan sona bir kişiye odaklanır, Dennis Quaid’in canlandırdığı Jack Hall karakterine. Godzilla Minus One ise, sonlara doğru bazı sahnelerde Godzilla ile yapılan mücadeleyi tüm Japon toplumuna yedirmeyi az çok başarıyor olsa da, baş karakter Shikishima’ya tanrı gibi davranıyor. Hele bir sahnede Godzilla’nın gürlemesine Shikishima’nın bağırarak karşılık vermesi? Bu bilgiyle ne yapacağız, Kong: Skull Island’da (2017) Samuel L. Jackson’ın karakterinin King Kong’a bağırdığı sahnenin kopyası olması dışında? Her halükarda “canavara karşı tek kişi” alt anlamı çok belirgin. Etkilenimlerden bahsetmeye başlamışken, Shikishima’nın kullanacağı uçağını görmeye uzak çekimde, ağır aksak bir motosikletle gelmesi, tanıdık geldi mi? Hemen hafızanızı tazeleyelim: The Avengers (2012) filminde Hulk (Mark Ruffalo) karakterinin yerle bir olmuş New York’a tam da “ihtiyaç anında” gelişi. Ve tabii ki diğer bir Marvel göndermesi de, Godzilla’yı su yüzeyine çekmeye gelen onlarca gemi sekansı (Avengers Endgame, “on your left” sahnesi). Bunlara öldüğü sanılan (ama gösterilmeyen) karakterin (Minami Hamabe’nin canlandırdığı Noriko) tekrar ortaya çıkışı da eklenebilir.

Yukarıdan aşağı: Godzilla Minus One & The Avengers

Sonuç olarak Godzilla Minus One’ın senaryosu çok sayıda Hollywood etkilenimi içeriyor, bunda bir sorun yok ancak filmin konusu “ABD’nin yarattığı canavar” olunca tüm bu göndermeler seyir keyfini en azından benim için fazlasıyla kaçırıyor. Misal Godzilla ile kalabalık bir gönüllü ordusuyla savaşmaya karar verildiği dokunaklı sahnede dahi, Shikishima odayı terk edecek gibi olunca herkes durup gitmesin diye yalvarıyor, sonlara doğru canavarı tek başına, tek hamleyle Shikishima öldürüyor vs. En önemli ayrıntı ise, filmde iki kilit noktada geçen “benim savaşım” söylemi. Yani Shikishima, Godzilla ile tek başına savaşıyor. Orada kast edilen elbette Shikishima’nın “eski bir kamikaze pilotu” olması (bilindiği üzere Japonya’nın kamikaze pilotlarından beklentisi, hayatta kalmaları değil). Baş kahramanın kendisiyle yüzleşmesi, kişisel bir savaş yürütmesi, bunlar güzel ama “benim savaşım” deyişi herşeye rağmen filmi aşırı derecede kişiselleştirip neredeyse bir Hollywood yapımı haline getiriyor. Başta da söylediğim gibi Gojira filmlerinin ABD sinemasındaki öğeleri doğrudan anlatısına yedirmesine alışık olmadığım için filmin bu yönü beni rahatsız etti, ancak böyle bir refleksle değil de dümdüz, “bir canavar filmi” olarak izlenirse keyif alınacağı muhakkak. Godzilla filmlerine ilginiz olsa da olmasa da Godzilla Minus One’a mutlaka bir şans verin. Şimdiden iyi seyirler.

H. Necmi Öztürk

Bir Cevap Yazın