BLOOD STAR: Hayatta Kalmak Sistematik ve Anonimdir

Lawrence Jacomelli’nin ilk uzun metraj filmi Blood Star (2024), 13. Paris International Fantastic Film Festival (PIFFF) kapsamında dikkat çeken bir diğer film olarak listemizde yer alıyor. Film, festivalin yarışma kategorisinde yer alıyor. Temel olarak kuralsız olan ile kurallı olanı el ele tutuşturmayı deneyen ve bunu yaparken tüm ekranı süzgeçten geçirilmiş kum tanecikleriyle kaplayan Blood Star, gerçekle ilişkili olan herkesi oyun dışı bırakmak için kendi kurallarıyla hareket eden bir yapım. Mekân olarak kurbanını savunmasız bir şekilde bırakacak kadar geniş ve boş alanlar tercih eden Jacomelli, bir nevi açık havada klostrofobiyi tetikleyebilen bir kompozisyon çiziyor. Bu şekilde kurbanlarını tamamen kendi özgür hallerinde bıraksa da hepsi kendi özgürlükleri içinde kısıtlanmış bir kobay olarak tek tek karşımıza çıkıyor. Bu şekilde karşılıklı bir tenis maçına da dönüşen, köşe kapmaca biçiminde ilerleyen sekanslar ve açık alanda tıkanıp kalmış akış içinde kendi hızlarında ilerleyen kurbanlar bir anlamda defile yapar gibi karşımıza çıkıyor. Böylece anlam bakımından zıtlıklar üzerinde ilerleyen yönetmen Blood Star’ı standart bir gerilim yapısından çıkarıp kimi sekanslarda seyirciyi sosyolojik bağlamda düşünmeye de itiyor.

Britni Camacho, John Schwab

Bir Piyasa Maşası Olarak Hukukun Dinamiği

Temelde filmin akışını bir tenis karşılaşması gerçekleştirir edasıyla sırtlayan Britni Camacho (Bobbie) ve John Schwab (Şerif Bilstein); filmin büyük resminde devleşen bir ikili olarak gerilim türünü aksiyona, oradan da soluksuz bir yarış dinamizmine dönüştürüyor. Bu anlamda aksiyonu oldukça yüksek olan Blood Star’ın yapısı gergin dışavurumlara sahip. Uzun bir süre kurban ve avcı olarak takip ettiğimiz ikilinin kimi yaklaşımları mizahi açıdan da filmi renklendirmiş, ancak dozunun olması gerektiği ayarda sabitlendiğini de ekleyelim. Suç unsurunun meşrulaştırılmasıyla bir çocuk oyunu gibi ilerleyen Blood Star, suçu suç olmaktan çıkarıp kurbana bağlı olarak değişmekte olan bir oyuna çevirmeyi arzuluyor. Bu şekilde bilinen sözlük anlamıyla suç, sadece kalıplaşmış bir anlayış biçimi olarak askıya alınmayı bekliyor. Mekân çekimleri kimi zaman Easy Rider’ı (1969) anımsatırken sekansların en az onun kadar hızlı bir akışa sahip olmaması da rahatsız edici bir durağanlık yaratmıyor. Öte yandan Blood Star ile olabildiğince uzaklaştığımız şehir hayatının beton yüzü bizi bir labirentten çıkarıp her tarafı toz kaplı bir başka labirente doğru sürüklüyor. Her ne kadar amaç dönüp dolaşıp bir şekilde beton yığınına dönmek olsa da bir anlamda geçiş olarak kullanılan tozların havada dans ettiği bu mekânın kendisine has bir karakteri olduğunu söylemek gerek.

Britni Camacho

Geridönüşüme Atılan İnsan Bendenleri

Kurbanlar arasında birbirinden farklı ırktan birçok kişinin olması filmin bir diğer eleştirel duruşuna ışık tutarken bu, konu olarak üzerinde doğrudan durulmayan ancak yönetmenin tercihine bağlı olarak varlığını belli aralıklarla hissettiren bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Kendi kimliğine ve kendisine yakın olanı yasa haline getirip diğerlerini kendinin bir nevi yapısal sonucu haline doğru çeken Blood Star, eleştirdiği ve metaforik olarak kullanmış olduğu toplumsal yapının damarlarını film içerisinde birer çerez gibi kullanıyor. Filmdeki her bir karakterin kendisine göre çizmiş olduğu bir karakter yapısı var, bu da filmin arada çıkan seslerini renklendiriyor ve onu durağan bir ses tonuna hapsetmiyor. Tam anlamıyla klasik bir şerif çizimine sahip olan John Schwab, aynı anda güven vereceğini bir hediye gibi sunarken hediye paketinin içerisine patlayıcılar koymayı da unutmuyor. İlk bakışta yüzeysel bir yol filmi gibi görünürken ilk sekanslardan itibaren direksiyonu eline alan aksiyonun sürekli kazan gibi kaynaması filmin tadını daha da kıvamlı hale getiriyor.

John Schwab

Kıvrımlara Sahip Olan Labirentin Ağzı Sulanmış Süs Köpekleri

Klasik bir tatmin edilme hikâyesine dayanan Blood Star, kimi zaman sahip olduğu arka plandaki müzik tınılarıyla kimi zaman ise sadece asfalttan çıkan lastik ıslıklarıyla izleyiciyi de belli bir oranda kapana sıkıştırmayı arzuluyor. Öte yandan karakterlerin kıyafet kullanımı tasarısı da bulundukları mekânın içerisine doğrudan uyum gösterdiğinden, bu filmi bir anlamda kum tanecikleri arasına dikilmiş bir sirk gibi de düşünebiliriz. Bu sirkin diğerlerinden farkı, tüm gidişat sadece öznelere bağlı olarak gelişiyor ve her şey bir yarıştan ibaret. Bu noktadaki tek kural ise sadece “hayatta kalmak” oluyor. Ana karakter kurban olarak ne kadar uzun süre hayatta kalırsa aslında film ona göre şekil alarak anlatısını uzatma seçeneği sunuyor. Öyle ki hemen ilk sekans ile filmin son sekanslarının birbiriyle zıt bir şekilde ancak olabilecek en uyumlu biçimde selam etmesi teknik anlamda da mizahi bir imza bırakıyor. Lawrence Jacomelli, ilk filmi Blood Star’ın dikkat çekici akışıyla ve eleştirel bakış açısıyla gerilim türüne bir anlamda kendi tarzında bir ciddiyet eklemiş oluyor. Yasal olarak ödünç aldığı bir konumun kullanım biçimi ve sınıfsal sınırlara dayanan bir yolculuğun dilini kendi elleriyle kesmeye çalışan filmin tarafsız görünen yanı potansiyelini pozitif yöne doğru inşa ediyor. Bu da nihayetinde oyun bitimine ulaşabilen herkesi bekleyen yeni bir tuzak türü olarak kulağınıza üfleniyor.

Burcu Meltem Tohum

Bir Cevap Yazın